1. Haberler
  2. Analiz
  3. Necmettin Erbakan: Türkiye’de Siyasal İslam’ın Kurucu Mimarı

Necmettin Erbakan: Türkiye’de Siyasal İslam’ın Kurucu Mimarı

Merkezde Necmettin Erbakan'ın, çevresinde ise Türkiye'deki sonraki kuşak İslamcı siyasetçileri temsil eden isimlerin yer aldığı sembolik bir görsel. Arka plandaki Türk bayrağıyla birlikte görsel, Erbakan'ın Millî Görüş'ün oluşumundaki ve Türkiye'de siyasal İslam üzerindeki etkisini yansıtıyor.
Screenshot
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Necmettin Erbakan (1926–2011), Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en etkili isimlerinden biri ve Millî Görüş hareketinin kurucusuydu. Millî Görüş, Türkiye’de siyasal İslam düşüncesinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı ve Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül başta olmak üzere birçok tanınmış siyasetçi, siyasi hayatına bu hareketin içinde başladı. Erbakan, siyasi kimliğinin yanı sıra makine mühendisi ve üniversite profesörüydü. 1996–1997 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İslamcı kimliğiyle başbakanlık görevine gelen ilk siyasetçi olarak ülke yönetimini üstlendi.

Erbakan, 1926 yılında Sinop’ta doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde makine mühendisliği eğitimini tamamladıktan sonra ileri mühendislik çalışmaları için Almanya’ya gitti. Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Teknik Üniversitesi’nin en genç profesörlerinden biri oldu. Aynı dönemde yerli sanayinin geliştirilmesi ve motor teknolojilerinin üretimi alanında önemli çalışmalara imza attı. Sanayi bağımsızlığı ve ekonomik bağımsızlık düşüncesi, daha sonraki yıllarda onun siyasi anlayışının temel sütunlarından biri hâline geldi.

Erbakan’ın siyasete girişi 1960’lı yılların sonlarına rastlar. Önce bağımsız milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, ardından Millî Nizam Partisi’ni kurarak örgütlü siyasi mücadelesini başlattı. Daha sonra kurduğu Millî Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi de dâhil olmak üzere, öncülük ettiği partilerin birçoğu Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Ancak Erbakan, her kapatma kararının ardından yeni bir siyasi yapılanmayla yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bu kararlı mücadele, onu yalnızca Türk siyasetinin en dirençli liderlerinden biri hâline getirmekle kalmadı; aynı zamanda geniş bir toplumsal taban üzerinde kalıcı etki bırakan bir fikir ve dava adamı olarak öne çıkardı.

Siyonizm Karşıtı Tutumu

Necmettin Erbakan’ın siyasi düşüncesinin en belirgin yönlerinden biri, II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası düzene ve özellikle de Siyonizmin dünya siyasetindeki ve küresel ekonomideki rolüne yönelik eleştirel yaklaşımıydı. Erbakan’a göre İsrail meselesi, yalnızca İsrailliler ile Filistinliler arasındaki bir sınır anlaşmazlığı ya da işgal altındaki topraklar üzerindeki bir ihtilaftan ibaret değildi. O, bu meseleyi dünya siyaseti, uluslararası ekonomi ve İslam ülkeleri arasındaki ilişkileri etkileyen daha kapsamlı bir siyasi, ekonomik ve ideolojik projenin parçası olarak değerlendiriyordu.

Erbakan, konuşmalarında ve eserlerinde sık sık Yahudiliğin ilahi bir din ile Siyonizmin siyasi bir ideoloji ve hareket olduğunu birbirine karıştırmamak gerektiğini vurguladı. Eleştirilerinin hedefinin Yahudi inancına mensup insanlar değil, siyasi Siyonizm ve İsrail devletinin politikaları olduğunu açıkça ifade ediyor; bu nedenle “Yahudiler” ile “Siyonistler” arasında kesin bir ayrım yapıyordu. Ona göre İsrail’in politikalarını eleştirmek, hiçbir şekilde bir dine veya o dinin mensuplarına düşmanlık olarak yorumlanmamalıydı.

