Donald Trump yönetimi, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı ekonomik baskının yeni bir aşamasının başladığını duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İkinci Dünya Savaşı’ndaki tarihî “D-Day” Harekâtı’ndan esinlenerek bu aşamayı “Ekonomik D-Day” olarak adlandırdı. Ancak yeni programın resmî adı “Ekonomik Tecrit Operasyonu” yani Operation Economic Outcast’tır. “Economic D-Day” ifadesi ise daha çok bu kampanyanın siyasi ve propaganda amaçlı adı niteliğindedir.
Washington’ın açıkladığı hedefler; İran’ın dünya genelindeki finansal bağlantılarını kesmek, petrol ve petrol dışı gelirlerini engellemek, ikincil yaptırımları genişletmek ve üçüncü ülkeleri İran’la ticaret yapmak ile ABD finans sistemine erişim arasında bir tercih yapmaya zorlamak olarak sıralandı.
“Azami Baskı”dan “Ekonomik Tecrit”e
Bessent, yeni operasyonu tanıtırken ABD’nin İran’ın dünya genelindeki finansal bağlantılarına karşı ekonomik bir saldırı başlattığını ve Tahran’ı tamamen yalnızlaştırmak amacıyla İran İslam Cumhuriyeti’nin “tüm ekonomik can damarlarını” kesmeyi hedeflediğini söyledi. ABD Hazine Bakanlığı, bu programı tek günlük bir yaptırım paketi değil, ABD yönetiminin farklı kurumları arasında koordinasyon içinde sürdürülecek devamlı bir kampanya olarak tanımladı.
Açıklanan önlemler şunları kapsıyor:
- Çeşitli ülkelerde yaklaşık 60 kişi, şirket, kuruluş ve geminin yaptırım listesine alınması;
- İran’la iş birliği yapan yabancı taraflara yönelik ikincil yaptırımların kapsamının genişletilmesi;
- Dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı olmak üzere beş sektöre odaklanılması;
- Petrol satış ağlarının, gölge filonun ve döviz gelirlerinin aktarılmasında kullanılan kanalların hedef alınması;
- Çin, Hong Kong, Birleşik Arap Emirlikleri, Singapur ve Avrupa’daki şirketler ile finans kuruluşları üzerindeki baskının artırılması;
- Para transferleri ile kültürel ve akademik erişimlere ilişkin bazı genel izinlerin askıya alınması;
- İran’ın tespit edilen ağlarıyla iş birliğini sürdüren ülke ve şirketlere belirli bir süre tanınması.
Bessent, bu operasyonu “Amerika’nın düşmanlarından birine karşı organize edilen en büyük mali saldırı” olarak nitelendirdi. Ayrıca Trump yönetiminin artık “İran tehdidini yönetmeye” çalışmadığını, bu tehdidi tamamen sona erdirmeyi amaçladığını söyledi.
Trump, bu programın ayrıntıları açıklanmadan önce, bir ülkeye karşı şimdiye kadarki “en ağır ekonomik operasyonu” hayata geçireceğini vadetmişti. Tehditlerinin hedefinde yalnızca Tahran yoktu; İran’la iş birliğini sürdüren ülkeler, bankalar ve şirketler de “ağır sonuçlarla” karşılaşacakları konusunda uyarıldı.
Trump’ın politikası, dolara ve ABD pazarına erişimi bir baskı aracına dönüştürme esasına dayanıyor. Buna göre yabancı taraflar, İran ekonomisiyle ilişkilerini sürdürmek ile ABD öncülüğündeki finans sistemine erişimlerini korumak arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor.
Bununla birlikte açıklanan paket, henüz İran ekonomisinin tamamen ve derhâl kuşatılması anlamına gelmiyor. Paketin önemli bir bölümü, hukuki yetkilerin genişletilmesini, ticari ortaklara yönelik uyarıları ve gelecekte uygulanabilecek yaptırımlara ilişkin risklerin artırılmasını içeriyor. Operasyonun gerçek etkisi; yaptırımların nasıl uygulanacağına ve Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, komşu ülkeler ve uluslararası bankacılık sisteminin ne ölçüde iş birliği yapacağına bağlı olacak. Associated Press de operasyonun ilk sonucunu, esas olarak İran’la finansal bağlantıların kesilmesini amaçlayan bir dizi yeni uyarı şeklinde değerlendirdi.
Çin, En Önemli Halka
Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı ve Tahran’ın ekonomik açıdan tamamen yalnızlaştırılmasının önündeki en önemli engeldir. Pekin, ABD’nin ikincil yaptırımlarına karşı çıkarak ekonomik baskının krizin çözümüne yardımcı olmayacağını, ayrıca küresel finansal ve ekonomik istikrarı bozabileceğini açıkladı.
