1. Haberler
  2. Analiz
  3. İsrail Analizi
  4. İsrail ilerliyor; Türkiye daha ne kadar sadece uyarıda bulunacak?

İsrail ilerliyor; Türkiye daha ne kadar sadece uyarıda bulunacak?

İki parçalı görüntü: Arka planda yeni Suriye bayrağıyla Suriye haritası. Sol tarafta Netanyahu, İsrail savaş uçağı ve tankıyla . Sağ tarafta Erdoğan ayakta. Konu: «İsrail ilerliyor; Türkiye ne zamana kadar sadece uyarıda bulunacak?
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Salı sabahının erken saatlerinde, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinin doğu bölgesi, askeri “Ebu Zuhur” havaalanının pistini hedef alan art arda dört hava saldırısına sahne oldu. Bu raporun hazırlandığı ana kadar hiçbir taraf saldırının sorumluluğunu resmen üstlenmedi ve resmi bir doğrulamanın bulunmaması nedeniyle suçlamalar İsrail’e yöneltildi. Olayın insani ve maddi boyutlarına ilişkin de güvenilir bilgiler mevcut değil. Bazı analistlere göre, İsrail’in bu operasyondaki rolünün doğrulanması hâlinde saldırı, Tel Aviv’in Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye’nin nüfuz alanını sınırlama ve hareket alanını daraltma çabası çerçevesinde yorumlanabilir; söz konusu bölge son yıllarda fiilen Ankara’nın askeri ve siyasi hâkimiyeti altına girmiş durumda ve Ebu Zuhur Havaalanı da bu coğrafyada Türkiye’ye bağlı güçlerin varlığıyla bağlantılı altyapılardan biri olarak kabul ediliyor. Bu değerlendirmeye göre, böyle bir hedefin vurulması, Türkiye’nin Suriye’deki saha denklemlerindeki nüfuzunun genişlemesini sınırlamaya yönelik bir mesaj olarak görülebilir.

Ebu Zuhur neden önemli?

Salı sabahı erken saatlerde, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinin doğu bölgesi, askeri “Ebu Zuhur” havaalanının pistini hedef alan art arda dört hava saldırısına sahne oldu. Söz konusu üs, Ebu Zuhur kentinin yaklaşık beş kilometre doğusunda bulunuyor ve Suriye’nin kuzeyindeki önemli askeri tesislerden biri olarak kabul ediliyor. Bu havaalanının Suriye iç savaşında çalkantılı bir geçmişi bulunuyor: 2012 yılından itibaren muhalif grupların kuşatması altında kaldı, Eylül 2015’te en az 56 hükümet askerinin El Nusra Cephesi tarafından öldürülmesinin ardından düştü, Ocak 2018’de Suriye ordusu ve müttefikleri tarafından yeniden ele geçirildi ve savaş yılları boyunca fiilen tamamen tahrip edilerek kullanılamaz hâle geldi. Ta ki 30 Kasım 2024’te, yakındaki Tفتناز Havaalanı ile birlikte Heyet Tahrir eş-Şam’a bağlı güçlerin kontrolü yeniden ele geçirmesine kadar.

Suriye’nin doğu İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’nın hangarında bulunan bir savaş uçağı. Havaalanı, son dönemdeki hava saldırıları ve İsrail’e atfedilen saldırıların ardından Suriye’nin kuzeybatısındaki önemli gerilim noktalarından biri hâline geldi.

Ebu Zuhur’un önemi yalnızca altyapısal değil; aynı zamanda Beşşar Esad yönetiminin 2024 yılının sonunda düşmesinin ardından Suriye’de yaşanan jeopolitik gelişmelere dayanıyor. Esad hükümetinin çöküşü, İran güçlerinin çekilmesi ve Rusya’nın nüfuzunun belirgin biçimde azalmasıyla birlikte Suriye’nin askeri sahasında bir güç boşluğu oluştu ve hem Türkiye hem de İsrail bu boşluğu doldurmaya çalışıyor. Son aylarda Türkiye, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye hükümetiyle askeri varlığını ve iş birliğini belirgin biçimde artırdı: Ahmed eş-Şara ve Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin merkezinde yeni Türk askeri üslerinin kurulması konusunda görüşmeler gerçekleştirdi ve 1 Nisan 2025’ten itibaren Türk ordusu, hava savunma sistemleri ve silahlı insansız hava araçlarının konuşlandırılması amacıyla Humus vilayetindeki stratejik “T4” hava üssünü ele geçirmeye başladı.