Necmettin Erbakan'ın konuşma yaptığı bir anı gösteren fotoğraf. Millî Görüş hareketinin kurucusu ve Türkiye'nin eski başbakanı olan Erbakan, konuşması sırasında işaret parmağını kaldırırken arka planda Refah Partisi'nin amblemi yer alıyor. Erbakan, siyasi hayatı boyunca Siyonizmi en sert eleştiren Türk siyasetçilerden biri olarak tanındı; Filistin davasına verdiği destek, İslam dünyasının birliği çağrıları ve İsrail'in politikalarına yönelik eleştirileriyle öne çıktı. Görsel, onun bağımsızlık, adalet ve Siyonizm karşıtı siyasi duruşunu simgelemektedir.

Erbakan’ın bakış açısında Filistin meselesi, yalnızca Filistin halkının sorunu değil, İslam dünyasının içinde bulunduğu genel durumun bir sembolüydü. Ona göre Filistin işgal altında olduğu ve Filistin halkının temel hakları ihlal edildiği sürece, İslam dünyasının bağımsızlığı ve onurundan söz etmek eksik kalacaktı. Bu nedenle sık sık şu ifadeyi kullanıyordu:

“Kudüs sadece Filistinlilerin meselesi değildir; bütün İslam âleminin meselesidir.”

Aynı şekilde, İslam dünyasının birlik ve beraberliği önündeki en büyük engellerden birinin Siyonizm olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“İslam dünyasının birliğinin önündeki en büyük engel Siyonizmdir.”

Erbakan’a göre İslam ülkeleri arasındaki etnik, mezhepsel ve siyasi ayrılıklar, dış güçlerin bölge üzerindeki nüfuzunu artırması için uygun bir zemin oluşturuyordu. Bu nedenle İslam dünyasının ortak değerler ve ortak çıkarlar etrafında birleşmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre Müslüman ülkeler ekonomik, sanayi, bilimsel ve savunma alanlarında gerçek ve sürdürülebilir bir iş birliği kurabildikleri takdirde, hem kendi hak ve menfaatlerini daha güçlü şekilde savunabilecek hem de büyük güçlere olan bağımlılıklarını önemli ölçüde azaltabileceklerdi.

Erbakan, birçok konuşmasında İslam ülkelerinin yalnızca büyük güçlerin ürettiği malların, teknolojinin ve uluslararası finans sisteminin tüketicisi konumunda kalmaması gerektiğini vurguluyordu. Ona göre Müslüman ülkeler, sahip oldukları ortak potansiyel ve imkânlara dayanarak bağımsız bir ekonomik ve siyasi düzen inşa etmeliydi. Bu çerçevede Filistin davası da onun nazarında yalnızca insani veya dinî bir sorumluluk değildi; aynı zamanda İslam dünyasının siyasi ve ekonomik bağımsızlığı mücadelesinin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyordu.

İktidara Gelişi

Necmettin Erbakan, 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu. Başbakanlık görevi yaklaşık bir yıl sürmesine rağmen, bu kısa dönemde Türkiye’nin dış politikasını daha dengeli bir çizgiye oturtmaya ve ülkenin İslam dünyasıyla ilişkilerini güçlendirmeye çalıştı. Türkiye’nin Batı’ya artan bağımlılığını eleştiren Erbakan, İslam ülkelerinin kendi imkân ve potansiyellerine dayanarak bağımsız bir ekonomik ve siyasi düzen kurmaları gerektiğini savunuyordu.

Necmettin Erbakan, destekçileri ve korumaları arasında halkı selamlarken gülümsüyor. Görsel, Millî Görüş lideri Erbakan'ın halk arasındaki güçlü desteğini, siyasal mirasını ve Filistin davasına verdiği destekle tanınan siyasi duruşunu yansıtmaktadır.

