Karadeniz’de askerî saldırıların şiddetlenmesi, bölgedeki ticaret yollarını benzeri görülmemiş tehditlerle karşı karşıya bırakmıştır. Çatışmaların limanlara, ihracat altyapısına ve sivil gemilere kadar yayılması, can kayıplarını artırmanın yanı sıra seyrüsefer güvenliği ile tahıl ve temel ihtiyaç maddelerinin taşınmasının sürdürülebilirliği konusunda ciddi endişelere yol açmıştır. Bu koşullarda, üçüncü ülkelere ait gemiler de savaşın doğrudan sonuçlarına giderek daha fazla maruz kalmaktadır.
Odesa Yakınlarında Türk Şirketine Ait Gemiye Düzenlenen Ölümcül Saldırı
Rusya ile Ukrayna arasındaki deniz çatışmalarının şiddetlenmesiyle birlikte Karadeniz’de ticari gemilerin güvenliği her zamankinden daha büyük bir risk altına girmiştir. Son dönemin en ölümcül olaylarından biri, Gine-Bissau bayrağı altında faaliyet gösteren ve bir Türk şirketine ait olan «Golden Leo» adlı yük gemisine düzenlenen saldırıdır.
Gemi, 19 Temmuz’da mısır yüklü olarak Odesa bölgesinden ayrılmasının ardından birkaç füzenin hedefi oldu. Ukraynalı yetkililer saldırıdan Rusya’yı sorumlu tutarak, yabancı denizciler ve Ukraynalı bir liman kılavuzu dâhil olmak üzere 10 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Saldırıda ağır hasar alan Golden Leo, 26 Temmuz’da Odesa açıklarında battı. Moskova, söz konusu gemiye yönelik saldırının sorumluluğunu doğrudan üstlenmedi. Bununla birlikte Rusya Savunma Bakanlığı aynı dönemde, Ukrayna’ya askerî destek sağladığını ileri sürdüğü gemileri ve tesisleri hedef aldığını açıkladı.
Geminin bir Türk şirketine ait olması, saldırının doğrudan Türkiye’ye yönelik gerçekleştirildiği veya NATO Antlaşması’nın 5. maddesinin uygulanması için gerekli koşulların oluştuğu anlamına gelmemektedir. Zira gemi, Gine-Bissau bayrağı altında ve Ukrayna’daki savaş bölgesinde faaliyet göstermekteydi. Buna rağmen olay, Türkiye’nin ekonomik ve denizcilik alanındaki çıkarlarına yönelik ciddi bir tehdit niteliği taşımakta; Karadeniz’de Türkiye bağlantılı gemilerin ve denizcilerin güvenliğiyle ilgili endişeleri artırmaktadır.
AGN Ragnar’a İHA Saldırısı: İki Denizci Kayıp

Palau bayrağı altında seyreden ve İstanbul merkezli AGN Ship Management şirketi tarafından işletilen «AGN Ragnar» adlı yük gemisi, 25 Temmuz’da Odesa bölgesinden ayrılarak Tuna Nehri’nin kuzey ağzındaki güzergâhtan geçtiği sırada birkaç insansız hava aracının saldırısına uğradı. Saldırıda geminin köprüüstü ve mürettebatın yaşam alanları hasar gördü. Çıkan yangın nedeniyle mürettebat gemiyi terk etmek zorunda kaldı. Olayın ardından iki Hint denizci kaybolurken, diğer yedi mürettebat ile yerel kılavuz kurtarıldı. Romanya ekipleri de kayıp denizcilerin bulunması amacıyla Sulina bölgesinde arama kurtarma çalışmaları başlattı.
Bazı basın kuruluşları saldırıdan Rusya’yı sorumlu tutsa da Hindistan Büyükelçiliği ilk açıklamasında insansız hava araçlarının kaynağı hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmadı. Bu nedenle Rusya’nın olayda rol oynamış olması muhtemel görülmekle birlikte, söz konusu iddia henüz bağımsız ve kesin biçimde doğrulanmış değildir. Raporun hazırlandığı tarihe kadar Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı da olayla ilgili açık ve resmî bir açıklama yayımlamamıştı.
Rusya Karasularında Türkiye Bağlantılı İki Gemiye İHA Saldırısı
«Reyhan Sarı» adlı Türk bayraklı yük gemisi, Rusya’nın Taman Limanı’ndan Trabzon’a gitmek üzere ayrılmasının ardından Novorossiysk açıklarında bir İHA saldırısının hedefi oldu. Olayda iki mürettebat yaralandı. Yaralılar Türkiye’ye getirildikten sonra tedavi edilmek üzere Samsun’daki sağlık kuruluşlarına sevk edildi. Türk kaynakları saldırının faili hakkında ayrıntılı bilgi paylaşmadı. Bununla birlikte olayın, Ukrayna’nın Rus gemileri ve lojistik hatlarına yönelik İHA operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde meydana gelmesi, saldırının Ukrayna’ya ait araçlarla gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Ancak bu olasılık henüz bağımsız kaynaklarca veya resmî makamlar tarafından doğrulanmış değildir.

