Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve kendi açısından işgale karşı mücadele çerçevesinde tanımladığı saldırıda yaklaşık 1.200 kişi öldü, 251 kişi rehin alındı. Sivillerin öldürülmesi ve rehin alınması o gün yaşananların bir parçasıdır ve göz ardı edilemez. Ancak üç yıl sonra saldırının sonuçlarının bir güvenlik yenilgisinin ötesine geçtiği; İsrail’in siyasetini, toplumunu ve bölgesel konumunu dönüştürdüğü açıktır. İsrail, güvenlik anlayışını yeniden şekillendiren ve devlet ile ordunun hem içeride hem de dışarıda itibarını sorgulanır hâle getiren çok cepheli bir savaşa sürüklendi.
İlk aylarda çok sayıda İsraillinin yaşamı sirenler, sığınaklara gitme ve evlerini terk etme zorunluluğuyla şekillendi. Saldırıyı izleyen ilk üç ayda, kuzey ve güneydeki sınır bölgelerinden yaklaşık 210 bin kişi tahliye edildi. Birçoğu aylarca otellerde veya geçici barınma yerlerinde kaldı; tahliye edilen ailelerin çocukları eğitim ve sosyal yaşamlarında kesintilerle karşılaştı. Bu deneyim, vatandaşların öldürülmesi ve rehin alınmasıyla birlikte, İsrail’in siyasi kimliğinin önemli ölçüde dayandığı güvenlik duygusunu derinden sarstı.
Savaşın bedeli ve uluslararası konumun aşınması

İsrail’in 7 Ekim saldırısına verdiği askerî karşılık, Gazze’yi geniş çaplı bir yıkımla karşı karşıya bıraktı. Kentsel altyapının büyük bölümü hasar gördü ya da yıkıldı; çok sayıda insan evini terk etmek zorunda kaldı. Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 74 bini aştı. Bakanlık, açıklanan rakamlarda sivillerle silahlı unsurlar arasında ayrım yapmıyor. Buna rağmen Birleşmiş Milletler ve çok sayıda bağımsız uzman bu verileri genel olarak güvenilir kabul ediyor. Yüksek can kaybı, geniş çaplı yerinden edilme, sağlık hizmetlerindeki yetersizlik ve gıdaya ve diğer temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan güçlükler derin bir insani krize yol açtı.
Ekim 2025’teki ateşkes çatışmaların şiddetini azalttı, ancak şiddetin tamamen sona erdiği anlamına gelmedi. Saldırılar ve gerginlikler devam etti; Gazze’deki insani durum ise kırılganlığını korudu. Bu koşullarda İsrail, 7 Ekim’den üç yıl sonra stratejik bir çelişkiyle karşı karşıya: Hamas’ın saldırısı İsrail’in güvenliğine ve dokunulmazlık algısına ağır bir darbe vurdu; ancak bu saldırıya karşı verilen uzun süreli savaş da ciddi insani, siyasi ve güvenlik maliyetleri doğurdu. Savaş yalnızca Gazze’deki Filistinlilerin yaşamını değil, İsrail toplumunu, askerî güçlerini ve ülkenin müttefikleriyle ve diğer devletlerle ilişkilerini de etkiledi.
İsrail’in diplomatik yalnızlaşmasının ve uluslararası kamuoyundaki imajının zayıflamasının işaretleri de belirginleşiyor. Benjamin Netanyahu’nun eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma sırasında çok sayıda temsilci salonu terk etti ve koltukların büyük bölümü boş kaldı. Bu görüntü, İsrail hükümeti ile uluslararası toplumun bir kesimi arasındaki görüş ayrılığının sembolüne dönüştü; ancak temsilcilerin salonu terk etmesi, bütün ülkelerin aynı tutuma sahip olduğu anlamına gelmiyor. Pew Araştırma Merkezi’nin 36 ülkede gerçekleştirdiği anket de katılımcıların medyan olarak yüzde 67’sinin İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu ortaya koydu. Bu veri, İsrail’in birçok ülkedeki kamuoyu desteğinin belirgin biçimde gerilediğine işaret ediyor.
