1. Haberler
  2. Analiz
  3. Afak Analiz
  4. İmamoğlu dosyası: Yolsuzlukla mücadele mi, rakibi saf dışı bırakma girişimi mi?

İmamoğlu dosyası: Yolsuzlukla mücadele mi, rakibi saf dışı bırakma girişimi mi?

Ekrem İmamoğlu’nun portresini, ön plandaki kelepçeleri, mahkeme salonunu ve Türk bayraklarıyla onun posterlerini taşıyan protestocuları birleştiren yapay zekâ üretimi görsel.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gözaltına alınmasının ardından tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, şu anda Türkiye’nin en önemli hukuki ve siyasi çekişmelerinden birinin merkezinde yer alıyor. Hükümet ve savcılık, davayı belediyedeki örgütlü yolsuzluk iddialarının yargılanması olarak sunarken İmamoğlu ve destekçileri, amacın İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklediği adayları yenmiş ve cumhurbaşkanlığı için ciddi bir seçenek hâline gelmiş bir rakibi saf dışı bırakmak olduğunu söylüyor. İmamoğlu hâlen tutuklu ve hakkındaki ana yolsuzluk davasında henüz nihai hüküm verilmiş değil. İncelenen en güncel haberler, İmamoğlu ve avukatlarının 14–17 Ekim tarihleri arasında dört gün boyunca savunma yapmasının planlandığını bildiriyor.

Geçmişi: Yerel yönetimden ulusal siyaset sahnesine yükselen bir siyasetçi

İmamoğlu, 1970 yılında Karadeniz kıyısındaki Trabzon’un Akçaabat ilçesinde doğdu. Siyasete aktif olarak girmeden önce, başta inşaat olmak üzere ailesinin ticari faaliyetlerinde yer aldı. İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi aldı; bu eğitime ilişkin diplomasının geçerliliği, onlarca yıl sonra siyasi ve hukuki tartışmanın temel başlıklarından biri hâline geldi. Resmî biyografisinde, 1995 yılında Dilek Kaya ile evlendiğini ve üç çocuk sahibi olduğunu belirtiyor.

Lacivert takım elbiseli ve gözlüklü Ekrem İmamoğlu, arkasındaki kalabalığın önünde bir elini kaldırarak mikrofonda konuşuyor.

Parti çalışmalarını Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) geliştirdi ve 2014 yerel seçimlerinde İstanbul’un ilçelerinden Beylikdüzü’nün belediye başkanı seçildi. Bu görev, 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışına katılmasının önünü açtı. O dönemde ulusal siyasetin deneyimli isimlerine kıyasla daha az tanınıyordu; ancak Türkiye’nin en büyük şehrindeki zaferi, siyasi konumunu değiştirdi. İmamoğlu, Mart 2019 seçimlerinde eski başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı Binali Yıldırım’ı yendi. İktidar partisinin itirazı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim sonucunu iptal etmesinin ardından haziranda seçim yenilendi; İmamoğlu bu kez çok daha büyük bir farkla kazandı. Böylece seçimin yenilenmesi yönündeki girişim, onun ulusal düzeydeki konumunun güçlenmesine katkıda bulundu. İstanbul, Erdoğan açısından da kişisel ve siyasi önem taşıyor: Erdoğan’ın ulusal iktidara yükselişi, bu şehrin belediye başkanlığından başlamıştı.

Mart 2024 seçimlerinde İmamoğlu bir kez daha kazandı. Türkiye’deki medya kuruluşlarının yayımladığı seçim verileri, onun oy oranını yaklaşık yüzde 51,14, iktidar partisinin adayı Murat Kurum’un oy oranını ise yaklaşık yüzde 39,59 olarak gösteriyor. Bu sonuç, 2019’daki zaferinin yalnızca seçimin iptal edilmesiyle oluşan olağanüstü koşullardan kaynaklanmadığını ortaya koydu. Siyasi konumu, partisinin geleneksel laik tabanının ötesinden oy çekebilme yeteneğine dayanıyor. Reuters, onu CHP’nin alışılmış seçmen kitlesi dışındaki bazı kesimlere de hitap edebilen bir siyasetçi olarak tanımladı. Analitik açıdan bakıldığında, seçim kazanma geçmişiyle birleşen bu ittifak kurma yeteneği, onu Erdoğan için ciddi bir rakip hâline getirdi; ancak İstanbul’da kazanmış olması, tek başına ülke çapındaki seçimlerde zaferi garanti etmiyor.

