Suriye Demokratik Güçleri’ne ait silah ve askerî teçhizatın bir bölümünün Şam yönetimine teslim edilmesi, SDG’nin bağımsız askerî yapısının tasfiye edilmesini ve Suriye’nin kuzeydoğusunun merkezî devletin siyasi, askerî ve idari yapılarına entegre edilmesini amaçlayan sürecin son aşamasını oluşturuyor. Bu gelişme, yalnızca askerî unsurların el değiştirmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda Suriye’deki güç dengelerini, Türkiye’nin Kürtlerle ilişkilerini, ABD’nin ülkedeki gelecekteki varlığını ve hatta DEAŞ’la mücadelenin nasıl sürdürüleceğini değiştirme potansiyeli taşıyor.
7 Eylül 2026 itibarıyla Suriye Demokratik Güçleri’nin feshedildiği ve bünyesindeki güçlerin devlet kurumlarına entegre edilmeye başlandığı doğrulandı. Ancak teslim edilen silahlara ilişkin henüz resmî ve kapsamlı bir envanter yayımlanmış değil. Mevcut rakamların bir bölümü yalnızca Türk medyasının haberlerine ve kimliği açıklanmayan Suriyeli kaynakların verdiği bilgilere dayanıyor.
Süreç Nasıl Başladı?
Daha çok Arapça kısaltmasıyla “SDG” veya İngilizce adıyla “SDF” olarak bilinen Suriye Demokratik Güçleri, Suriye iç savaşı sırasında ABD’nin askerî desteğiyle kuruldu. Bu koalisyonun ana omurgasını Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluştururken, bünyesinde Arap ve Süryani unsurlar ile çeşitli yerel gruplar da yer aldı.

SDG, uluslararası koalisyonun desteğiyle DEAŞ’ın Suriye’deki toprak hâkimiyetinin sona erdirilmesinde önemli rol oynadı. Ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş bir bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Bu bölgeler; petrol ve doğal gaz kaynakları, tarım arazileri, sınır kapıları ve Suriye’nin önemli barajlarını kapsıyordu. Beşşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden sonra Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni yönetim, bağımsız silahlı güçlerin ve paralel kurumların varlığının sürdürülmesini kabul etmeyeceğini ve ülkedeki bütün silahlı unsurların tek bir devlet yapısı altında birleştirilmesi gerektiğini açıkladı.
Ahmed eş-Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi arasındaki ilk kapsamlı anlaşma Mart 2025’te imzalandı. Anlaşmaya göre Suriye’nin kuzeydoğusundaki askerî ve sivil yapıların aynı yılın sonuna kadar merkezî devlet kurumlarına entegre edilmesi gerekiyordu. Ancak entegrasyonun yöntemi, yerel özerkliğin geleceği, ağır silahların durumu ve SDG komutanlarının yeni sistemdeki konumu konularında yaşanan anlaşmazlıklar, sürecin uygulanmasını durma noktasına getirdi.
Aylarca sonuç alınamayan müzakerelerin ardından Suriye hükümet güçleri, Ocak 2026’da SDG’nin kontrolündeki bölgelere yönelik hızlı bir askerî operasyon başlattı. Şam’a bağlı güçler kısa süre içinde Rakka ve Deyrizor’un bazı kesimleriyle petrol sahalarını, barajları ve Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgeleri kontrol altına aldı.
Bu operasyon, SDG’nin askerî ve siyasi konumunu ciddi ölçüde zayıflattı. Daha önce güçlerinin bütünlüğünü koruyarak orduya katılmasını ve askerî özerkliğinin bir bölümünü sürdürmeyi isteyen SDG yönetimi, daha kapsamlı bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. Ahmed eş-Şara, 18 Ocak’ta ateşkesin ve SDG’nin devlet yapısına tamamen entegre edilmesinin çerçevesini belirleyen 14 maddelik bir anlaşmaya imza attı. Birkaç gün sonra ABD’nin arabuluculuğunda yürütülen tamamlayıcı görüşmeler, 30 Ocak’ta uygulamaya yönelik yeni bir anlaşmayla sonuçlandı. Washington yönetimi bu anlaşmayı “tarihî bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Anlaşmanın Temel Maddeleri Nelerdi?
