1. Haberler
  2. Analiz
  3. Irak Analizi
  4. ABD ve Suudi Arabistan’dan Irak’a ortak saldırı: Orta Doğu yeni bir krizin eşiğinde

ABD ve Suudi Arabistan’dan Irak’a ortak saldırı: Orta Doğu yeni bir krizin eşiğinde

Görselin merkezinde Irak, iki yanında ABD ve Suudi Arabistan bayrakları yer alırken arka plandaki tesislerden alevler ve yoğun duman yükseliyor; Washington ve Riyad’ın Irak topraklarına yönelik ortak saldırısını ve bölgesel savaşın genişleme tehlikesini simgeleyen bir görüntü.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki bazı noktalara düzenlediği ortak hava saldırıları, bölgesel savaşın kapsamının genişlediğine ve Riyad’ın İran’la bağlantılı güçlerle çatışmaya daha doğrudan dâhil olduğuna işaret ediyor. Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırılarda en az 20 kişi hayatını kaybetti, 32 kişi yaralandı; ancak bu rakamlar henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı. Washington ve Riyad, operasyonu Suudi Arabistan’a ve Amerikan güçlerine yönelik insansız hava aracı saldırılarına karşılık olarak nitelendirirken Bağdat, saldırıları Irak’ın egemenliğinin açık bir ihlali olarak değerlendirdi. İHA’ların kaynağının belirsizliği, Haşdi Şabi’nin Irak’ın resmî güvenlik yapısındaki konumu ve misilleme ihtimali, bu olayı bölgesel krizin en tehlikeli dönüm noktalarından biri hâline getirdi.

Operasyonun ayrıntıları

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan ve Suudi savaş uçaklarının Irak’ın farklı bölgelerinde İran destekli gruplara ait bazı lojistik merkezlerini ve silah depolarını hedef aldığını açıkladı. Amerikan kaynakları, hedeflerin önemli bir bölümünün Irak’ın doğusunda bulunduğunu belirtirken Haşdi Şabi, ülkenin çeşitli noktalarındaki merkezlerinin saldırıya uğradığını bildirdi.

ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’a düzenlediği ortak hava saldırısının ardından hedef alınan bölgeden yükselen alevler ve yoğun duman; Bağdat, operasyonu ülkenin egemenliğinin açık bir ihlali olarak nitelendirdi.

Operasyonun tam olarak ne zaman gerçekleştirildiği, operasyona katılan savaş uçaklarının sayısı, kullanılan mühimmatın türü ve hedeflerin eksiksiz listesi henüz kamuoyuna açıklanmadı. ABD ve Suudi Arabistan, operasyonun iki ülkenin koordinasyonuyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. Ancak Bağdat yönetiminin önceden bilgilendirildiğine veya operasyona onay verdiğine ilişkin herhangi bir kanıt yayımlanmış değil. Iraklı yetkililerin açıklamaları ise hükümetin bu operasyona izin vermediğini gösteriyor.

Saldırılar, Suudi Arabistan’ın Irak topraklarından ülkenin doğusundaki petrol tesislerine doğru fırlatıldığını ileri sürdüğü bazı insansız hava araçlarını etkisiz hâle getirdiğini açıklamasının ardından gerçekleştirildi. Iraklı kaynaklar ise bu iddiayı reddederek Suudi Arabistan topraklarına yönelik herhangi bir saldırı düzenlemediklerini savunuyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı da saldırıların “belirli hedeflere” yönelik olarak ve CENTCOM’la koordinasyon içinde gerçekleştirildiğini açıkladı. Riyad, operasyonu Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın meşru müdafaa hakkını düzenleyen 51. maddesine dayanan savunma amaçlı bir eylem olarak nitelendirdi. Suudi yönetimi, krizi tırmandırmayı amaçlamadığını; ancak ülke topraklarına ve altyapısına yönelik saldırılara karşılık vereceğini belirtti.

Iraklı silahlı gruplar, Suudi Arabistan’a yönelik insansız hava aracı saldırılarında herhangi bir rolleri bulunduğunu reddetti. “Irak İslami Direnişi”, Riyad’ın iddialarını uydurma olarak nitelendirdi ve operasyonun Yemenli güçler tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini dolaylı biçimde öne sürdü.