Erbakan’ın uluslararası alandaki en önemli girişimi, 1997 yılında Gelişen Sekiz Ülke (D-8) Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük etmesiydi. Türkiye, İran, Pakistan, Malezya, Endonezya, Bangladeş, Mısır ve Nijerya’nın katılımıyla kurulan bu oluşumun amacı; Müslüman ülkeler arasındaki ekonomik iş birliğini geliştirmek, ticareti artırmak ve Batı merkezli ekonomik yapılara olan bağımlılığı azaltmaktı. Erbakan, D-8’i yalnızca ekonomik bir platform olarak değil, İslam dünyasının bütünleşmesini güçlendirecek somut bir adım olarak değerlendiriyordu.

Necmettin Erbakan’ın İran ile İlişkileri

Necmettin Erbakan, İran İslam Cumhuriyeti’ni İslam dünyasının en önemli stratejik ortaklarından biri olarak görüyordu. İran İslam Devrimi’nin ardından Türkiye’deki siyasi elitlerin önemli bir bölümü Tahran’a temkinli hatta zaman zaman kuşkuyla yaklaşırken, Erbakan Türkiye ile İran’ın bölgenin iki köklü medeniyeti ve iki önemli gücü olarak siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp ekonomik, sanayi ve stratejik alanlarda iş birliğini geliştirmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre İslam dünyasının kalkınması ve gerçek anlamda bağımsızlığa ulaşması, özellikle Türkiye ile İran başta olmak üzere büyük Müslüman ülkelerin ortak hareket etmesine bağlıydı.

Bu yaklaşım, başbakanlığı döneminde de somut politikalara yansıdı. Erbakan hükümeti, İran ile ekonomik ve enerji alanındaki ilişkileri geliştirmeye çalıştı ve İran’ın uluslararası alanda tecrit edilmesini hedefleyen politikalardan uzak durdu. Aynı dönemde iki ülke arasındaki doğal gaz ve ticaret iş birliğinin genişletilmesi ile D-8 Teşkilatı’nın kurulması, onun İslam ülkeleri arasında uluslararası güç merkezlerinden bağımsız bir iş birliği ağı oluşturma hedefinin somut göstergeleri olarak değerlendirildi.

Bir füzenin üzerine, Necmettin Erbakan'ın fotoğrafının ve kendisine atfedilen "İsrail laftan anlamaz; İsrail ancak güçten anlar." sözünün yer aldığı bir afişin yapıştırıldığı anı gösteren görüntü. Bu kare, 2026 yılında İran ile İsrail arasında yaşanan savaş sırasında yayımlandı ve Erbakan'ın Siyonizm karşıtı duruşuna ve Filistin davasına verdiği desteğe yapılan sembolik bir gönderme olarak yorumlandı.

Erbakan’ın İran’a verdiği önem, vefatından yıllar sonra dahi bazı siyasi semboller aracılığıyla gündeme gelmeye devam etti. İsrail ile İran arasında 2026 yılında yaşanan savaş sırasında yayımlanan bir videoda, üzerinde Necmettin Erbakan’ın fotoğrafı ve kendisine atfedilen “İsrail laftan anlamaz; İsrail ancak güçten anlar.” sözünün yer aldığı bir füze görüntülendi. Söz konusu görüntüler daha sonra Türkiye’nin doğrulama platformu Teyit tarafından incelenmiş ve videonun gerçek olduğu doğrulanmıştır.