Anlaşmaya göre SDG şu yükümlülükleri kabul etti:
- Güçlerini Fırat Nehri’nin batısından çekmek,
- Rakka ve Deyrizor’un askerî ve sivil yönetimini Şam’a devretmek,
- Haseke ilindeki sivil kurumları devletin idari yapısına entegre etmek,
- Petrol ve doğal gaz sahaları ile sınır kapılarının kontrolünü merkezî yönetime bırakmak,
- Askerî ve güvenlik personelini gerekli güvenlik soruşturmalarının ardından Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıklarının bünyesine katmak,
- PKK bağlantılı Suriyeli olmayan üye ve komutanları Suriye’den çıkarmak,
- DEAŞ mensuplarının tutulduğu cezaevleri ile ailelerinin bulunduğu kampların sorumluluğunu devlete devretmek,
- Kobani’deki yoğun askerî varlığını azaltmak.
Buna karşılık Suriye hükümeti; Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını tanımayı, vatandaşlığı bulunmayan Kürtlerin hukuki statü sorununu çözmeyi, Kürtlerin kabul ettiği bir ismi Haseke Valiliğine atamayı ve bazı SDG komutanlarına devletin sivil, askerî ve güvenlik kurumlarında görev vermeyi taahhüt etti.
Anlaşma ayrıca Suriye’nin kuzeydoğusunda, eski SDG güçlerinden oluşan üç tugaylı bir tümen kurulmasını öngördü. Kobani’deki güçler için de Halep’teki askerî yapı bünyesinde faaliyet gösterecek ayrı bir tugay oluşturulması kararlaştırıldı. Ancak bu yapılar artık bağımsız bir ordu olarak kabul edilmeyecek ve resmî olarak Suriye Savunma Bakanlığına bağlı olacak.
SDG’nin Resmen Feshedilmesi
Sürecin en önemli gelişmesi 25 Ağustos 2026’da yaşandı. SDG Komutanı Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri’nin görevinin sona erdiğini ve örgütün bağımsız bir askerî güç olarak resmen feshedildiğini açıkladı. Abdi, bu kararın SDG güçlerinin Suriye ordusuna entegrasyonunun ardından alındığını belirtti. Aynı süreçte Mazlum Abdi, Ahmed eş-Şara’nın danışmanı olarak atanırken, bazı eski SDG komutanları da Savunma Bakanlığı bünyesinde görevlendirildi. Eski YPG Komutanı Sipan Hemo ise Suriye’nin doğu bölgelerinden sorumlu Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirildi.

Bununla birlikte SDG’nin resmen feshedilmesi, örgüte ait eski askerî ve siyasi ağların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Güçlerin önemli bir bölümü aynı bölgelerde kalırken yalnızca adları, komuta yapıları ve idari konumları değişti. Bu nedenle temel soru, eski komuta zincirinin gerçekten ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağı ya da Suriye ordusu içerisinde gayriresmî biçimde varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğidir. Ayrıca ilk birkaç gün içinde teslim edilen askerî teçhizatın değerinin yaklaşık 200 milyon dolar olduğu ileri sürüldü. Ancak bu rakamlar henüz Suriye Savunma Bakanlığı veya bağımsız bir uluslararası kuruluş tarafından resmen doğrulanmadı.
SDG Bu Anlaşmayı Neden Kabul Etti?
İlk olarak Suriye ordusunun ocak ayında gerçekleştirdiği hızlı operasyon, SDG’nin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu geniş bölgeler ile stratejik kaynakların önemli bir bölümünü kaybetmesine yol açtı. Rakka, Deyrizor ve bazı petrol sahalarının elden çıkması, örgütün hem mali gücünü hem de coğrafi hâkimiyetini ciddi ölçüde zayıflattı. İkinci olarak ABD, Suriye’de tek ve merkezî bir devlet yapısının kurulmasına geçmişe kıyasla daha güçlü destek vermeye başladı. SDG uzun yıllar boyunca Washington’ın DEAŞ’la mücadeledeki en önemli kara gücüydü; ancak Şam yönetiminin değişmesinin ardından ABD’nin önceliği, özerk bir silahlı yapıyı korumaktan yeni bir iç savaşı önlemeye ve DEAŞ’la mücadelenin kesintisiz sürdürülmesine yöneldi.

Üçüncü olarak Türkiye’nin askerî müdahale tehdidi varlığını sürdürüyordu. Ankara, YPG’yi PKK’nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu yapının feshedilip silahsızlandırılmaması hâlinde yeni bir askerî operasyon ihtimalinin ortadan kalkmayacağını defalarca açıklıyordu. Dördüncü olarak yeni Suriye yönetimi, bağımsız askerî yapıdan vazgeçilmesi karşılığında Kürtlere sınırlı siyasi ve askerî katılım, Kürt kimliğinin tanınması ve vatandaşlık sorununun çözülmesi gibi imkânlar sundu. SDG yönetimi açısından bu seçenek, aynı anda hem Şam hem de Türkiye ile karşı karşıya gelmekten daha düşük maliyetliydi.
