1. Haberler
  2. Analiz
  3. Afak Analiz
  4. 65 Milyar Varil Petrol: Büyük Bir Anlaşma mı, Venezuela’da Yeni Sömürgecilik mi?

65 Milyar Varil Petrol: Büyük Bir Anlaşma mı, Venezuela’da Yeni Sömürgecilik mi?

Donald Trump’ın ABD ve Venezuela bayrakları, petrol tesisleri, petrol varilleri ve iki ülke arasındaki petrol anlaşmasıyla birlikte gösterildiği temsili görsel; 65 milyar varillik anlaşmanın büyük bir petrol anlaşması mı, yoksa Venezuela’da yeni sömürgeciliğin bir yansıması mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Venezuela’da 2026 yılında yaşanan gelişmeler, son yirmi yılda Latin Amerika’da meydana gelen en büyük jeopolitik değişimlerden biri olarak değerlendirilebilir. Dönüm noktası, 3 Ocak 2026 tarihinde ABD güçlerinin Nicolás Maduro’yu gözaltına alması ve Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasıyla yaşandı. Bunun ardından, mevcut yönetim yapısının tamamen çökmesi senaryosunun aksine, siyasi ve güvenlik aygıtının önemli bir bölümü korundu ve Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodríguez, geçici devlet başkanı olarak hükümetin başına geçti. Washington da iktidarı derhal muhalefete devretmek yerine, geçiş sürecini yönetmek amacıyla Rodríguez ve mevcut yapının bir bölümüyle iş birliği yapmayı tercih etti. Bu tercih, Maduro sonrası Venezuela’nın tamamen yeni bir siyasi sisteme dönüşmesinden ziyade, ABD’nin son derece geniş nüfuz sahibi olduğu kontrollü bir geçiş sürecine girmesine yol açtı.

Chávez’den Maduro’ya: Petrolün Hikâyesi

Mevcut durumu anlayabilmek için Hugo Chávez’in bıraktığı mirasa dönmek gerekiyor. Venezuela petrol sektörü 1970’li yıllarda millileştirilmişti; ancak Chávez iktidara geldikten sonra devletin sektör üzerindeki kontrolünü çok daha kapsamlı hâle getirdi. Yabancı şirketler, devletin ve Venezuela’nın ulusal petrol şirketi PDVSA’nın belirleyici konumda olduğu ortaklık modelleri çerçevesinde faaliyet göstermek zorunda bırakıldı. ExxonMobil ve ConocoPhillips gibi bazı Amerikan şirketlerinin varlıklarına da el konuldu. Bu dönemde petrol, devletin temel gelir kaynağı olmasının yanı sıra Venezuela’nın dış politikasının ve “Bolivarcı” siyasi projenin finansmanının da önemli bir aracı hâline geldi.

Hugo Chávez ve Nicolás Maduro; Venezuela’nın petrol politikasını enerji kaynakları üzerindeki devlet kontrolü ve ABD’ye bağımlılığın azaltılması üzerine şekillendiren Chavismo hareketinin iki önemli ismi.

Chávez’in 2013 yılında ölümünün ardından Nicolás Maduro aynı siyasi çizgiyi sürdürdü. Ancak ülke; yatırımların azalması, kötü yönetim, yolsuzluk, altyapı ve ekipmanların yıpranması, ABD yaptırımları ve nitelikli uzmanların ülkeden ayrılması gibi bir dizi sorunla karşı karşıya kaldı. Bunun sonucunda, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olan Venezuela, sahip olduğu kaynaklarla orantılı bir üretim kapasitesini sürdüremedi. Bugün dahi Venezuela’nın petrol üretimi yaklaşık günde 1,25 milyon varil seviyesinde bulunuyor; bu rakam ülkenin potansiyel üretim kapasitesinin oldukça altında kalıyor.

Aynı dönemde Venezuela, ABD’ye olan bağımlılığını azaltmak amacıyla Çin, Rusya ve İran ile ilişkilerini geliştirdi. Çin, Venezuela petrolünün bir bölümünü borçların geri ödenmesi kapsamında alırken İran, rafinerilerin onarımı ve petrol sektörünün bazı ihtiyaçlarının karşılanmasında rol üstlendi. Rusya ise Caracas ile askeri ve ekonomik iş birliğini genişletti. Bu gelişmeler sonucunda Venezuela meselesi, Washington açısından zamanla yalnızca siyasi bir anlaşmazlık olmaktan çıkarak Batı Yarımküre’de jeopolitik bir meseleye dönüştü.

