1. Haberler
  2. Analiz
  3. ABD Analizi
  4. Yüksek Faiz, Kırılgan Enflasyon: Türkiye Ekonomisinde Hassas Dönem

Yüksek Faiz, Kırılgan Enflasyon: Türkiye Ekonomisinde Hassas Dönem

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası binasının önündeki Türk lirası banknotları, yüzde 37 faiz göstergesi ve ekonomideki kırılganlığı simgeleyen dalgalı kırmızı grafik.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, son toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Bu karar, para politikası yapıcısının, enflasyonun hızında kademeli bir düşüş yaşanmasına rağmen yeni bir faiz indirimi sürecini başlatmak için koşulların henüz uygun olmadığı görüşünde olduğunu gösteriyor. Enerji fiyatlarındaki artış, Türk lirası üzerindeki baskı ve ABD para politikasının izleyeceği rotaya ilişkin belirsizlik, para politikasının hızla gevşetilmesinin önündeki üç temel engel olarak öne çıkıyor.

Ankara’nın kararı, ABD Merkez Bankasının (Fed) eylül ayı toplantısının devam ettiği bir dönemde alındı. Toplantının sonucunun 16 Eylül günü ABD Doğu Saati ile 14.00’te, Tahran saatiyle yaklaşık 21.30’da açıklanması planlanıyor. Bu raporun hazırlandığı sırada nihai karar henüz açıklanmamıştı ve Fed’in son resmi faiz oranı hâlâ yüzde 3,50 ile yüzde 3,75 aralığındaydı.

Türkiye’de politika faizi yüzde 37’de sabit tutuldu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 10 Eylül tarihli toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37 seviyesinde tuttu. Gecelik borç verme faiz oranı yüzde 40, gecelik borçlanma faiz oranı ise yüzde 35,5 seviyesinde bırakıldı.

Yüksek enflasyonun, yüzde 37’lik politika faizinin ve Merkez Bankası kararlarının etkisi altında bulunan Türk lirası banknotları.

Merkez Bankası, kararına ilişkin açıklamasında, aylık dalgalanmalara rağmen enflasyonun ana eğiliminin gerilemekte olduğunu ve iç talepteki zayıflığın fiyat baskılarının hafiflemesine katkı sağladığını belirtti. Bununla birlikte jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon açısından hâlâ önemli bir yukarı yönlü risk oluşturuyor. Para politikası yapıcısı ayrıca enflasyon görünümünün belirlenen hedeflerden belirgin biçimde sapması durumunda para politikasını yeniden sıkılaştırmaya hazır olduğunu vurguladı.

Faizin sabit tutulması, enflasyonla mücadelenin sona erdiği anlamına gelmiyor. Bu karar daha çok iç ve dış koşulların değerlendirilmesi için verilen bir ara niteliği taşıyor. Merkez Bankası, faiz oranını erken düşürerek dövize olan talebi canlandırmak istemiyor; ancak faizin yeniden artırılması da finansman maliyetlerini yükseltebilir ve ekonomik büyüme üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.

Enflasyon hâlâ yüzde 31’in üzerinde

Türkiye’de yıllık tüketici enflasyonu ağustos ayında yüzde 31,51’e ulaştı. Fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon; konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,77, ulaştırmada yüzde 35,08 ve gıda ürünlerinde yüzde 33,79 olarak kaydedildi. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi de ağustos ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 27,95 yükseldi.

Yüzde 37’lik politika faizi ile yüzde 31,51’lik yıllık enflasyon arasındaki fark, basit bir hesaplamayla geriye dönük reel faiz oranını yaklaşık yüzde 5,5’e getiriyor. Bu pozitif fark, Türk lirası cinsinden mevduatların cazibesini korumak ve döviz talebini sınırlamak açısından önem taşıyor. Ancak etkin reel faiz oranı, geleceğe yönelik enflasyon beklentilerine, Türk lirasındaki değer kaybının boyutuna ve yatırımcı güvenine de bağlıdır.

Hanehalkı ve şirketler, enflasyonun ya da döviz kurunun yeniden hızlanacağını düşünürse yüzde 37’lik nominal faiz oranı bile tasarrufların dolar, altın ve diğer varlıklara yönelmesini engellemek için yeterli olmayabilir. Bu nedenle Merkez Bankasının verdiği mesajların güvenilirliği, neredeyse faiz oranının kendisi kadar önem taşıyor.