Türkiye, Şam ile SDG arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşılayarak bunu “tek ülke, tek devlet ve tek ordu” ilkesinin hayata geçirilmesi yönünde atılmış bir adım olarak değerlendiriyor. Anlaşmanın eksiksiz uygulanması; Türkiye’nin güney sınırındaki bağımsız YPG yapılanmasının tasfiye edilmesine, Suriyeli olmayan PKK mensuplarının Suriye’den çıkarılmasına, ağır silahlar ile ABD menşeli askerî teçhizatın Suriye ordusuna devredilmesine, sınır boyunca silahlı ve özerk bir bölgenin oluşma ihtimalinin azalmasına ve merkezî yönetimin sınırlar üzerindeki hâkimiyetinin güçlenmesine yol açabilir. Türkiye Millî Savunma Bakanlığı da 3 Eylül’de SDG’nin fesih sürecini yakından takip ettiğini açıklarken, yabancı unsurların bir bölümünün Türkiye’ye gönderileceği yönündeki iddiaları reddetti. Bununla birlikte Ankara, SDG’nin yalnızca adının değiştirilmesini veya görünürde entegre edilmesini yeterli görmüyor. PKK’lı komutanların Suriye’den çıkarılması, ağır silahların fiilen teslim edilmesi, YPG’nin eski komuta zincirinin ortadan kaldırılması ve Suriye ordusu bünyesinde bağımsız Kürt birliklerinin oluşturulmaması, Türkiye’nin anlaşmayı değerlendirirken esas alacağı başlıca ölçütler olacaktır. Bu şartların yerine getirilmemesi hâlinde Ankara, süreci yalnızca göstermelik bir fesih olarak değerlendirebilir.
Anlaşma, Suriyeli Kürtler açısından ise aynı anda hem fırsatlar hem de tehditler barındırıyor. Dilsel ve kültürel hakların tanınması, vatandaşlık sorununun çözülmesi, devlet kurumlarına katılım ve yerel polis teşkilatının korunması, Kürtlerin Suriye’deki hukuki konumunu güçlendirebilir. Buna karşılık petrol kaynaklarının, sınır kapılarının, idari kurumların ve bağımsız askerî yapının merkezî yönetime devredilmesi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin fiilî özerkliğini önemli ölçüde azaltıyor. Bu süreçte Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) geleceği de belirsizliğini koruyor. Suriye Savunma Bakanlığı, YPJ’nin kadınlardan oluşan bütünlüklü bir tugay hâlinde orduya katılma talebini kabul etmezken, bin 500’den fazla kadın savaşçının İçişleri Bakanlığına bağlı özel birliklere katılmasına ilişkin görüşmeler devam ediyor. Bu anlaşmazlık, SDG resmen feshedilmiş olsa bile eski yapıya bağlı bütün askerî unsurların gelecekteki konumu üzerinde henüz nihai bir uzlaşmaya varılmadığını gösteriyor.
DEAŞ Dosyası: Yetki Devrinin En Hassas Boyutu
SDG, uzun yıllar boyunca DEAŞ mensuplarının tutulduğu cezaevleri ile el-Hol ve Roj gibi kampların güvenliğinden sorumluydu. Bu merkezlerde binlerce DEAŞ üyesi veya örgüt üyeliği şüphelisinin yanı sıra bu kişilerle bağlantılı on binlerce kadın ve çocuk bulunuyordu. Ocak ayında yaşanan çatışmalar sırasında tutukluların kaçabileceğine ilişkin endişelerin artması üzerine ABD, yaklaşık 5 bin 700 erkek tutukluyu Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakletti. Aynı dönemde Suriye hükümeti el-Hol Kampı’nın kontrolünü devralarak el-Hol ve Roj kamplarını aşamalı biçimde boşaltıp kapatmayı planladığını açıkladı.