İktidar Değişimi mi, Gücün Yeniden Yapılandırılması mı?

Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılması, “Chavismo” yapısının derhal sona erdiği anlamına gelmedi. Delcy Rodríguez, Maduro hükümetinin en önemli isimlerinden biriydi ve devlet başkan yardımcılığının yanı sıra ekonomi, finans ve petrol alanlarında da önemli yönetim görevleri üstlenmişti. Kardeşi Jorge Rodríguez, Ulusal Meclis Başkanlığı görevini korurken, Diosdado Cabello İçişleri Bakanlığı’nda ve Vladimir Padrino Savunma Bakanlığı’nda güç yapısının önemli unsurları olmaya devam ediyor.

Dolayısıyla ABD, uygulamada daha önce Washington’un yaptırımlarının hedefi olan aynı yapının bazı unsurlarıyla iş birliği yapıyor. Bu tercihin nedeni büyük ölçüde pragmatik. Devlet ve askeri aygıtın ani biçimde çökmesi; bir iktidar boşluğu, geniş çaplı istikrarsızlık ve petrol sektöründe daha ciddi aksamalara yol açabilirdi. ABD istihbarat değerlendirmeleri de Rodríguez ve Maduro döneminden görevde kalan bazı yetkilileri, kısa vadeli istikrarın korunması açısından iktidarın derhal muhalefete devredilmesine kıyasla daha uygun görmüştü.

 Nicolás Maduro’nun gözaltına alınmasının ardından çekilen görüntü; Ocak 2026’da Venezuela’nın siyasi yapısında dönüm noktası yaratan ve Caracas-Washington ilişkilerinde yeni bir dönemin önünü açan gelişme.

Bununla birlikte Rodríguez ile Washington arasındaki ilişkiler tamamen gerilimsiz değil. ABD, geçici hükümetten İran, Rusya, Çin ve Küba’nın Venezuela’daki nüfuzunu azaltmasını istedi. Ancak ocak ayında yayımlanan istihbarat değerlendirmeleri, Washington’un Rodríguez’in Caracas’ın bu ülkelerle geleneksel ilişkilerini kesmeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda hâlâ kuşkular taşıdığını gösteriyordu. Rodríguez, önceki yönetimin bağımsızlıkçı söyleminin bir bölümünü korurken, bazı siyasi tutukluların serbest bırakılması ve ABD’ye geniş çaplı petrol satışına onay verilmesi gibi adımlar da attı.

Mevcut durumun en önemli çelişkilerinden biri, ekonomik geçişin siyasi geçişten çok daha hızlı ilerlemesidir. Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasının üzerinden yedi ay geçmesine rağmen henüz yeni ve özgür seçimler yapılmış değil. Ağustos ayının başlarında, ABD Senatosu’ndan iki partili bir grup senatör Trump yönetimine, özgür ve şeffaf seçimlerin düzenlenmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve tüm siyasi kesimlerin sürece katılımının sağlanması için Caracas üzerindeki baskının artırılması çağrısında bulundu.

María Corina Machado hâlâ muhalefetin en önemli figürü konumunda. Ancak Washington şimdiye kadar iktidarın derhal Machado’ya devredilmesini desteklemedi. Amerikalı yetkililer, Machado’nun güvenlik ve askeri aygıt ile petrol sektörünü kontrol etme kapasitesi konusunda tereddütler taşıdı. Bu nedenle kısa vadede ABD, görünüşe göre iktidar yapısının hızlı ve kapsamlı biçimde değiştirilmesi yerine istikrarı ve ülkenin yönetilebilirliğini tercih etmiş durumda.