7 Ekim saldırısının yıl dönümünde İsrail bayrağının Avrupa Parlamentosundaki bir sergiden indirilmesi de siyasi bir tartışmaya dönüştü. Dünyanın farklı noktalarında İsrail’in politikalarına, özellikle de Gazze’deki savaşa yönelik protestolar ve eleştirel tepkiler çeşitli biçimlerde sürüyor. Bu olaylar, dünya çapında herkesin aynı tutuma sahip olduğu şeklinde yorumlanamaz; ancak anketler ve temsilcilerin Genel Kurul salonundan ayrılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, İsrail hükümetinin politikalarına yönelik yaygın eleştiri ve hoşnutsuzluğu gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, 7 Ekim’in sonuçları savaş alanıyla sınırlı kalmadı; İsrail’in uluslararası itibarı ve siyasi ilişkileri bakımından da önemli bir meseleye dönüştü.
Netanyahu ve seçimler

İsrail içinde 7 Ekim, siyasi sorumluluğa ilişkin temel bir soruyu gündeme getirdi: Bu ölçekte bir saldırı nasıl sürpriz olabildi ve kim hesap vermeli? Hayatını kaybedenlerin aileleri ve Netanyahu’nun muhalifleri bağımsız bir soruşturma talep ediyor; Netanyahu’yu sorumluluk üstlenmekten kaçmakla suçluyor. Netanyahu ise başarısızlığın sorumluluğunu güvenlik kurumlarına yüklüyor; askerî kazanımlarını ve rehinelerin geri getirilmesini öne çıkarıyor. Saldırıdan önce uyarılar alındığına ilişkin haberler yayımlandı, ancak Netanyahu bu uyarıları aldığını reddetti. 27 Ekim’deki seçimler öncesinde birçok ankette Likud’un 20 ila 22, Netanyahu’nun sağ koalisyonunun ise 50 ila 54 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Bu sayı, çoğunluk için gereken 61 sandalyenin altında. Bununla birlikte muhalefet de Arap partilerinin desteği olmadan çoğunluğa ulaşamayabilir. Dolayısıyla Netanyahu’nun konumu oldukça zor.
Hamas: Zayıflamış ama ortadan kalkmamış
Hamas, üç yıllık savaşta komutanlarının, mensuplarının ve füze cephaneliğinin bir bölümünü kaybederek ciddi biçimde zayıfladı. Bununla birlikte değerlendirmeler, grubun Gazze’nin bazı bölgelerinde hâlâ faal ve Filistin tarafındaki başlıca aktör konumunda olduğunu ve silahsızlandırılmadığını gösteriyor. Hamas ve diğer gruplar faaliyetlerini sürdürüyor; ancak mevcut koşullarda 7 Ekim’e benzer büyük çaplı ve sınır ötesi bir saldırı gerçekleştirebilecek durumda olmadıkları değerlendiriliyor. Bu nedenle, örgütlenmenin sürmesi veya kapasitenin kademeli biçimde yeniden oluşturulması yönündeki işaretler ciddiye alınmalı; fakat bunlar yeni bir saldırının yakın olduğunun kanıtı olarak sunulmamalı.
Nihai değerlendirme
7 Ekim, yalnızca can kayıpları ve rehineler nedeniyle değil; güvenlik dokunulmazlığı algısının yıkılması, sınır bölgelerinin geniş çapta tahliye edilmesi, uzun süren savaş ve ülkenin uluslararası itibarının gerilemesi nedeniyle de İsrail’in yakın tarihini öncesi ve sonrası diye ikiye ayıran bir dönüm noktası oldu. Netanyahu bu olayı savaş ve sonrasında elde edilen kazanımlar çerçevesinde anlatmaya çalışıyor; ancak yaklaşan seçimler, 7 Ekim’i hesap verme ve kamu güvenini yeniden kazanma sınavına dönüştürdü. Öte yandan Hamas’ın zayıflamış fakat faal bir güç olarak varlığını sürdürmesi, bu savaşın ne İsrail’e kalıcı güvenlik sağladığını ne de çatışmaya siyasi bir çözüm getirdiğini gösteriyor. Bugünkü kırılganlık; saldırı, savaş ve siyasi çözüm yokluğu döngüsünün bir sonucu.