Yemen’deki Ensarullah da aynı dönemde Suudi Arabistan’a ait “NCC Ghazal” tankerine ve ülkenin petrol endüstrisiyle bağlantılı bazı hedeflere düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi. Bu durum, saldırıların tamamının Irak’ta konuşlu gruplara atfedilmesini güçleştiriyor. Bununla birlikte, Irak kaynaklı olduğu iddia edilen İHA operasyonları ile Ensarullah’ın saldırılarının birbirinden bağımsız iki ayrı operasyon dizisi olması da ihtimaller arasında bulunuyor.

Irak hükümetinin tepkisi

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ülkenin Ulusal Güvenlik Konseyini olağanüstü toplantıya çağırdı ve Irak’ta faaliyet gösteren gruplara atfedilen İHA saldırılarının araştırılması talimatını verdi. Irak ordusu da ülke topraklarının komşu ve dost devletlere saldırmak amacıyla kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkladı.

Irak bayraklarının önünde açıklama yapan üst düzey Iraklı yetkili; Bağdat, ABD ve Suudi Arabistan’ın ortak saldırısını Irak’ın egemenliğinin açık bir ihlali ve ülkenin resmî güvenlik kurumlarına yönelik bir saldırı olarak kınadı.

Buna karşılık Irak Cumhurbaşkanlığı, ABD ve Suudi Arabistan’ın saldırılarını “kabul edilemez bir saldırı” ve “Irak’ın egemenliğinin açık bir ihlali” olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanlığı ayrıca ülkenin resmî güvenlik kurumlarına ait merkezlerin hedef alındığını vurguladı.

Bu ikili tepki, Bağdat yönetiminin içinde bulunduğu güç durumu ortaya koyuyor. Irak hükümeti bir yandan ülke topraklarının komşu devletlere yönelik saldırılar için bir üs hâline gelmesini engellemek zorunda; diğer yandan resmî güvenlik teşkilatının bir parçasına yönelik dış saldırıyı siyasi bir karşılık vermeden bırakamaz.

Bu operasyon, devam eden kriz sırasında ABD ile Suudi Arabistan’ın Irak topraklarına yönelik kamuoyuna açıklanmış ve doğrulanmış ilk ortak askerî saldırısı olarak değerlendirilebilir. Riyad, bu operasyona kadar daha çok hava savunmasına, insansız hava araçlarının etkisiz hâle getirilmesine ve Bağdat yönetimine silahlı grupları denetim altına alması yönünde çağrıda bulunmaya odaklanıyordu.

Suudi savaş uçaklarının sınır ötesi bir operasyona katılması, Suudi Arabistan’ı savunma pozisyonundaki bir ülkeden çatışma sahasının doğrudan aktörlerinden birine dönüştürüyor. Riyad operasyonu sınırlı ve savunma amaçlı olarak nitelendirse bile İran’la bağlantılı gruplar bundan böyle Suudi Arabistan’ın petrol tesislerini, havaalanlarını, askerî üslerini ve deniz taşımacılığı güzergâhlarını meşru hedefler olarak tanımlayabilir.

Saldırının meşruiyetine ilişkin kuşkular ve Irak hükümeti üzerindeki artan baskı

Washington ve Riyad, operasyonlarını “meşru müdafaa hakkına” dayandırarak gerekçelendirdi. Ancak Suudi Arabistan’a saldıran İHA’ların Irak topraklarından fırlatıldığını veya Haşdi Şabi güçlerinin bu saldırılarda rol oynadığını kanıtlayan güçlü ve bağımsız deliller bugüne kadar kamuoyuyla paylaşılmadı. Irak hükümetinin operasyondan önceden haberdar edilip edilmediği veya operasyona onay verip vermediği de bilinmiyor.

Bu koşullar altında meşru müdafaa iddiası; saldırıların kaynağı, askerî müdahalenin zorunluluğu, bombardımanın ölçülülüğü ve Irak’ın egemenliğine saygı gösterilip gösterilmediği konusunda ciddi sorular doğuruyor. Operasyonla ilgili belgeler yayımlanmadığı sürece, İHA saldırılarına ilişkin suçlamaların kanıtlanmış verilere dayanmaktan ziyade ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak topraklarına yönelik saldırısına gerekçe oluşturmak amacıyla kullanılmış olabileceği ihtimali gündemde kalacaktır.