Trump’ın Büyük Anlaşması: 65 Milyar Varil Petrol

İki ülke arasındaki yeni ilişkinin en önemli boyutunu siyaset değil, petrol oluşturuyor. Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasından yalnızca birkaç hafta sonra Washington ile Rodríguez’in geçici hükümeti petrol arzına ilişkin bir anlaşmaya vardı. İlk aşamada yaklaşık 30 ila 50 milyon varil Venezuela petrolünün piyasaya sunulması planlandı ve şubat ayı sonuna kadar yaklaşık 2 milyar dolar değerinde 40 milyon varil petrol satıldı veya satış sürecine girdi. Vitol ve Trafigura ticaretin büyük bölümünü yönetirken, Chevron da üretim ve ihracatını artırdı.

Bu gelişme Venezuela petrolünün yeniden geniş ölçekte ABD, Avrupa, Hindistan ve Asya’nın diğer pazarlarına ulaşmasını sağladı. Ancak asıl köklü değişiklik, ABD’nin artık yalnızca Venezuela petrolünün alıcısı olmamasıydı; Washington fiilen petrol ihracatının akışının ve bu ihracattan elde edilen gelirlerin yönetiminde merkezi bir rol üstlenmeye başladı. Bu süreç, Trump’ın 28 Ağustos’ta duyurduğu çok daha büyük kapsamlı bir anlaşmayla yeni bir aşamaya girdi.

Maduro sonrası Venezuela’daki iktidar yapısının önde gelen isimlerinden Delcy Rodríguez; geçmiş dönemin yönetici kadrolarının bir bölümünü korurken ABD ile petrol ve ekonomi alanındaki iş birliğini önemli ölçüde genişleten yönetimin başındaki isim.

Trump, ABD’nin özel sektörle iş birliği içinde, Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinin 65 milyar varilden fazlası üzerinde çoğunluk kontrolü elde etmeye yönelik bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Bu miktar, ülkenin devasa petrol rezervlerinin yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Açıklanan bilgilere göre müzakerelerde 17 stratejik petrol sahası gündemde bulunuyor. Bunların bir bölümü devasa ağır petrol rezervlerinin bulunduğu Orinoco Kuşağı’nda, diğer bölümü ise köklü petrol üretim bölgelerinden Maracaibo Gölü çevresinde yer alıyor. Görüşülen modellerden biri, petrol sahalarının uzun vadeli geliştirme haklarının kiralamaya benzer bir yöntemle ABD’ye verilmesini ve ardından bu sahaları geliştirecek Amerikan şirketlerinin seçilmesini öngörüyor. Üretilecek petrolün de öncelikli olarak ABD pazarı için güvence altına alınması planlanıyor.

Delcy Rodríguez anlaşmayı memnuniyetle karşıladı ve söz konusu 17 petrol sahasının geliştirilmesinin Venezuela petrol sektörüne yaklaşık 100 milyar dolarlık özel sektör yatırımı çekebileceğini, projelerin uygulanma süresi boyunca ise ülkeye yaklaşık 209 milyar dolarlık vergi ve kamu geliri sağlayabileceğini belirtti.

Bununla birlikte son derece önemli bir nokta bulunuyor: Anlaşmanın tüm ayrıntıları henüz kamuoyuna açıklanmış değil. ABD’nin “çoğunluk kontrolünün” hukuki açıdan tam olarak nasıl bir yapıya sahip olacağı ve petrol kaynaklarını devlet egemenliği altında tutan Venezuela Anayasası ile bunun nasıl bağdaştırılacağı henüz net değil. Uzmanlar ayrıca petrol sahalarının kiralanmasına dayalı modelin uygulanabilirliği ve bu modelin büyük petrol şirketleri açısından ne ölçüde cazip olacağı konusunda da soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla 65 milyar varil, ABD’ye devredilmiş petrol veya üretimi garanti edilmiş bir miktar olarak değerlendirilmemelidir; bu rakam, söz konusu anlaşma kapsamında ele alınan petrol rezervlerinin hacmini ifade etmektedir.

Chávez Döneminin Petrol Modelinden Geri Adım

Bu tür dönüşümlerin hayata geçirilebilmesi için Caracas, Chávez döneminin en önemli ekonomik miraslarından bazılarını değiştirmek zorunda kaldı. Venezuela Ulusal Meclisi, 29 Ocak’ta petrol yasasında kapsamlı reformları onayladı. Bu düzenlemeler, özel ve yabancı şirketlere petrol sahalarını işletme, üretilen petrolü satma ve satış gelirlerinden kendi paylarını doğrudan alma konusunda daha geniş bir özerklik tanıyor. Ayrıca üretim paylaşım sözleşmelerinin yapılmasına, bazı varlıkların devrine, operasyonların dış kaynak kullanımı yoluyla yürütülmesine ve belirli vergilerin azaltılmasına da imkân sağlıyor.