«Asomatos» adlı ticari gemi de 16–17 Temmuz tarihlerinde Rusya’nın Kavkaz bölgesi yakınlarında yükleme sırasını beklediği sırada birden fazla İHA saldırısına maruz kaldı. İlk bilgilere göre üç insansız hava aracı geminin sancak tarafına, baca ve güverte bölümüne ve üç numaralı vincine isabet etti. Saldırı sonucunda mürettebattan bir kişi hayatını kaybetti. Geminin Türk kara sularına girmesinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili adli soruşturma başlattı. Saldırının yöntemi ve gerçekleştiği bölge, Ukrayna’nın Rus deniz taşımacılığına yönelik son operasyonlarıyla benzerlik gösterse de Türk makamları resmî açıklamalarında saldırının failini belirtmedi. Bu nedenle olayın sorumluluğu henüz kesin olarak belirlenmiş değildir.
Karadeniz’de Rusya ile Ukrayna Arasındaki Deniz Çatışmalarının Şiddetlenmesi
Ukrayna, 6–15 Temmuz tarihleri arasında Azak Denizi ve Karadeniz’de Rus filosuyla bağlantılı onlarca petrol tankerini, yük gemisini ve römorkörü hedef aldığını açıkladı. Kyiv yönetimi, bu operasyonların amacının Kırım’a petrol, yakıt ve mal sevkiyatını aksatmak ve Moskova’nın savaşı sürdürmek için kullandığı gelirleri azaltmak olduğunu belirtti. Saldırıların yoğunluğu, Azak Denizi güzergâhının bazı bölümlerinde deniz taşımacılığının geçici olarak durdurulmasına yol açtı.
Rusya, Ukrayna’nın saldırılarını «deniz terörizmi» olarak nitelendirirken buna karşılık Odesa ve Çornomorsk limanlarına yönelik askerî operasyonlarını genişletti. Moskova, seçilen hedeflerin Ukrayna’ya askerî teçhizat ve askerî nitelikli yüklerin taşınmasında kullanılan gemi ve tesislerden oluştuğunu öne sürmektedir. Buna karşılık Ukraynalı yetkililer ile denizcilik şirketleri, hasar gören gemilerden bazılarının silahsız olduğunu ve tahıl ya da ticari mal taşıdığını belirtmektedir. Tarafların birbiriyle çelişen açıklamaları, hedeflerin gerçek niteliğinin ve saldırılardan kimin sorumlu olduğunun kesin biçimde belirlenmesini zorlaştırmaktadır.
Türkiye’nin Artan Deniz Güvensizliği Karşısındaki Siyasi Tutumu
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 16 Temmuz’da Kyiv’e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Karadeniz’de seyrüsefer serbestisi ile ticaret güvenliğinin Türkiye açısından «hayati» önem taşıdığını ifade etti. Rusya ve Ukrayna arasındaki İstanbul müzakerelerinin devam etmesi çağrısında bulunan Fidan, Ankara’nın savaşın Karadeniz’in tamamına yayılmasına karşı olduğunu vurguladı. Ukrayna Dışişleri Bakanı ise aynı toplantıda Rusya’yı limanlara ve Türkiye bağlantılı gemilere saldırmakla suçladı. Buna rağmen Fidan, Moskova’ya doğrudan suçlama yöneltmekten kaçındı; gerilimin daha fazla tırmanmasının önlenmesi ve diplomasiye geri dönülmesi gerektiğini belirtti.
Fidan, 24 Temmuz’da Ukraynalı mevkidaşıyla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde de savaştaki son gelişmeleri ve Karadeniz’in güvenlik durumunu ele aldı. Türkiye, Rusya ile Ukrayna arasındaki yeni müzakere turuna İstanbul’da ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıklamayı sürdürmektedir. Ankara ayrıca iki ülkenin liderleri arasında gerçekleştirilecek bir görüşmeyi, savaşın sona erdirilmesine yönelik seçeneklerden biri olarak değerlendirmektedir.

Aynı dönemde NATO liderleri, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen zirvede Rusya’yı Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından uzun vadeli bir tehdit olarak tanımladı ve üye ülkelerin kolektif savunmaya olan bağlılığını teyit etti. Türkiye’nin zirveye ev sahipliği yapması ve sonuç bildirisini desteklemesi, Ankara’nın Moskova ile kapsamlı ekonomik ve siyasi ilişkilerinin, Türkiye’nin NATO’nun savunma ve caydırıcılık yapısındaki rolünü sürdürmesine engel olmadığını gösterdi.