Gözaltı ve tutuklama: Polis operasyonundan cezaevine sevke

19 Mart 2025 sabahı polis, İmamoğlu’nun evine giderek onu yolsuzluk ve terörle bağlantılı olduğu iddialarına ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına aldı. Operasyon, bazı belediye yöneticilerini, siyasetçileri ve belediyenin ekonomik faaliyetleriyle bağlantılı kişileri de kapsadı. Dört gün sonra, 23 Mart’ta, mahkeme yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasına karar verdi ve İmamoğlu, günümüzde “Marmara” olarak adlandırılan yerleşkedeki Silivri Cezaevi’ne sevk edildi. İçişleri Bakanlığı da onu belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırdı. Bu karar, yolsuzluk dosyasında verilmiş nihai bir mahkûmiyet hükmü değildi; yargılama sürecinde uygulanan bir tutuklama tedbiriydi. Aynı aşamada mahkeme, terörle bağlantılı ayrı soruşturma kapsamında hakkında ayrıca bir tutuklama kararı vermedi.

Koyu renk takım elbiseli ve kırmızı kravatlı Ekrem İmamoğlu, Türk bayrağının yanında bir elinde dosya tutarken diğer elini selamlamak için kaldırıyor.

İşlemlerin zamanlaması tartışma yarattı: İstanbul Üniversitesi, gözaltına alınmasından bir gün önce diplomasını iptal etmişti; partisinin de birkaç gün sonra cumhurbaşkanı adaylığı konusunda oylama yapması planlanıyordu. Hükümet muhalifleri, bu eş zamanlılığı İmamoğlu’nu seçim yarışından saf dışı bırakma çabasının işareti olarak değerlendirdi; hükümet ise bu yorumu reddetti.Ana dosya, belediyenin imkânlarından, sözleşmelerinden ve iştiraklerinden çıkar sağlamak amacıyla örgütlü bir ağ oluşturulduğu iddiasına dayanıyor. Başlıca suçlamalar arasında suç örgütü kurmak ve yönetmek, rüşvet, görevi kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak, suç gelirlerini aklamak ve kişisel verilerle ilgili bazı ihlaller yer alıyor. Bunlar, savcılığın yönelttiği suçlamalardır ve kanıtlanmış suçlar olarak aktarılmamalıdır. Kasım 2025’te yayımlanan iddianamede savcılık, söz konusu ağın on yıllık bir dönemde yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar kamu zararına yol açtığını ileri sürdü. Bu tutar, savcılığın açıkladığı hesaplamadır; nihai bir hükümle kesin olarak belirlenmiş zarar miktarı değildir.

İddianamenin önemli iddialarından biri, suçtan elde edildiği öne sürülen gelirlerin kişisel çıkarların yanı sıra İmamoğlu’nun siyasi konumunu güçlendirmek ve adaylık sürecini finanse etmek için kullanıldığıdır. Dolayısıyla savcılık da iddia edilen mali faaliyetlerle onun siyasi yükselişi arasında bağlantı kurmuştur; savunma ise bu anlatının temelini reddetmektedir. İlk güvenlik soruşturması da “Kent Uzlaşısı” konusuyla bağlantılıydı. Yerel düzeyde seçim iş birliğini ifade eden bu başlık, yargı makamlarınca PKK’ye yardım edildiği iddiası çerçevesinde incelendi. İmamoğlu, silahlı örgüte yardım suçlamasını reddetti. Bu dosya, yolsuzluk dosyasından ve daha sonra açılan “siyasal casusluk” dosyasından ayrıdır.

İmamoğlu, en başından beri suçlamaların dayanaksız olduğunu ve kendisine yönelik işlemlerin seçmen iradesine saldırı niteliği taşıdığını savundu. Temel görüşü, iktidar partisinin seçim yenilgilerinin ardından yargının siyasi bir rakibi durdurmak amacıyla kullanıldığı yönündedir. Gözaltına alındığı gün yayımlanan mesajında da siyasi mücadelesini sürdüreceğini vurguladı.

Destekçileri ve hükümete muhalif diğer partiler

Özgür Özel ve Cumhuriyet Halk Partisi, tutuklamayı iktidarın seçim yoluyla değişmesi imkânına yönelik bir müdahale olarak nitelendirdi. Parti, 23 Mart 2025’te cumhurbaşkanı adayını belirlemek için oylama düzenledi ve parti üyesi olmayanlar için de dayanışma sandıkları kurdu. Partinin açıklamasına göre, yaklaşık 15 milyon kişi İmamoğlu’nu seçmek veya ona destek vermek amacıyla oy kullandı. Bu sayı, parti içi oylama ve dayanışma oylamasına ilişkin partinin açıkladığı bir veriydi; ulusal seçim sonucu veya toplumun tamamını temsil eden bir kamuoyu araştırmasıyla eş tutulmamalıdır. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) de operasyonu siyasi ve demokratik haklara aykırı buldu. Bu partinin desteği, bütün görüşlerinin CHP ile aynı olduğu anlamına gelmiyor; açıklanan ortak nokta, seçme hakkının ve siyasi faaliyetlerin sınırlandırılmasına karşı çıkılmasıydı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da tutuklamaya tepki olarak muhalefetin ortak hareket etmesi çağrısında bulundu. Bu tepkiler, İmamoğlu’na yönelik uygulamalara itirazın kendi partisinin sınırlarını aştığını gösterdi; ancak tutuklamaya karşı çıkmak, bütün partilerin seçimlerde onu destekleme taahhüdünde bulunduğu anlamına gelmez.