Tehdit yalnızca Suudi Arabistan’ın tesisleriyle sınırlı değil. Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırıların artması ve Ensarullah’ın Bâbülmendep’teki deniz taşımacılığına yönelik tehditleri, ticaret ve enerji nakli açısından stratejik öneme sahip iki güzergâhı güvensiz hâle getiriyor. Normal koşullarda dünya genelinde ticareti yapılan petrolün yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Krizin devam etmesi, gemilerin sigorta maliyetlerini ve navlun ücretlerini artırabilir, bazı şirketleri güzergâhlarını değiştirmeye yöneltebilir ve nihayetinde küresel piyasalarda petrol, yakıt ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının yükselmesine neden olabilir.

Washington ve Riyad’ın ortak saldırısı, bu iki ülke açısından da sonuçsuz kalmayacaktır. Iraklı gruplar misilleme amacıyla Amerikan üslerine, büyükelçiliklerine ve askerî konvoylarına yönelik saldırıları yeniden başlatabilir. Bu durum, Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesi için bir takvim belirlenmesine yönelik siyasi baskıyı da artırabilir.

Suudi Arabistan ise misilleme saldırılarının rafinerilere, petrol boru hatlarına, limanlara, havaalanlarına ve su arıtma tesislerine yayılması riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Riyad bir yandan caydırıcılık kapasitesini göstermek isterken diğer yandan İran’la gerilimi azaltma sürecinin tamamen çökmesini istemiyor. Saldırıların tekrarlanması veya can kayıplarının artması, bu dengeyi korumayı zorlaştırarak Suudi Arabistan’ı çatışmanın doğrudan taraflarından biri hâline getirebilir.

Nihai analiz

ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak topraklarına yönelik ortak saldırısı, yalnızca birkaç silah deposunu hedef alan cezalandırıcı bir operasyon olarak değerlendirilemez. Haşdi Şabi, Irak silahlı kuvvetleri yapısının yasal bir parçasıdır ve ülke yönetiminin komutası altında bulunmaktadır. Bağdat, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahiptir ve prensip olarak saldırıya katılan aktörlere ve askerî merkezlere, bunlar arasında ABD’ye ait veya ABD bağlantılı üsler ile Suudi Arabistan’daki askerî hedefler de olmak üzere, karşılık verebilir. Suudi Arabistan ve ABD’nin tek taraflı biçimde Irak topraklarına saldırması, Orta Doğu’daki savaş ortamının daha da genişlemesine zemin hazırlayabilir. Şimdi Bağdat’ın bu açık saldırıya nasıl karşılık vereceğini görmek gerekiyor.

Bazı analistler, ABD ve Suudi Arabistan’ın askerî müdahalesinin Irak’ı istikrarsızlığa ve kaosa sürüklemeyi amaçladığını düşünüyor. Böyle bir ortam, İran’a karşı daha kapsamlı bir askerî müdahalenin koşullarını kolaylaştırabilir. Bu senaryoya göre iç gerilimin tırmanması, siyasi ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların artması ve merkezi yönetimin otoritesinin zayıflaması, Irak’ı son derece gergin bir ortama dönüştürecek; ülke topraklarının veya hava sahasının sonraki operasyonlarda kullanılma ihtimalini artıracaktır.

Bu açıdan bakıldığında Haşdi Şabi’yi zayıflatma veya ortadan kaldırma girişimi, ABD’nin İran’a askerî erişiminin önündeki engelleri azaltmaya yönelik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirme doğruysa Haşdi Şabi üzerindeki baskının, dış saldırıların ve ülke içindeki tepkilerin devam etmesi; Irak’ta örgütlü bir kaos ortamının oluşması beklenebilir. Böyle bir istikrarsızlık, İran’a yönelik daha kapsamlı bir askerî müdahale ve saldırının önünü açabilir.

ABD ve Suudi Arabistan’dan Irak’a ortak saldırı: Orta Doğu yeni bir krizin eşiğinde
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!