Merkez Bankası faizi neden henüz düşürmedi?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kararını üç temel etken açıklıyor.

Birincisi, hizmet, konut ve gıda enflasyonu hâlâ yüksek ve bu alanlardaki gerileme genellikle mal enflasyonundaki düşüşten daha yavaş gerçekleşiyor. Ücretlerde, kiralarda ve hizmet fiyatlarında yaşanan artışlar, tüketici talebinin zayıf olduğu koşullarda bile enflasyonun uzun süre yüksek kalmasına neden olabilir.

Enflasyonu kontrol altına almak ve Türk lirasını desteklemek amacıyla politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Ankara’daki binası.

İkincisi, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış Türkiye ekonomisini doğrudan etkiliyor. Türkiye, ihtiyaç duyduğu enerjinin büyük bölümünü ithal ediyor. Bu nedenle küresel enerji fiyatlarındaki artış, ithalat maliyetini ve döviz ihtiyacını yükseltiyor. Türk lirasındaki değer kaybı da bu şoku güçlendiriyor ve yakıt, ulaştırma, elektrik ve ham maddeler üzerinden mal ve hizmet fiyatlarına yansıyor.

Üçüncüsü, ABD para politikasına ilişkin belirsizlik hâlâ devam ediyor. Fed’in kararı netleşmeden önce Türkiye’de faiz oranının düşürülmesi, Türk lirası ve dolar cinsinden varlıkların getirileri arasındaki farkı azaltabilir ve Türkiye’den sermaye çıkışı olasılığını artırabilirdi. Merkez Bankası, faizi sabit tutarak küresel piyasaların Washington’ın kararına vereceği tepkiyi değerlendirmek için fiilen zaman kazanmış oldu.

Fed hangi kararı almıştı?

Fed, 29 Temmuz tarihli toplantısında faiz oranı hedef aralığını yüzde 3,50 ile yüzde 3,75 seviyesinde sabit tuttu. Dikkat çeken nokta, Federal Açık Piyasa Komitesi içindeki görüş ayrılığıydı: Üç üye, faiz oranının 0,25 puan artırılmasını istedi.

Fed, ABD’de ekonomik faaliyetlerin güçlü seyrini sürdürdüğünü, ancak kısmen enerji şokları ve arz kesintilerinin etkisiyle enflasyonun yüksek kalmaya devam ettiğini açıkladı. Toplantı tutanakları da petrol fiyatlarındaki artışın ve Orta Doğu’daki gerilimlerden kaynaklanan belirsizliğin, faiz beklentileri ile tahvil piyasasını etkilediğini gösterdi.

Fed’in bir sonraki toplantısı 15 ve 16 Eylül tarihlerinde gerçekleştirildi. Toplantı kararının ABD Doğu Saati ile 14.00’te, Fed Başkanı’nın basın toplantısının ise saat 14.30’da yapılması planlandı. Bu nedenle söz konusu saatten önce eylül toplantısının sonucunu kesin olarak açıklayan her haber erken olacaktır.

ABD’nin kararı Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

ABD’deki faiz oranları ile Türkiye ekonomisi arasındaki bağlantı; dolar, sermaye hareketleri, enerji fiyatları ve dış borçlanma maliyetleri üzerinden kuruluyor.

Fed’in faiz oranını artırması durumunda ABD Hazine tahvillerinin getirisi yükselir ve dolar cinsinden varlıkları elde tutmak daha cazip hâle gelir. Böyle bir durumda sermayenin bir bölümü gelişmekte olan piyasalardan çıkabilir. Bunun Türkiye açısından sonucu; dolara olan talebin artması, Türk lirasının baskı altında kalması, dış finansman maliyetinin yükselmesi ve faiz indiriminin daha zor hâle gelmesi olabilir.

Fed’in faiz oranını sabit tutmasına rağmen enflasyon konusunda sıkı bir tutum benimsemesi durumunda, piyasa üzerindeki etki sınırlı bir faiz artışına benzer olabilir. Yatırımcılar yalnızca faiz oranına bakmaz; önümüzdeki aylara ilişkin görünüm ve Fed Başkanı’nın açıklamalarındaki ton da doların değeri ile sermaye hareketlerini etkiler.

ABD’de faiz oranının düşürülmesi, gelişmekte olan piyasalar üzerindeki baskının bir bölümünü hafifletebilir ve Türkiye’de faiz indirimi için daha fazla alan yaratabilir. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bu senaryoda bile yalnızca Washington’ın kararına dayanarak hareket edemez. Yurt içi enflasyon, halkın beklentileri, Türk lirasının durumu ve hükümetin maliye politikası daha belirleyici unsurlar olacaktır.