Bu değişiklik tarihsel açıdan büyük önem taşıyor. Chávez’in modeli, PDVSA ile devletin petrol üretimi ve ticareti üzerindeki temel kontrolü elinde bulundurması ilkesine dayanıyordu. Yeni model ise yatırım ve operasyon risklerinin daha büyük bir bölümünü yabancı şirketlere devretmeyi ve bunun karşılığında bu şirketlere daha geniş operasyonel hareket alanı sağlamayı amaçlıyor.

Bununla birlikte söz konusu reformlar tartışmalara da yol açıyor. Eleştirmenler, düzenlemelerin bazı hükümlerinin Venezuela Anayasası ile çelişebileceğini ve parlamentonun yeterli denetimi olmaksızın yetkilerin Petrol Bakanlığı’nda yoğunlaşmasının yolsuzluk ve şeffaf olmayan sözleşmeler riskini artırabileceğini savunuyor.

Son günlerde yaşanan gelişmeler, siyasi anlaşmanın giderek Amerikan şirketlerinin Venezuela petrol sektöründeki fiilî ve operasyonel varlığına dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Chevron, Venezuela’daki ortak projelerinde şirkete daha fazla operasyonel kontrol sağlayacak bir anlaşmayı sonuçlandırmaya hazırlanıyor. Orinoco Kuşağı’ndaki önemli Petropiar projesinin genişletilmesi ve Ayacucho 8 bölgesinin de projeye dahil edilmesi planlanıyor. Chevron’un faaliyet alanına başka petrol bölgelerinin eklenmesine yönelik görüşmeler de devam ediyor.

Aynı zamanda SLB, PDVSA ile Amerikan şirketinin Venezuela’daki petrol sahalarına ilişkin temel verilere erişmesine imkân sağlayan bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın amacı, PDVSA’nın eskimiş veri tabanlarını dijitalleştirmek ve yeniden yapılandırmak; ayrıca jeolojik verilerin ve üretim bilgilerinin yönetiminde yapay zekâ dahil yeni teknolojilerden yararlanmak. Bu anlaşmanın önemi, onlarca yıl sonra ilk kez yabancı bir şirketin Venezuela petrol endüstrisinin temel verilerinin bir bölümüne erişim sağlamasında yatıyor.

Dolayısıyla ABD’nin Venezuela’daki varlığı artık yalnızca petrol satın almakla sınırlı değil; bu varlık giderek üretim, petrol sahalarının yönetimi, jeolojik veriler, teknoloji, ticaret ve finansmanı da kapsayan çok daha geniş bir yapıya dönüşüyor.

Venezuela Şu Anda Ne Kadar Petrol Satıyor?

Temmuz ayı verileri, Venezuela’nın petrol ihracatındaki yön değişimini açık biçimde ortaya koyuyor. Venezuela temmuz ayında yaklaşık günde 1,16 milyon varil petrol ihraç etti. Bu miktar, haziran ayındaki günlük 1,2 milyon varillik seviyenin biraz altında kaldı. Ancak ihracat hacmindeki bu sınırlı değişimden çok daha önemli olan unsur, petrolün hangi pazarlara yöneldiği oldu.

Temmuz ayı toplam ihracatının dağılımı yaklaşık olarak şöyle gerçekleşti:

Hedef / Kanal Yaklaşık Hacim
🇺🇸 ABD Günde 786 bin varil
🇮🇳 Hindistan Günde 178 bin varil
🇪🇺 Avrupa Günde 82,2 bin varil
Chevron projelerinden yapılan ihracat Günde 293 bin varil
Vitol, Trafigura ve Novum üzerinden ticaret Günde 604 bin varil

En dikkat çekici rakam, ABD’ye yapılan günlük 786 bin varillik ihracat. Bu, Venezuela’dan ABD’ye 2019 yılının başından bu yana gerçekleştirilen en yüksek petrol sevkiyatı olarak öne çıkıyor. Ocak ayında ABD, Venezuela’dan yalnızca yaklaşık günde 284 bin varil petrol alıyordu. Başka bir ifadeyle, yalnızca altı ay içinde ABD pazarına yapılan ihracat yaklaşık 2,8 katına çıktı. Bu değişim, Venezuela petrol ihracatının ağırlık merkezinin hızla yeniden ABD’ye kaydığını gösteriyor.