Bu gelişmeye karşılık İsrail, 21 ve 25 Mart 2025 tarihlerinde T4 üssüne hava saldırıları düzenledi. Analistlere göre bu saldırılar uyarı niteliğindeydi. Ancak 2 ve 3 Nisan 2025 gecelerinde gerçekleştirilen daha ağır bombardımanda, Türk askeri ekiplerinin daha önce olası konuşlanma amacıyla ziyaret ettiği üç üs olan T4 üssü, Palmira Havaalanı ve Hama Havaalanı hedef alındı. Söz konusu saldırılarda, raporlara göre T4’te uçuş pisti, kontrol kulesi, hangarlar ve konuşlandırılmış uçaklar imha edildi ve bir Suriyeli kaynağın ifadesine göre bu üs “tamamen kullanılamaz” hâle getirildi. Stimson Merkezi’nin analizine göre İsrail, Esad’ın düşüşünden sonraki yalnızca ilk yedi ay içerisinde Suriye’de yaklaşık 988 hava ve topçu saldırısı gerçekleştirdi; bu sayı, önceki yedi yılda kaydedilen 334 saldırının yaklaşık üç katına denk geliyor. Bu saldırıların önemli bir bölümü doğrudan Türkiye’nin askeri varlığıyla bağlantılı üsleri hedef aldı ve bunun sonucunda Ankara, Suriye’de en az üç yeni askeri üs daha ekleme planını geçici olarak durdurdu. Diğer raporlar da Esad’ın düşüşünden bu yana İsrail’in Suriye’nin çeşitli noktalarına 300’den fazla hava saldırısı düzenlediğini bildiriyor.

Öte yandan Türkiye ve İsrail, daha önce ABD ile Rusya arasında Suriye’de yürürlükte olan mekanizmaya benzer resmi bir gerilimi azaltma mekanizmasının bulunmamasına rağmen, doğrudan askeri çatışmadan kaçınmak amacıyla Azerbaycan’ın arabuluculuğu ve ABD’nin teşvikiyle birkaç tur dolaylı çatışmasızlık görüşmesi gerçekleştirdi. Uzmanlara göre bu süreç hâlâ kırılgan ve “tesadüfi tırmanma” ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Ebu Zuhur da bu nedenle Suriye’nin güvenlik haritasında yeniden stratejik bir noktaya dönüşmüş durumda ve son saldırı, Suriye’nin kuzeyindeki askeri geleceğe ilişkin bu rekabetin tırmandığının bir işareti olabilir; Suriye, bu rekabetin yalnızca pasif bir tarafı değil, tam merkezinde yer alıyor.

Bazı analistlere göre Ebu Zuhur’a yönelik bu saldırı daha geniş bir çerçevede yorumlanabilir: Tel Aviv’in Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye’nin nüfuz alanını sınırlama ve hareket alanını daraltma çabası. Son yıllarda fiilen Ankara’nın askeri ve siyasi hâkimiyeti altına giren bu bölgede, bu değerlendirmeye göre İsrail zayıf ve parçalı bir Suriye’nin varlığını sürdürmesini isterken, Türkiye güçlü, merkezi ve Ankara ile müttefik bir Suriye’nin ortaya çıkmasını hedefliyor; Ebu Zuhur gibi tesislere yönelik saldırı da Türkiye’nin Suriye’deki saha denklemlerinde nüfuzunu genişletmesini sınırlamaya yönelik bir mesaj olarak değerlendirilebilir.

İsrail ve Türkiye’nin Tutumları

Dağlık bir bölgedeki yerleşim alanı üzerinde bombardıman ve yükselen yoğun duman sütunlarını gösteren bir görüntü; bölgedeki hava saldırıları ve askeri çatışmalardan bir sahne.

İsrail’in Rolü ve Tutumu

Esad yönetiminin düşmesinden bu yana İsrail, Suriye’nin askeri altyapısını ortadan kaldırmaya yönelik geniş çaplı bir harekât başlattı ve çoğunlukla aşırılık yanlısı grupların önceki ordudan kalan silahlara erişmesini önleme gerekçesiyle 500’den fazla hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu harekât sırasında Suriye’nin savaş uçakları, helikopterleri ve hatta deniz filosu da dâhil olmak üzere askeri kapasitesinin önemli bir bölümü devre dışı bırakıldı; bu süreç, fiilen Şam’daki yeni hükümetin savunma kapasitesini belirgin biçimde zayıflattı.

Resmî açıklamalar düzeyinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce bu saldırıları Şam hükümetine yönelik bir “uyarı mesajı” olarak nitelendirmiş ve Dürziler gibi azınlıklara yönelik herhangi bir tehdide veya Şam’ın güneyinde silahlı güçlerin konuşlandırılmasına müsamaha göstermeyeceğini vurgulamıştı. İsrailli yetkililer ayrıca Türkiye’nin Suriye’de giderek artan askeri varlığına ilişkin endişelerini açıkça dile getirdiler; öyle ki İsrail kabinesinin üyelerinden biri, Türkiye Suriye’de askeri üs kurarsa İsrail’in de aynısını yapacağını söyledi. Yayımlanan analizlere göre Tel Aviv’in genel stratejisi, Şam hükümetindeki gücün zayıf ve merkezi olmayan bir yapıda kalmasını sağlamak; bunun karşısında Türkiye, Suriye’de güçlü ve istikrarlı bir hükümetin oluşmasını istiyor ve bu stratejik karşıtlık, iki ülkenin Suriye toprakları üzerindeki çekişmesinin temel eksenini oluşturuyor.