“Adil Düzen”: Küresel Düzene Alternatif Bir Model

Necmettin Erbakan’ın siyasi ve ekonomik düşüncesinin en temel kavramlarından biri, “Adil Düzen” teorisiydi. Bu teori, Millî Görüş hareketinin düşünsel omurgasını oluşturuyor ve Erbakan tarafından mevcut küresel ekonomik ve siyasi düzene alternatif bir model olarak ortaya konuluyordu. Erbakan’a göre, II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası sistem; büyük güçlerin hâkimiyeti, faiz temelli finans sistemi, sermayenin belirli çevrelerde yoğunlaşması, ekonomik eşitsizlik ve gelişmekte olan ülkelerin dışa bağımlılığı üzerine kurulmuştu. Ona göre bu yapı, geniş doğal kaynaklara, genç nüfusa ve büyük pazarlara sahip olmalarına rağmen birçok İslam ülkesini yabancı mal, teknoloji ve sermayenin tüketicisi konumunda bırakıyor; böylece bu ülkelerin gerçek anlamda bağımsızlığa ulaşmasını engelliyordu.

Erbakan’a göre sürdürülebilir kalkınma yalnızca ekonomik büyümeden ibaret değildi. Gerçek kalkınma; gelir dağılımında adaletin sağlanması, yerli üretimin desteklenmesi, millî sanayinin güçlendirilmesi, yerli teknolojinin geliştirilmesi, yolsuzlukla mücadele edilmesi, gelir uçurumunun azaltılması ve ekonomi ile siyasetin ahlaki ilkeler temelinde yeniden inşa edilmesiyle mümkündü. Bu nedenle ekonominin sermayeye hizmet eden bir araç değil, insana ve adalete hizmet eden bir sistem olması gerektiğini savunuyordu.

Erbakan’ın perspektifinde Adil Düzen, yalnızca Türkiye için hazırlanmış bir ekonomik program değildi. Aynı zamanda İslam dünyasının siyasi ve ekonomik ilişkilerini yeniden inşa etmeyi, hatta mevcut uluslararası düzeni daha adil bir yapıya dönüştürmeyi amaçlayan kapsamlı bir vizyondu. Bu nedenle iç reformların yanı sıra İslam ülkeleri arasında ekonomik, bilimsel, sanayi ve mali iş birliğinin geliştirilmesine büyük önem veriyor; D-8 Teşkilatı’nın kurulmasını da bu düşüncenin hayata geçirilmesi yolunda atılmış ilk somut adım olarak değerlendiriyordu.

Erbakan’ın bu dünya görüşünü en özlü şekilde yansıtan ifadelerden biri şu meşhur sözüydü:

“Hak daima üstündür.”

Erbakan’a göre bu ifade yalnızca ahlaki bir ilke değil, aynı zamanda devlet yönetiminin ve uluslararası ilişkilerin temel prensibi olmalıydı. Ona göre haklılığı belirleyen unsur güç, servet ya da askerî üstünlük değil; adalet ve hak olmalıydı. Siyaset, ekonomi ve milletler arasındaki ilişkiler de güç dengelerine değil, hak ve adalet esasına göre şekillenmeliydi. Bu anlayış zamanla Millî Görüş hareketinin en tanınmış sloganlarından biri hâline geldi ve Erbakan’ın takipçilerinin siyasi söyleminde merkezi bir yer edindi.

Sessiz Darbe

Erbakan’ın İsrail’e yönelik eleştirel tutumu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Tel Aviv ile geliştirdiği yakın ilişkileri sorgulaması ve dinin kamusal hayattaki görünürlüğünü artırmaya yönelik yaklaşımı, dönemin laik askerî bürokrasisinin sert tepkisiyle karşılaştı. Sonuç olarak 1997 yılında Millî Güvenlik Kurulu’nun hükümete dayattığı bir dizi karar, Erbakan’ın başbakanlıktan istifa etmesiyle sonuçlandı. Daha sonra “28 Şubat Postmodern Darbesi” olarak adlandırılan bu süreçte, sokaklarda tanklar görünmemesine rağmen askerî ve yargısal baskılar yoluyla hükümet görevden uzaklaştırıldı.

