1. Haberler
  2. Analiz
  3. ABD Yaptırımları ve Küba’da İnsani Krizin Oluşumu

ABD Yaptırımları ve Küba’da İnsani Krizin Oluşumu

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1959 Devrimi’nden önce Küba, Latin Amerika’da ABD’nin etkisi altında bulunan yapay biçimde geliştirilmiş ülkelerden biri olarak görülüyordu. Küba ekonomisi bu dönemde büyük ölçüde Amerikan sermayesine bağımlıydı ve ülkenin ekonomik faaliyetleri fiilen ABD politikaları çerçevesinde şekilleniyordu. Bu durum, Küba halkı arasında derin bir aşağılanma ve hayal kırıklığı duygusu oluşturmuştu. Söz konusu toplumsal rahatsızlık, Fidel Castro’nun yükselişi ile Castro Devrimi’nin ortaya çıkmasının ve ülkedeki sanayilerin millileştirilmesinin temel zeminini hazırladı. Millileştirme politikaları sonucunda Amerikalı sermayedarların Küba’daki geniş ekonomik kaynaklar üzerindeki hakimiyeti sona erdi. Bunun ardından Washington ile Havana arasındaki ilişkiler hızla kötüleşti ve 1960 yılından itibaren ABD ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı. Amerika Birleşik Devletleri Küba’ya ihracatı kısıtladı, Küba’dan şeker alımını durdurdu ve nihayet 1962 yılında kapsamlı ekonomik ambargoyu resmen yürürlüğe koydu.

ABD’nin yaptırım politikası, yalnızca bağımsızlık ve özgürlük arayışında olan bir ülke nedeniyle Küba halkını hedef aldı. İnsanlık dışı olan bu durum, günümüzün yozlaşmış küresel düzeni içerisinde maalesef sıradan ve olağan bir uygulama gibi gösterilmektedir. Yaptırımlar başlangıçta Küba ekonomisini son derece kırılgan hale getirdi; ancak Sovyetler Birliği bu baskının etkisini büyük ölçüde dengeledi. Moskova, Havana’ya ucuz petrol, ihracat pazarı ve geniş mali destek sağlıyordu. Bu nedenle Küba, 1970’ler ve 1980’ler boyunca yaptırımlara rağmen kapsamlı bir ücretsiz eğitim ve sağlık sistemi kurmayı başardı; sağlık ve okuryazarlık göstergelerinde önemli ilerlemeler kaydetti. Ancak Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında dağılması Küba için tarihî bir darbe oldu. Ülke bir anda dış ticaretinin yaklaşık yüzde 80’ini kaybetti ve “Özel Dönem” olarak bilinen sürece girdi. Bu dönem; uzun süreli elektrik kesintileri, ciddi gıda kıtlığı ve ulaşım sisteminin çöküşü ile hatırlanmaktadır.

Venezuela: Küba’nın Kurtarıcısı

2000 yılında Fidel Castro ile Hugo Chávez arasında imzalanan anlaşma kapsamında Venezuela, Küba’ya her gün on binlerce varil petrolü son derece düşük fiyatlarla ve kredi kolaylığıyla sağlamaya başladı. Buna karşılık Küba da Venezuela’ya doktorlar, öğretmenler, teknik personel ve güvenlik danışmanları gönderiyordu. Bu iş birliği daha sonra Petrocaribe projesi çerçevesinde genişletildi. İş birliğinin zirve döneminde Venezuela, Küba’ya günlük 100 bin varilden fazla petrol gönderiyordu. Bu petrol yalnızca Küba’nın elektrik üretimi ve ulaşım sistemini ayakta tutmakla kalmıyor, aynı zamanda bir kısmı yeniden ihraç ediliyor ya da rafinerilerde işlenerek ülke için önemli bir döviz gelirine dönüşüyordu.