ABD ile Türkiye arasındaki büyük faiz farkı

Türkiye’deki yüzde 37’lik faiz oranı ile ABD’deki yüzde 3,50–3,75 aralığındaki faiz oranı arasındaki nominal fark oldukça büyüktür. Bu fark, yabancı yatırımcıları taşıma işlemlerine ya da “carry trade” olarak adlandırılan yönteme çekebilir. Bu yöntemde yatırımcı, düşük faizli bir para birimi üzerinden finansman sağlar ve yüksek getiri sunan Türk lirası cinsinden varlıklar satın alır.

ABD Merkez Bankasının doların değeri, sermaye akımları ve Türkiye’nin para politikası üzerinde etkili olan faiz kararını açıklayan Fed Başkanı.

Ancak bu işlemlerden elde edilecek kazanç garanti değildir. Türk lirası, yatırımcının elde ettiği getiriden daha fazla değer kaybederse nominal kazanç ortadan kalkar. Siyasi riskler, döviz rezervlerinin seviyesi, finansal kısıtlamalar ve politikanın aniden değişme olasılığı da yatırımcıların kararlarında rol oynar. Bu nedenle yüzde 37’lik faiz oranı, ancak enflasyonda güvenilir bir düşüş ve döviz kurunda göreceli istikrarla birlikte olduğunda kalıcı sermaye çekebilir.

Yüksek faiz oranının sabit tutulması, Türk lirası cinsinden mevduat sahiplerine avantaj sağlar ve tasarrufların dövize ve altına çevrilmesi yönündeki isteği azaltabilir. Buna karşılık konut ve taşıt kredileri, kredi kartı borçları ve tüketici kredileri pahalı kalmaya devam eder. Bu durum, hanehalkı tüketimi ve konut piyasası üzerinde baskı oluşturur.

Şirketler de yüksek işletme sermayesi maliyetleriyle karşı karşıyadır. Kâr marjı düşük veya kısa vadeli borcu bulunan işletmeler daha fazla zarar görür. Kredi faizlerindeki artış; yatırımları, üretimi ve istihdamı sınırlandırabilir. Ancak talep artış hızının yavaşlaması, Merkez Bankasının enflasyonu kontrol altına alma mekanizmasının bir parçasıdır.

Bankalar bir yandan kredilerden ve tahvillerden elde edilen yüksek getiriden faydalanabilirken diğer yandan artan mevduat maliyetleri ve kredi kullananların temerrüde düşme riskiyle karşı karşıya kalır. Yüksek faiz oranlarının uzun süre devam etmesi, bankaların varlık kalitesini ve şirketlerin borçlarını geri ödeme kapasitesini daha önemli bir mesele hâline getirecektir.

Nihai Analiz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının faiz oranını yüzde 37 seviyesinde tutma kararı, enflasyona karşı zafer kazanıldığının bir işareti değildir; enflasyondaki düşüş sürecinin kırılganlığını gösterir. Para politikası yapıcısı, iç talepteki zayıflamanın fiyat baskısını azaltmaya yardımcı olduğunu görüyor; ancak enerji, döviz kuru ve ABD para politikasından kaynaklanan riskler karşısında henüz rahat hareket edemiyor.

Ankara’nın karşı karşıya olduğu en önemli zorluk, iki maliyet arasında denge kurmaktır: Faiz oranı erken düşürülürse Türk lirası ve enflasyon beklentileri yeniden baskı altında kalabilir; faiz oranı uzun süre yüksek tutulursa ekonomik büyüme, yatırımlar ve hanehalkı ile şirketlerin mali gücü zayıflayacaktır.

Fed, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının hareket alanını genişletebilir veya daraltabilir; ancak Türkiye’nin temel sorunu ülke içindedir. Faiz oranlarının sürdürülebilir biçimde düşürülebileceği bir süreç, aylık enflasyonun, fiyat beklentilerinin ve Türk lirasındaki değer kaybının aynı anda kontrol altına alınmasıyla başlayacaktır. O zamana kadar Türkiye’nin para politikası muhtemelen ihtiyatlı, verilere dayalı ve yön değiştirmeye hazır kalacaktır.

Yüksek Faiz, Kırılgan Enflasyon: Türkiye Ekonomisinde Hassas Dönem
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!