Çin ve bu ülkedeki bağımsız rafineriler İran’la ticareti sürdürürse Washington, tehditlerini uygulamak ile Pekin’le daha geniş çaplı bir ekonomik çatışmadan kaçınmak arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır. Bu nedenle “Ekonomik D-Day”in başarısı, yaptırım listesine eklenen isimlerin sayısıyla değil, ABD’nin petrol alıcılarının ve yabancı finans ağlarının davranışlarını değiştirme gücüyle ölçülecektir.
Buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’la iş birliğini durdurması veya ciddi ölçüde azaltması daha doğrudan sonuçlar doğurabilir. Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın önemli bir ticaret ortağı olmasının yanı sıra para ve mal transferi ile İranlı aracı şirketlerin faaliyetleri açısından başlıca geçiş noktalarından biridir. Haberler, Abu Dabi’nin 18 Ağustos’tan itibaren Tahran’la bazı ticari ve finansal ilişkilerini askıya aldığını gösteriyor.
İranlı Yetkililerin Tepkileri
İran Ekonomi Bakanı Seyid Ali Medenizade, ABD’nin tehditlerine tepki göstererek “Bu kez de yenilgiye uğrayacaksınız” dedi ve hükümetin ekonomik mücadeleye hazır olduğunu vurguladı. Medenizade daha önce de ekonomik ve askerî baskıların amacının İran’da umutsuzluk yaratmak ve ülkeyi çöküşe sürüklemek olduğunu, ancak yönetimin teslim olmayacağını ifade etmişti.
Medenizade, aylar öncesinden ülkenin “ekonomik savaş” aşamasına girdiğini söylemiş ve “ekonomik cihat” çağrısında bulunmuştu. Bununla birlikte, şimdiye kadarki resmî açıklamaları daha çok siyasi ve psikolojik nitelikte kaldı. Hükümetin döviz kurunu istikrara kavuşturmak, temel ihtiyaç maddelerinin tedarikini güvence altına almak, petrol ihracatındaki düşüşle mücadele etmek veya döviz gelirlerindeki kaybı telafi etmek için nasıl bir program uygulayacağına ilişkin açık ayrıntılar henüz yayımlanmadı. Siyasi güvence ile şeffaf bir ekonomik programın bulunmaması arasındaki bu mesafe, önümüzdeki haftalarda hükümetin başlıca kırılganlıklarından birine dönüşebilir.
Diğer taraftan, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü ekonomik savaşa katılan her komşu ülkenin Tahran tarafından “düşman” olarak değerlendirileceği uyarısında bulundu. Rızai ayrıca bu sürecin devam etmesi hâlinde ne Hürmüz Boğazı’ndan ne de Basra Körfezi’ndeki diğer güzergâhlardan “tek damla petrolün bile” ihraç edilemeyeceği tehdidinde bulundu.
Bu tutum, ABD’nin ekonomik kampanyasını bölgesel enerji güvenliği ve deniz taşımacılığı meselesiyle ilişkilendiriyor. Rızai’nin mesajı, İran’ın petrol ihracatını ortadan kaldırmaya yönelik girişimlere, diğer Basra Körfezi ülkelerinin ihracatında aksama yaratılarak karşılık verilebileceğidir.
İran’daki Döviz ve Altın Piyasalarının Tepkisi
İran serbest piyasası, yaptırımların ağırlaştırılmasına ilişkin kaygıların ilk belirtilerini göstermeye başladı. 24 ve 25 Ağustos işlemlerinde serbest piyasada dolar yaklaşık 199 bin ile 203 bin tümen aralığında seyretti ve bir süreliğine 200 bin tümen sınırını aştı. Bir piyasa raporunda, endişelerin artmasının ardından doların yaklaşık 7 bin tümen yükseldiği belirtildi.
Altın piyasasında ise İmami altının yaklaşık 218 milyon ile 222 milyon tümen aralığında olduğu bildirildi. Bu, bir önceki güne kıyasla yaklaşık 9 milyon tümenlik artış anlamına geliyor. Bahar-ı Azadi altını da yaklaşık 213 milyon ile 218 milyon tümen aralığında işlem gördü.
Piyasanın ilk tepkisi önemlidir; ancak yaptırımların nihai etkisi hakkında sonuca varmak için henüz yeterli değildir. Döviz ve altın fiyatlarındaki yükselişin bir bölümü, psikolojik beklentilerden ve tedbir amaçlı alımlardan kaynaklanabilir. Kalıcı etki, yeni operasyonun gerçekten petrol ihracatında azalmaya, döviz transfer kanallarının kapanmasına, dolar arzının düşmesine ve ithalatta aksamalara yol açması durumunda ortaya çıkacaktır.
Eylem Çağrıları ve Sokak Olayları Ciddi Bir Senaryo mu?