Bu model Küba için hayati öneme sahipti; çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ülke artık istikrarlı bir enerji kaynağına sahip değildi. Venezuela’dan gelen ucuz petrol, fiilen Sovyet yardımlarının yerini aldı ve Küba’nın 1990’lardaki krizden kısmen çıkmasına imkân sağladı. Bu dönemde yaygın elektrik kesintileri azaldı, toplu taşıma sistemi yeniden canlandı ve devlet, sübvansiyonlu gıda dağıtım sistemi ile sosyal hizmetlerin bir bölümünü ayakta tutmayı başardı.

Ancak sorun şuydu: bu yapı, Küba için son derece tehlikeli ve derin bir bağımlılık oluşturdu. Küba ekonomisi yapısal reformlar yapmak yerine yeniden dış bir destekçiye bağımlı hale geldi; bu kez Venezuela’ya. Aynı zamanda Venezuela da derin bir ekonomik krize sürüklendi. Küresel petrol fiyatlarındaki düşüş, yaygın yolsuzluk, PDVSA petrol şirketinin (Venezuela devlet petrol şirketi) yıpranması, nitelikli iş gücünün göç etmesi ve en önemlisi ABD’nin Venezuela petrol sektörüne yönelik yaptırımları, ülkenin üretim ve ihracatını ciddi biçimde azalttı. Küba enerji kriziyle ilgili analizlere göre, Venezuela’nın Havana’ya petrol ihracatı zirve dönemlerde günde 100 bin varilden fazla iken, yaklaşık 40 bin varile ve daha sonra bunun da altına düştü.

Nicolás Maduro’nun Venezuela’da iktidardan düşmesi ve Küba üzerindeki baskıların artmasıyla durum son derece kritik bir hâl aldı. Venezuela’dan yapılan petrol sevkiyatı ciddi biçimde azaldı ve sonraki aşamalarda tamamen kesildi. Bazı analistlere göre Küba’nın mevcut durumu çok daha karmaşık hale gelmiştir; çünkü bu kez ne Sovyetler Birliği vardır ne de Venezuela eski düzeyde petrol desteği sağlayabilecek kapasitededir. Elektrik ve yakıt krizi artık Küba’daki ekonomik çöküşün en önemli ekseni haline gelmiştir. Mayıs 2026’da yayımlanan raporlara göre Küba Enerji Bakanı, ülkenin dizel ve fuel oil stoklarının fiilen tükendiğini ve elektrik şebekesinin “kritik” bir durumda olduğunu açıklamıştır. Havana’nın bazı bölgeleri ve doğu illerinde insanlar günde 20 saatin üzerinde elektrik kesintisi yaşamaktadır.

Ağır kuşatma ve yaptırımlar

Bu elektrik kesintileri yalnızca bir refah sorunu değildir; aynı zamanda tüm ekonomi ve toplumsal düzeni felce uğratmaktadır. Küçük sanayi işletmeleri kapanmakta, gıda maddeleri tropikal sıcaklıkta bozulmakta, su pompalama sistemleri aksamakta ve toplu taşıma neredeyse tamamen durma noktasına gelmektedir. Reuters’ın Mayıs 2026 tarihli haberine göre, elektrik kesintileri Havana’da geniş çaplı protestolara yol açmış ve insanlar sokaklarda “Elektriği geri verin” sloganları atmıştır.