Venezuela’daki petrol tesislerinden bir görünüm; dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülke, 2026’daki gelişmelerin ardından ABD’ye artan ihracata ve yabancı şirketlerin enerji sektöründeki varlığının yeniden genişlemesine sahne oluyor.

Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasının ardından ABD, yeni anlaşma çerçevesinde Venezuela’nın petrol ihracatı üzerinde kontrol sağlamaya başladı ve petrol satışlarından elde edilen gelirler başlangıçta Katar’da ABD gözetimindeki bir fona aktarıldı. Şubat ayı sonuna gelindiğinde bu mekanizma kapsamında gerçekleştirilen satışların toplam değerinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. Dolayısıyla mevcut durumu “ABD, Venezuela’nın petrol gelirlerinin sahibi oldu” şeklinde tanımlamak doğru olmaz. Daha doğru ifade şudur: Petrol gelirleri hukuken Venezuela’ya ait olmakla birlikte Washington, bu gelirlerin önemli bir bölümünün tahsil edilmesi, muhafaza edilmesi ve serbest bırakılması süreci üzerinde gözetim ve kontrol sahibi.

Bu ayrım büyük önem taşıyor. Bir taraftan petrol gelirleri Venezuela ekonomisinin istikrara kavuşturulması, ithalatın finansmanı, altyapının yeniden inşası ve ülkenin döviz ihtiyacının karşılanması için kullanılabilir. Diğer taraftan geçici hükümet, geçmişte olduğu gibi petrolü bağımsız kanallar üzerinden satma ve elde edilen gelirleri kendi tercih ettiği kanallara aktarma konusunda aynı hareket serbestisine artık sahip değil.

Nitekim SLB ile yapılan son anlaşmada da Reuters kaynakları para transferlerinin karmaşık olduğunu belirtti. Bunun temel nedeni, ABD’nin Venezuela’nın petrol ihracatından elde edilen gelirler üzerinde kontrol sahibi olması. Bu durum, PDVSA’nın yüklenici ve hizmet şirketlerine ödeme yapma konusundaki hareket alanını da sınırlandırıyor.

Nihai Analiz

Maduro sonrası Venezuela’da yaşanan gelişmeler, iktidar yapısının görünürde ayakta kalmasının, siyasi ve ideolojik yönelimin de devam ettiği anlamına gelmediğini gösteriyor. Delcy Rodríguez ile Maduro döneminin siyasi, güvenlik ve ekonomi yönetiminde yer alan önemli sayıda isim hâlâ iktidar yapısı içerisinde bulunmasına rağmen, yeni hükümetin izlediği politika Hugo Chávez döneminin düşünsel çizgisinden belirgin biçimde uzaklaşıldığını ortaya koyuyor. Chávez, Washington’dan siyasi ve ekonomik bağımsızlığı, petrol kaynakları üzerindeki devlet kontrolünü ve ABD’nin rakibi olan güçlerle ilişkilerin geliştirilmesini Bolivarcı projesinin temel unsurları hâline getirmişti. Ancak yeni dönemde aynı yapı, Amerikan şirketlerinin ülkedeki varlığının genişlemesine, petrol sektörünün kurallarının değiştirilmesine, ABD’ye yönelik ihracatın hızla artırılmasına ve Washington’un petrol gelirlerinin yönetimindeki geniş rolünün kabul edilmesine eşlik ediyor. Dolayısıyla geriye kalan yapı, “Chavismo”nun devamından ziyade, onun kabuğunun ve siyasi aygıtının bir bölümünün tamamen farklı bir yönelime sahip düzen içerisinde varlığını sürdürmesi olarak değerlendirilebilir.