Siyasi Yol Arkadaşlarıyla Ayrışması

Millî Görüş hareketinin ilk yıllarında Necmettin Erbakan ile Recep Tayyip Erdoğan'ın birlikte yer aldığı tarihî bir fotoğraf. Görsel, Erdoğan'ın Erbakan'ın siyasi liderliği altında yetiştiği dönemi ve Millî Görüş'ün yeni nesil İslamcı siyasetçiler üzerindeki etkisini yansıtır. Daha sonraki yıllarda ise iki liderin siyasi yaklaşımları ve izledikleri yol önemli ölçüde farklılaşmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin önde gelen isimlerinden Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç başta olmak üzere birçok siyasetçi, siyasi kariyerlerine Millî Görüş hareketi içerisinde ve Necmettin Erbakan’ın liderliğinde başlamıştı. Ancak 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasının ardından, bu kadroların siyasi çizgisi zamanla Millî Görüş’ün kurucu ilkelerinden uzaklaşmaya başladı. Yeni parti yönetimi; Avrupa Birliği üyelik süreci, serbest piyasa ekonomisi, Batılı kurumlarla iş birliği ve iç ile dış politikada daha pragmatik bir yaklaşımı benimseyerek geleneksel İslamcı siyasetten farklı bir profil ortaya koymaya çalıştı.

Erbakan ise hayatının son yıllarında bu yön değişikliğini defalarca eleştirdi. Ona göre Millî Görüş’ün temel ilkeleri, kısa vadeli siyasi hesaplara ve pragmatik tercihlere feda edilmemeliydi. Ekonomik bağımsızlık, millî sanayinin geliştirilmesi, sosyal adalet, İslam dünyasının birliği, Filistin davasına kararlı destek ve siyasi Siyonizme karşı duruş, Millî Görüş’ün vazgeçilmez esaslarıydı. Erbakan, Batı merkezli siyasi ve ekonomik yapılara aşırı bağımlılığın veya bu ilkelerin zamanla geri plana itilmesinin, hareketin kuruluş ideallerinden uzaklaşmak anlamına geldiğini savunuyordu.

Babanın İzinde Bir Oğul

Necmettin Erbakan’ın vefatının ardından oğlu Fatih Erbakan, babasının siyasi mirasını sürdürerek Yeniden Refah Partisi’ni kurdu ve Millî Görüş çizgisini devam ettirmeye çalıştı. Fatih Erbakan, birçok konuşmasında babasının son derece mütevazı bir hayat yaşadığını, siyaseti hiçbir zaman makam veya servet elde etmenin aracı olarak görmediğini, aksine millete hizmet etmenin bir sorumluluğu olarak değerlendirdiğini ifade etti. O da babasının izinden giderek Filistin davasına destek verilmesi, İsrail’in politikalarına karşı çıkılması ve İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

**فارسی (Alt Description):** تصویری از **فاتح اربکان**، رئیس حزب «رفاه نو» و فرزند نجم‌الدین اربکان، در میان هواداران خود در حال سخنرانی. او با تأکید بر ادامه میراث سیاسی پدر، از حمایت از آرمان فلسطین، تقویت جهان اسلام و حفظ اصول مکتب «ملی‌گوروش» دفاع می‌کند. --- **Türkçe (Alt Description):** **Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan**, destekçileri arasında halka hitap ederken görülüyor. Necmettin Erbakan'ın siyasi mirasını sürdürdüğünü vurgulayan Fatih Erbakan, Filistin davasına destek verilmesi, İslam dünyasının güçlendirilmesi ve Millî Görüş ilkelerinin korunması yönündeki söylemleriyle tanınmaktadır.

Necmettin Erbakan, 27 Şubat 2011 tarihinde 84 yaşında kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Cenaze töreni, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en geniş katılımlı törenlerden biri oldu. Yüz binlerce kişinin yanı sıra çok sayıda siyasetçi ve farklı ülkelerden devlet temsilcileri cenazeye katıldı. Erbakan, İstanbul’da toprağa verildi.