Yakıt krizinin kökeni, yüzeyde altyapının yıpranması ve kötü yönetim gibi çeşitli nedenlere dayandırılsa da, asıl temel sebep Havana’ya karşı uygulanan adaletsiz yaptırımlardır; bu yaptırımlar neoliberal ve vahşi ABD sistemi tarafından uygulanmaktadır. Başka bir ifadeyle ABD, küresel yönetim sistemi üzerindeki geniş hâkimiyetine dayanarak ve tek kutuplu bu düzende kendisini rakipsiz görerek, kendisine yönelik her türlü muhalefeti en sert biçimde hedef almaktadır. Uluslararası sistemde, meşru bir ülkenin cumhurbaşkanının neredeyse askeri bir operasyonla kaçırılıp açıkça ve büyük bir gururla ABD’ye götürüldüğü, ancak buna karşı uluslararası toplumdan hiçbir tepkinin yükselmediği bir düzen söz konusudur. Venezuela’dan Nicolás Maduro’nun kaçırılması, ABD’nin mevcut düzenin ana gücü olarak kurduğu bu “orman düzeninin” açık bir görüntüsüdür. Tıpkı uluslararası toplumun Gazze’de İsrail’in vahşi katliamları karşısında sessiz kalması ve hiçbir tepki göstermemesi gibi; tıpkı uluslararası toplumun İran’ın Minab kentindeki bir okulda ABD tarafından çocukların öldürülmesi karşısında sessiz kalması gibi; Küba üzerindeki ağır kuşatma ve halkın sessizce maruz kaldığı yıkım karşısında da dünya kamuoyu sessiz kalmakta ve hiçbir tepki göstermemektedir.

Enerji krizi doğrudan gıda krizine yol açmıştır. Küba tarımı; yakıt, gübre ve tarım makineleri ithalatına bağımlıdır. İthalattaki azalma ve elektrik kesintileri yerli gıda üretimini düşürmüş, devlet ise geçmişte olduğu gibi sübvansiyonlu gıda kotalarını artık karşılayamaz hale gelmiştir. UNICEF’in 2024 ve 2025 raporları, gıda üretimindeki düşüşün ve döviz kaynaklarındaki yetersizliğin toplumun büyük bir kısmı için gıda güvenliğini tehdit ettiğini vurgulamaktadır.

Devlet işletmelerine ait marketlerde et, süt, yağ ve hatta ekmek gibi temel ürünlerde yaygın kıtlıklar bildirilmekte; serbest piyasada ise gıda fiyatları keskin biçimde artmaktadır. Birçok insan temel gıda maddelerini satın alabilmek için saatlerce kuyrukta beklemektedir. Bu koşullar altında Çin’den ve bazı uluslararası kuruluşlardan gelen gıda yardımları daha da kritik hale gelmiştir. Çin, 2026 yılında Küba’ya on binlerce ton pirinç ve tarım ekipmanı göndermiştir.

Küba’nın bir zamanlar rejimin en önemli başarılarından biri olarak gösterilen sağlık sistemi de artık ağır bir baskı altındadır. Küba, tıp eğitimi ve genel sağlık hizmeti kapsamı açısından Latin Amerika’da hâlâ önemli bir konuma sahip olsa da, ilaç eksikliği, elektrik kesintileri, hastanelerin yıpranması ve doktor göçü sistemi kritik bir noktaya sürüklemiştir. Birleşmiş Milletler’in son raporları, sürekli elektrik kesintilerinin ameliyatların yapılmasını, kan bankalarının işleyişini, aşıların korunmasını ve yenidoğan bakımını ciddi şekilde aksattığını uyarmaktadır. Yüz binden fazla hasta ameliyat sırası beklemekte ve tıbbi ekipman eksikliği endişe verici bir seviyeye ulaşmış durumdadır.

Sosyal alanda ise ekonomik kriz ve yaşam kalitesindeki düşüş yeni bir göç dalgasını tetiklemiştir. Yüz binlerce Kübalı son yıllarda ülkeyi terk etmiştir; bu eğilim yalnızca içerdeki sosyal baskının bir göstergesi olmakla kalmayıp, aynı zamanda nitelikli iş gücünün kaybına ve ülkenin üretim kapasitesinin aşınmasına da yol açmıştır. Doktorların, mühendislerin ve eğitimli genç iş gücünün göç etmesi, ekonominin yeniden inşa edilmesini daha da zorlaştırmaktadır. Buna karşılık devlet, güvenlik kontrolü, mal kıtlığına dayalı kotalar ve merkezi dağıtım sistemini koruma yoluyla geniş çaplı istikrarsızlığı önlemeye çalışmaktadır.