Türkiye’nin Rolü ve Tutumu

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde uzun süredir devam eden bir askeri varlığı bulunuyor ve Esad’ın düşmesinin ardından bu varlığını belirgin biçimde genişletti; bunlar arasında hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarıyla donatılma imkânlarını değerlendirmek amacıyla Türk askeri yetkililerinin Suriye’deki hava üslerine gerçekleştirdiği tekrarlanan ziyaretler de yer alıyor. Bu kapsamda Ankara’nın Palmira yakınlarındaki “T4” hava üssünü kontrol altına almaya çalıştığına ilişkin haberler yayımlandı; bu durum, Türkiye’nin Esad sonrası Suriye’nin güvenlik mimarisinde aktif bir rol oynama iradesini gösteriyor.

Suriye’nin kuzeyindeki kentsel bölgelerden birinde ilerleyen Türk askeri zırhlı araç konvoyu. Türk bayrakları taşıyan zırhlı araçlar, sivil halkın günlük hareketliliği arasında bir cadde üzerinden ilerlerken görülüyor.

Resmî açıklamalar düzeyinde Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’i defalarca “bölgede savaşı başlatan taraf” olarak nitelendirdi ve bu ülkenin Türkiye’nin komşuluğundaki askeri faaliyetlerini genişletmesi konusunda uyarıda bulundu. Erdoğan, “Türkiye’nin güvenliği Hatay’dan başlamaz; Halep’ten, Şam’dan ve Beyrut’tan başlar” ifadesiyle Suriye ve Lübnan gibi “kardeş” ülkelere karşı herhangi bir dayatmaya müsamaha göstermeyeceğini vurguladı; daha önce de Netanyahu’nun eylemlerinin dünyayı felakete sürükleyebileceği uyarısında bulunmuştu. Ankara’nın genel stratejisi, Suriye’nin askeri ve güvenlik yapılanmasının yeniden inşasında belirleyici bir rol üstlenmek; Türk liderlerin Ahmed eş-Şara hükümeti üzerinde önemli bir nüfuza sahip olduğu ve bölgesel düzeyde de Suudi Arabistan ve Pakistan’ın savunma çerçevelerine yakınlaşmak da dâhil olmak üzere İsrail karşısındaki caydırıcılığını güçlendirmeye çalıştığı belirtiliyor.

Nihai Analiz

Şimdi oturup Türkiye’nin bu denklem karşısında nasıl bir tepki vereceğini görmek gerekiyor; bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda Suriye’nin kuzeyindeki güç dengesinin belirlenmesinde belirleyici olabilir. İsrail’in son aylardaki sahadaki davranışlarına bakıldığında, bu ülkenin oldukça istikrarlı ve tekrarlanan bir model izlediği görülüyor: Lübnan’da neredeyse her gün askeri operasyonlar gerçekleştiriyor, Suriye’nin güneyinde de aynı uygulama aynı yoğunluk ve süreklilikle devam ediyor ve şimdi Ebu Zuhur’a yönelik saldırıyla bu çember bir adım daha İdlib’in derinliklerine ve Ankara’nın nüfuz alanlarına doğru genişlemiş durumda. Bu süreçte dikkat çeken husus ise Türkiye’nin bu giderek genişleyen sürece karşı verdiği pratik tepkinin açık biçimde yokluğu; Ankara şimdiye kadar yalnızca sözlü açıklamalar ve uyarılarla yetindi ve sahadaki denklemi değiştirebilecek herhangi bir somut caydırıcı adım ortaya koymadı.

Tam da burada Türkiye ciddi bir sınavla karşı karşıya: sözden eyleme geçiş sınavı. Eğer Ankara bu saldırıların devam etmesi ve genişlemesi karşısında yalnızca bir açıklamayla sınırlı kalmayan, orantılı ve caydırıcı bir tepki ortaya koyamazsa, şimdiden bu stratejik oyunun kaybedeni olarak değerlendirilebilir; zira Şam üzerinde geniş siyasi nüfuza ve Esad sonrası Suriye’nin güvenlik mimarisine liderlik etme iddiasına sahip olmasına rağmen, sahadaki sınav anında aktör olmak yerine gözlemci kalmayı tercih etmiş olacaktır. Türkiye’nin kuzey Suriye’deki nüfuz alanının tam kalbine doğrudan isabet eden bir saldırı karşısındaki pratik sessizlik, tüm bölgesel aktörlere açık bir mesaj gönderiyor: Bu mesaj, Ankara’nın caydırıcılığının uzun süre sorgulanmasına yol açabilir. Bundan sonra Türkiye’nin önündeki yol yalnızca iki seçenekten geçiyor: ya Erdoğan’ın ilan ettiği kırmızı çizgileri söylem düzeyinin ötesine taşıyabilecek, pratik ve hesaplı bir karşılık vermek ya da fiilen alanı rakibine bırakmak anlamına gelecek bir sessizliği kabul etmek.

İsrail ilerliyor; Türkiye daha ne kadar sadece uyarıda bulunacak?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!