Bu merkezlerin yönetiminin gerekli koordinasyon sağlanmadan, yeterli mali kaynak ayrılmadan ve eğitimli personel temin edilmeden aceleyle devredilmesi, DEAŞ mensuplarının kaçmasına veya örgütün gizli hücrelerinin yeniden faaliyete geçmesine yol açabilir. Bu nedenle DEAŞ’la mücadelede uzun yıllara dayanan deneyime sahip eski SDG güçlerinden nasıl yararlanılacağı, hem Suriye’nin hem de komşu ülkelerin güvenliği açısından kritik önem taşıyor. SDG’nin kuruluşu, eğitimi ve silahlandırılmasında belirleyici rol oynayan ABD ise mevcut süreçte daha çok arabulucu ve anlaşmanın garantörü olarak hareket ediyor. Washington; Şam ile Kürtler arasında geniş çaplı bir savaşın çıkmasını, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yeni bir operasyon düzenlemesini ve DEAŞ’ın yararlanabileceği bir güvenlik boşluğunun oluşmasını aynı anda engellemeye çalışıyor. ABD’nin entegrasyon anlaşmasına verdiği destek, SDG’nin bağımsız bir ordu olarak korunmasında artık ısrar etmediğini gösteriyor. Bununla birlikte Washington, Kürtlerin haklarının güvence altına alınmasını, yeni devlet yapısına katılmalarını ve DEAŞ’la mücadelenin sürdürülmesini talep etmeye devam ediyor.
Buna rağmen silahsızlanma sürecinin ne kadar süreceği ve ne ölçüde başarıya ulaşacağı henüz belli değil. Eski SDG güçlerinin tam sayısı, ellerindeki silahların gerçek miktarı ve silah depolarının konumları kamuoyuna açıklanmış değil. Ayrıca silahların bir bölümü, merkezî komutaya doğrudan bağlı olmayabilecek yerel askerî konseylerin ve silahlı grupların elinde bulunuyor. SDG’ye bağlı Arap komutanlardan birine göre silah teslim süreci aylarca devam edebilir. Ortak ve doğrulanabilir bir silah envanterinin bulunmaması, Kürtlerin yeni Suriye yönetimine duyduğu güvensizlik, YPJ’nin geleceğine ilişkin anlaşmazlıklar, yerel komutanların direnme ihtimali, Suriyeli olmayan unsurların statüsündeki belirsizlik, eski savaşçıların silahlarını teslim ettikten sonra tutuklanma veya tasfiye edilme endişesi ve yerel birliklerin ne ölçüde yetki sahibi olacağı konusundaki görüş ayrılıkları, anlaşmanın tam olarak uygulanmasının önündeki başlıca engeller olarak öne çıkıyor.
Nihai Analiz
Silahların teslim edilmesi ve SDG’nin resmen feshedilmesi, bu yapının silahlı bir güç olarak kalıcı biçimde ortadan kalktığını tek başına garanti etmiyor. Anlaşmanın gerçek başarı ölçütü, bazı savaşçıların Suriye ordusuna katılması veya belirli sayıda tank ve silahın teslim edilmesi değildir. Eski komuta zincirinin dağıtılması, silah depolarının tespit edilmesi, mali kaynakların kesilmesi ve bütün yerel birliklerin merkezî yönetimin etkin komutası altına girmesi gerekiyor. Eski SDG mensuplarının geçmişteki komutanları ve örgütsel bağlantılarıyla bölgesel tugaylar hâlinde orduya katılması durumunda, bir tür “ordu içinde ordu” yapılanmasının ortaya çıkma ihtimali devam edecektir. Böyle bir yapı görünürde Şam’a bağlı olsa bile kriz dönemlerinde yeniden bağımsız hareket edebilir.
Diğer taraftan devlet kurumlarına katılmayı reddeden bazı üye ve komutanların silahlarını gizleyerek faaliyetlerini yeni bir ad veya örgüt altında yeniden yapılandırması da mümkündür. Kürtlerin yeni Suriye yönetimine duyduğu güvensizlik, tutuklanma veya siyasi tasfiyeye uğrama endişesi, YPJ’nin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar ve Suriyeli olmayan unsurların varlığı, böyle bir yeniden yapılanmaya zemin hazırlayabilir. Bu nedenle SDG’nin gerçek anlamda sona ermesi, anlaşmanın karşılıklı olarak uygulanmasına bağlıdır: Eski SDG güçleri bağımsız askerî yapıdan vazgeçerken Şam yönetimi de Kürtlerin güvenliğini, siyasi katılımını ve haklarını güvence altına almalıdır. Aksi takdirde SDG’nin adı ortadan kalksa bile örgütün insan gücü ve askerî ağlarının bir bölümü, bir süre sonra yeni bir ad altında yeniden ortaya çıkabilir.