Rusya ise yaşanan gelişmeler karşısında Türkiye’ye yönelik sert ve açık bir tepki ortaya koymadı. Moskova, Vladimir Putin ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki düzenli temasların önemini ve iki ülke arasında enerji, ticaret, turizm ve Suriye’deki gelişmeler konusunda sürdürülen iş birliğini vurgulamaya devam etmektedir. Bu ihtiyatlı yaklaşım; Türkiye’nin Rusya’nın ihracatı ve ticaret güzergâhları açısından taşıdığı önem, İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerindeki kontrolü ve Ankara’nın Moskova ile NATO üyeleri arasındaki az sayıdaki aktif iletişim kanallarından biri olmasıyla açıklanabilir.
Nihai Analiz
Türkiye ile Rusya arasında yaşanan münferit gerilimler, yalnızca bir dizi deniz olayı veya geçici anlaşmazlık olarak değerlendirilmemelidir. Bu gelişmeler, Ankara’yı zamanla geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaştırabilecek kıvılcımlara dönüşebilir. Türk bayraklı bir gemiye yönelik ölümcül bir saldırı, çok sayıda Türk vatandaşının hayatını kaybetmesi ya da çatışmaların Türkiye’nin topraklarına ve yetki alanındaki sulara sıçraması, Ankara’nın Moskova ile Batı arasında sürdürdüğü denge politikasını ciddi ölçüde zorlaştıracaktır. Böyle bir durumda Türkiye yalnızca saldırıyı kınamak veya sessiz kalmak arasında seçim yapmayacak; NATO kapsamındaki güvenlik yükümlülükleri doğrultusunda savaşın tarafları arasındaki konumunu daha açık biçimde belirlemek zorunda kalabilecektir.
Ankara bugüne kadar Rusya ile ekonomik ilişkilerini ve enerji ve turizm alanlarındaki iş birliğini korurken, Ukrayna ile askerî ve siyasi ilişkilerini ve NATO kapsamındaki yükümlülüklerini de sürdürmeye çalışmıştır. Bu politika Türkiye’nin arabulucu, müzakerelere ev sahipliği yapan ve nispeten bağımsız hareket edebilen bir aktör rolü üstlenmesine imkân sağlamıştır. Ancak Karadeniz’de saldırıların artması, ülkenin hareket alanını giderek daraltmaktadır. Her yeni olay, «fiilî tarafsızlık» ile «taraf seçme zorunluluğu» arasındaki mesafeyi biraz daha azaltabilir. Türkiye açısından asıl tehlike yalnızca Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmek değil, tarafsız kalabilme imkânının aşamalı biçimde ortadan kalkmasıdır.
Türkiye’nin NATO üyeliği bu koşullarda ikili bir nitelik kazanmaktadır. Üyelik, bir taraftan Ankara’ya caydırıcılık, Batı’nın güvenlik yapısına erişim ve pazarlık gücünü artırma imkânı sunmaktadır. Diğer taraftan ise Türkiye’nin stratejik bağımsızlığının sınırlarını daraltmaktadır. NATO yalnızca Türkiye’nin kullanabileceği bir araç değildir; kriz koşullarında Türkiye’yi Batı’nın ortak stratejisinin bir parçasına dönüştürebilecek kurumsal bir yapıdır. Başka bir ifadeyle Ankara, NATO üyeliğinden bağımsız çıkarlarını ilerletmek için yararlanmaya çalışsa da aynı üyelik, belirleyici bir anda tamamen bağımsız karar alma imkânını elinden alabilir.
Bu açıdan Türkiye çelişkili bir konumda bulunmaktadır: Batı’nın sahasında oynamak, ancak bu sahanın kurallarına bütünüyle tabi olmamak; Rusya ile iş birliği yapmak, fakat Moskova’nın müttefiki olarak görülmemek; Rusya’nın karşısındaki en önemli askerî ittifakın üyesiyken Ukrayna savaşında tarafsız kalmak istemektedir. Böyle bir denge normal koşullarda kazanç sağlayabilir; ancak krizin tırmanması hâlinde son derece kırılgan olacaktır. Savaş ticari gemilere, boğazlara ve Türkiye’nin doğrudan çıkarlarına yaklaştıkça, arabuluculuk rolü ile çatışmanın taraflarından biri hâline gelme arasındaki mesafe de daralacaktır.
Bu nedenle mevcut olaylar, daha büyük bir sınavın ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir. Rusya ile Batı arasındaki mücadele Karadeniz’de genişlerse Türkiye muhtemelen, iddia ettiği stratejik bağımsızlık ile NATO kapsamındaki kurumsal yükümlülüklerinden hangisine uygulamada öncelik vereceğine karar vermek zorunda kalacaktır. Böyle bir anda NATO üyeliği, bir dış politika aracı olmaktan çıkarak Türkiye’nin davranışlarına yön veren bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu mekanizma, arabuluculuk rolünü sürdürme isteğine rağmen Türkiye’yi çatışmanın bir parçası hâline getirebilir. Dolayısıyla Türkiye’nin kalıcı bir tarafsızlık politikası izlemesinin önündeki en önemli engel, Rusya’nın baskısından ziyade Ankara’nın Batı ittifakı içindeki yapısal konumu olabilir.