Gündeme getirilebilecek senaryolardan biri, Washington’ın ekonomik baskıyı artırmaktaki nihai amacının yalnızca İran İslam Cumhuriyeti’nin mali kaynaklarını sınırlandırmakla kalmaması; bu baskının, krizi ekonomi alanından sokağa taşıyan bir araç olarak kullanılmasıdır. Ulusal para biriminin değer kaybetmesi, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının yükselmesi, maaş ödemelerinde aksamalar yaşanması ve geçim güvencesizliğinin yaygınlaşması, birikmiş toplumsal hoşnutsuzluğu harekete geçirerek grevlerin, gösterilerin ve daha geniş çaplı protestoların önünü açabilir.
Bu senaryoya göre ABD, dışarıdan uygulanan ekonomik baskının içeride toplumsal ve siyasi baskıya dönüşmesini umuyor. İç protestoların yayılması ve yönetimin gücünün önemli bir bölümünü sokakları kontrol etmek için kullanmak zorunda kalması durumunda, baskının sürdürülmesi ve hatta dış saldırıların devam etmesi için daha elverişli bir ortam ortaya çıkabilir. İç karışıklıklarla dış saldırıların eş zamanlı yaşanması, yönetim yapısının bütünlüğünü, millî güvenliği ve İran’ın bağımsızlığını ciddi biçimde tehlikeye atabilir.
“Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarının Eylül 2022’de başlayan yıldönümünün yaklaşmasıyla bu kaygılar daha da önem kazanıyor. İranlı güvenlik yetkilileri muhtemelen muhalif grupların ve muhalefet ağlarının koordineli eylem çağrıları yayımlayarak söz konusu protestoların yıldönümünü yeni zam dalgası, riyalin değer kaybı ve geçim sıkıntısından kaynaklanan hoşnutsuzlukla ilişkilendirmesinden endişe ediyor. Böyle bir durumda ekonomik bir talep hızla siyasi ve güvenlik boyutu kazanabilir; dağınık gösteriler daha kapsamlı bir krize dönüşebilir.
Bu açıdan dolar kurundaki sıçrama veya ekmek, yakıt, ilaç ve diğer günlük ihtiyaçların fiyatlarındaki artış yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bunların her biri, protesto ortamının yeniden canlanmasını tetikleyebilir. Sınırlı bir gösteriye sert müdahalede bulunulması, esnafın greve gitmesi veya geniş kitlelere ulaşan bir eylem çağrısının yayımlanması da olayları başlatan kıvılcım işlevi görebilir.
Nihai Analiz
İran, ABD ve İsrail arasındaki çatışmanın yeni bir aşamaya girmesiyle Washington, askerî saldırıların işlevinin bir bölümünü mali baskıyla yerine getirmeye çalışıyor. İran’ın ticari ortaklarını, bankaları ve İran petrolünün alıcılarını hedef alan ABD; döviz gelirlerindeki azalmayı, yükselen enflasyonu ve geçim sıkıntısından kaynaklanan hoşnutsuzluğu toplumsal ve sokak kaynaklı bir baskıya dönüştürmeyi amaçlıyor. Bununla birlikte “Ekonomik D-Day”in başarısı, açıklanan yaptırımların sayısından çok Çin’in ve Tahran’ın diğer ortaklarının tutumuna bağlı olacak. Pekin, İran’dan petrol almaya devam eder ve alternatif ödeme ve taşımacılık kanalları korunursa ABD’nin baskısı ağır ancak eksik kalacaktır. Buna karşılık petrol ihracatının ve İran’ın dövize erişiminin ciddi biçimde aksaması, ekonomik krizi derinleştirerek ülkeyi aynı anda dış tehditler ve iç karışıklıklarla karşı karşıya bırakabilir.
Şu anda belirleyici soru, Tahran’ın nasıl karşılık vereceğidir. İran; yaptırımları aşma yollarını genişleterek, Çin ve Rusya’ya dayanarak, iç piyasayı kontrol altında tutarak ve destekleyici politikalar uygulayarak yeni bir askerî cepheye girmekten kaçınabilir. Diğer senaryo ise karşılık vererek ABD ile bölgedeki müttefiklerinin ekonomik ve güvenlik maliyetlerini artırmasıdır. Bu karşılık, enerji güzergâhları üzerinde baskı kurulmasından yeni bir operasyon cephesinin açılmasına kadar uzanabilir.
Önümüzdeki ayların temel sınavı, İran’ın ekonomik baskıyı kontrol altına alıp alamayacağı veya geçim krizinin, iç karışıklıkların ve dış tehditlerin birbirini güçlendirdiği bir döngüye sürüklenip sürüklenmeyeceği olacaktır. Öte yandan Tahran’ın ekonomik kuşatmayı kırmak amacıyla yeni bir cephe açmaya mı yöneleceği, yoksa savaşın tamamen ülke içine taşınmasını önlemeye mi öncelik vereceği de yakından izlenecektir.