Ana dava: Yargılamanın başlangıcından son duruma

Belediyedeki yolsuzluk iddialarına ilişkin ana davanın yargılaması, gözaltına alınmasından yaklaşık bir yıl sonra, 9 Mart 2026’da başladı. İlk duruşmada, İmamoğlu’nun söz hakkı konusunda anlaşmazlık yaşandı ve savunma avukatları yargılamanın yürütülüşüne itiraz etti. Dosyada başlangıçtan itibaren yüzlerce sanık bulunuyordu.

Türk bayrakları ve “CHP başaracak, Türkiye kazanacak!” sloganlı Ekrem İmamoğlu posterleri taşıyan protestocular.

8 Temmuz 2026’da, savunmasının süresi ve nasıl yapılacağı konusundaki anlaşmazlık büyüdü. Mahkeme, İmamoğlu’nun salondan çıkarılmasına karar verdi ve duruşma tutanağına susma hakkını kullandığı kaydedildi; avukatları ise onun savunma yapmak istediğini ve susmayı tercih etmediğini belirterek itiraz etti. Demirören Haber Ajansı, 13 Ekim’de yayımlanan ve 14 Ekim’in ilk saatlerinde güncellenen haberinde, yargılamanın 97. gününde dosyada 53’ü tutuklu olmak üzere 436 sanık bulunduğunu bildirdi. Aynı haberde, ana iddianamede İmamoğlu için 2352 yıla kadar hapis cezası istendiği belirtildi. Bu sayı, birden fazla suçlama için talep edilen cezaların toplamıdır; mahkemenin verdiği bir hüküm değildir. Ek dosyaların davaya dâhil edilmesiyle sanık sayısı da değişmiştir.

Açıklanan takvime göre, İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının 14 Ekim’de başlayıp 17 Ekim’e kadar sürmesi öngörülüyor. Cumhuriyet gazetesinin 14 Ekim sabahı yayımladığı haber de aynı takvime işaret ediyor. Bu rapor için incelenen kaynaklarda, 14 Ekim duruşmasının tüm sonuçları, İmamoğlu’nun tahliyesine ilişkin yeni bir karar veya ana davada nihai bir hüküm yayımlanmamıştı; dolayısıyla dört günlük savunmanın tamamlandığından ya da sonucundan henüz söz edilemez.

Nihai analiz

İmamoğlu üzerindeki baskı, Erdoğan açısından bedeli ağır bir çelişkiye dönüşebilir: İktidar, rakibini oy pusulasından çıkarmayı başarabilir, ancak aynı zamanda kendisine karşı oy verilmesi için yeni bir gerekçe yaratabilir. Davaların çokluğu ve adaylığın önündeki engeller, her birinin hukuki sonucundan bağımsız olarak, halk sandığa gitmeden önce cumhurbaşkanlığı seçiminin sınırlandırıldığı algısını güçlendiriyor. Böyle bir ortamda mesele artık yalnızca İmamoğlu’nun popülerliği değildir; onu desteklemeyen bir vatandaş bile seçme hakkının baskı altında olduğunu hissedebilir. Bu durum, muhalefet içindeki anlaşmazlıkları geçici olarak geri plana itebilir ve farklı görüşlere sahip partileri, siyasi rekabet imkânını savunma amacı etrafında birleştirebilir; iktidar, tek bir kişiye baskı uygulayarak böyle bir birlikteliğin oluşmasına istemeden katkıda bulunabilir.

Erdoğan açısından seçim riski de mutlaka destekçilerinin kitlesel biçimde muhalefet saflarına geçmesi değildir; kendi seçmenleri arasındaki memnuniyetsiz kesimlerin sandığa gitme isteğinin azalması da aynı ölçüde belirleyici olabilir. Geçim sıkıntısı sürerken iktidarın rakiplerini engellemeye odaklanması, iktidarda kalmanın halkın sorunlarını çözmenin önüne geçtiği izlenimini yaratabilir. Elbette İmamoğlu’yla dayanışma, tek başına muhalefetin zaferini garanti etmez; baskı, muhalefetin örgütsel kapasitesini de aşındırabilir. Ancak muhalefet bu dayanışmayı inandırıcı bir ekonomik programa ve seçim örgütlenmesine dönüştürebilirse, bir adayın saf dışı bırakılması iktidar açısından ters tepecektir: İmamoğlu yarışa katılma imkânını kaybedebilir, fakat ona yönelik tutum, yerine aday gösterilecek kişinin bile oy kazanmasını sağlayan bir meseleye dönüşebilir.

İmamoğlu dosyası: Yolsuzlukla mücadele mi, rakibi saf dışı bırakma girişimi mi?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!