Özellikle finans ve enerji alanındaki ABD yaptırımları, Küba’nın ekonomik reform yapma veya nefes alma kapasitesini ciddi şekilde sınırlandırmıştır. İkincil yaptırımlar, bankaların, sigorta şirketlerinin, deniz taşımacılığı firmalarının ve yabancı yatırımcıların Küba ile iş birliği yapmaktan çekinmesine yol açmıştır. Bu durum, gıda, yakıt ve ilaç ithalatının maliyetini önemli ölçüde artırmış ve Küba’nın küresel finans sistemine erişimini zorlaştırmıştır. Hatta birçok Avrupa ve Asya şirketi bile ABD’nin olası cezai yaptırımlarından korktuğu için Küba ile olan iş birliklerini sınırlandırmaktadır.

Nihai analiz

Küba’daki mevcut kriz, yalnızca içsel ekonomik yetersizliklerin veya kötü yönetimin sonucu olarak açıklanamaz; aksine, Küba ekonomisinin yapısal zayıflıkları ile dünyanın en uzun süreli ve en sert yaptırım rejimlerinden biri olan ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından 60 yılı aşkın süredir uygulanan sistemin kesişmesinin doğrudan bir ürünüdür. ABD, 2026 yılında bu rejimi benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyarak “enerji ablukası”nı daha da sıkılaştırmış; Küba’ya petrol sağlayan ülke ve şirketleri tehdit etmiş, tankerleri yaptırım kapsamına almış, finansal sistemi kısıtlamış ve Havana ile iş birliği yapan tüm aktörlere karşı ikincil yaptırımlar uygulamıştır. Bu durum, ülkeye hayati öneme sahip yakıt akışını fiilen kesintiye uğratmıştır. Öyle ki Küba Enerji Bakanı, ülkenin “hiçbir dizel ve fuel oil rezervinin kalmadığını” ve bazı bölgelerde halkın günde 22 saate kadar elektriksiz yaşadığını açıklamıştır. Hatta Birleşmiş Milletler uzmanları bu politikayı, doğrudan Küba halkının temel haklarını hedef alan bir “enerji açlığı” olarak nitelendirmiştir. Venezuela’dan gelen petrolün azalması ve ABD’nin enerji ablukasıyla birlikte, zaten yıpranmış olan elektrik altyapısı, hastaneler, ulaşım sistemi, gıda üretimi ve sağlık hizmetleri ciddi bir çöküş riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Sonuç olarak ABD yaptırımları artık yalnızca siyasi bir baskı aracı olmaktan çıkmış, Küba’da gıda kıtlığı, uzun süreli elektrik kesintileri ve kitlesel göç gibi insani krizleri derinleştiren belirleyici bir faktöre dönüşmüştür; birçok gözlemci bu durumu, küçük ve izole bir ülkeye karşı yürütülen ekonomik yıpratma savaşı olarak tanımlamaktadır.

Ne yazık ki bu durumda uluslararası toplumdan ve küresel kamu kurumlarından hiçbir ses yükselmemektedir. ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni sanki kendisi için hiçbir sınır tanımamakta ve her türlü müdahaleyi her biçimde meşru görmektedir. Bu karanlık küresel atmosferde, Orta Doğu’daki gelişmeler ve İran ile Hürmüz Boğazı çevresindeki durum, bu tek kutuplu düzenin çıkmaza girdiğine ve sonuna yaklaştığına dair bir umut penceresi olarak değerlendirilmektedir. ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik saldırısının başarısız olması, belki de yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olacaktır. İnsanların artık hedeflere ulaşmak için bir araç veya meta olarak görülmediği çok kutuplu bir düzen… Bekleyip görmek gerekir; bu yeni düzen ABD’nin tek kutuplu ve yozlaşmış düzeninin yerini alabilecek mi? Eğer alabilirse Küba da uzun yıllar sonra yeniden aydınlık ve güzel Havana’yı görebilecek ülkeler arasında yer alacaktır.

ABD Yaptırımları ve Küba’da İnsani Krizin Oluşumu
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!