Bu açıdan bakıldığında Washington açısından Delcy Rodríguez’i görevden uzaklaştırıp yerine geleneksel muhalefetin isimlerinden birini getirmek için güçlü bir zorunluluk bulunmuyor. Rodríguez hükümeti iç istikrarı koruyabildiği, ABD ile petrol iş birliğini geliştirdiği, Amerikan şirketlerinin faaliyetlerine zemin hazırladığı ve Washington’un rakiplerinin Venezuela’daki nüfuzunu azaltma yönünde hareket ettiği sürece, ABD’nin çıkarları açısından iktidar yapısının tamamen değiştirilmesinden daha düşük maliyetli ve daha işlevsel bir seçenek dahi olabilir. Rodríguez, tamamen yeni kurulacak bir hükümetten farklı olarak mevcut idari, siyasi ve güvenlik ağlarına erişebiliyor ve böylece bir iktidar boşluğu yaratmadan ülkenin dış politika ve ekonomi yönelimindeki değişimi yönetebiliyor. Böyle bir ortamda Washington açısından yöneticilerin siyasi kimlikleri ve geçmişleri, mevcut davranışlarından daha az önem taşıyor; özellikle de petrol, yatırım ve dış ilişkiler gibi kritik alanlarda alınan kararlar fiilen ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu bir doğrultuda ilerliyorsa.

Bununla birlikte yeni durumun en önemli çelişkilerinden biri, petrol satışlarındaki büyük artışa ve petrol gelirlerinin yeniden yükselmesine rağmen Venezuela halkının yaşam koşullarında henüz belirgin bir iyileşmenin görülmemesidir. Petrol ihracatının artmasına ve ABD’ye yapılan sevkiyatın son yıllarda görülmemiş seviyelere ulaşmasına rağmen ekonominin temel sorunları varlığını sürdürüyor. Çok yüksek enflasyon, satın alma gücündeki gerileme, kamu hizmetlerindeki yetersizlikler, altyapı sorunları ve hanehalkı ekonomisinin kırılganlığı devam ediyor. Bu durum, petrol gelirlerinin nasıl yönetildiği meselesini daha da önemli hâle getiriyor. İhracattaki artış tek başına yıllar boyunca birikmiş ekonomik krizi ortadan kaldırmaya yetmeyebilir; özellikle de hükümet petrol satışlarından elde edilen gelirlerin tamamına serbest ve anında erişemiyor ve petrol kaynaklı finansal akışların bir bölümü dış denetim mekanizmalarına tabi tutuluyorsa. Dolayısıyla mevcut koşullarda petrol sektörünün yön değiştirmesi, bunun sağladığı faydaların halkın günlük yaşamına yansımasından çok daha hızlı gerçekleşmiştir.

Bu açıdan Venezuela dosyasından çıkarılabilecek belki de en önemli ders, nüfuz ve karar alma bağımsızlığının aşınması meselesidir. Nüfuz, mutlaka bir ülkenin yöneticilerinin tamamen değiştirilmesi veya açık biçimde bağımlı isimlerin iktidara getirilmesi anlamına gelmez. Bunun daha etkili bir biçimi, mevcut siyasi ve idari yapının korunmasıyla birlikte hesapların, bağımlılık ilişkilerinin ve karar alma mekanizmalarının kademeli olarak değiştirilmesi olabilir. Bir ülkenin ekonomisi sermaye, teknoloji, pazar ve döviz gelirlerine erişim açısından dışarıdaki bir güce bağımlı hâle geldiğinde ve aynı güç ülkenin en önemli gelir kaynağı üzerinde etkili bir kaldıraç elde ettiğinde, hükümetin bağımsız hareket alanı da daralır. Venezuela senaryosu, mevcut eğilimin kalıcı hâle gelmesi durumunda, bu durumun dikkat çekici bir örneğine dönüşebilir: Maduro döneminin yönetici çekirdeğinin önemli bir bölümü varlığını korurken, temel ekonomik ve petrol politikalarının yönü değişmiş; buna karşılık bu değişimin vaat edilen kazanımlarının önemli bir bölümü henüz halkın sofrasına ve günlük yaşamına yansımamıştır. Bu nedenle geçmiş dönemin isimlerinin görevlerini koruması, tek başına bir ülkenin siyasi ve stratejik bağımsızlığını sürdürdüğünün göstergesi olarak değerlendirilemez.

65 Milyar Varil Petrol: Büyük Bir Anlaşma mı, Venezuela’da Yeni Sömürgecilik mi?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!