Nihai Değerlendirme

Necmettin Erbakan’ın fikrî mirası, yalnızca kurduğu siyasi partilerle ya da kısa süren başbakanlık dönemiyle açıklanamaz. Onun en önemli mirası, siyaseti ahlak, adalet ve bağımsızlıktan ayrı düşünmeyen bir siyasal İslam anlayışını kurumsallaştırmış olmasıdır. Erbakan’a göre iktidar ancak hakkın hizmetinde olduğu sürece anlam taşır; hakkın, iktidarı korumak adına feda edilmesi kabul edilemez. Bu nedenle onun hafızalara kazınan “Hak daima üstündür.” sözü, yalnızca bir siyasi slogan değil, bütün siyasi dünya görüşünün özeti niteliğindeydi.

Erbakan’ın düşünce sisteminde siyasi pragmatizm, hiçbir zaman temel ilkelerin yerine geçemezdi. Ona göre siyasi hedeflere ulaşmak için her yöntem meşru sayılamaz; İslami bir yönetim, iktidarını korumak veya güçlendirmek adına kendi temel değerlerinden vazgeçemezdi. Ekonomik bağımsızlık, sosyal adalet, Filistin halkına destek, İslam dünyasının birliği ve küresel güç odaklarının etkisine karşı direnç, onun nazarında konjonktürel siyasi hesaplara veya kısa vadeli çıkarlara feda edilemeyecek temel ilkelerdi.

Bu nedenle Erbakan, Batılı büyük güçlere aşırı bağımlılığın doğuracağı sonuçlar konusunda sürekli uyarılarda bulunuyor ve İslam dünyasının kendi imkânlarına dayanarak, Müslüman ülkeler arasındaki iş birliğini güçlendirmek suretiyle bağımsız bir yol izlemesi gerektiğini savunuyordu. Bu çerçevede birçok siyaset bilimci ve araştırmacı, Millî Görüş hareketinin kuruluş idealleri ile Türkiye’nin son yıllardaki dış politika tercihleri arasında belirgin bir mesafe oluştuğunu değerlendirmektedir. Erbakan sonrasında görev yapan hükümetler, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, Filistin’e yönelik söylemlerini sürdürmekle birlikte Batı’nın güvenlik ve ekonomik kurumlarıyla ilişkilerini de devam ettirmiştir. Türkiye’nin NATO üyeliğini etkin biçimde sürdürmesi, Amerika Birleşik Devletleri ile çeşitli alanlardaki stratejik iş birliğinin devam etmesi ve siyasi gerilim dönemlerinde dahi İsrail ile ticari ve ekonomik ilişkilerin tamamen kesilmemesi, Erbakan’ın düşüncesini benimseyen çevreler tarafından Millî Görüş’ün ilkeleriyle bağdaşmayan gelişmeler olarak değerlendirilmektedir.

Buna karşılık, mevcut hükümeti destekleyen çevreler ise bu politikayı “siyasi realizm” ve Türkiye’nin karmaşık bölgesel ortamda millî çıkarlarını koruyabilmesi için gerekli bir yaklaşım olarak yorumlamaktadır. Millî Görüş çizgisini savunanlar ise temel ilkelerin günlük siyasi hesaplara göre değiştirilmesi hâlinde, hareketin kurucu kimliğini kaybedeceğini ileri sürmektedir. Onlara göre Erbakan’ın siyaset anlayışı, hakkın güce değil, gücün hakka tabi olması ilkesine dayanıyordu. İşte bu yaklaşım, bugün de Necmettin Erbakan’ın fikrî mirası ile Türkiye’nin güncel siyasi yönelimi arasındaki tartışmaların en önemli eksenlerinden birini oluşturmaktadır.

Necmettin Erbakan: Türkiye’de Siyasal İslam’ın Kurucu Mimarı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!