Molla Sadra (Sadrüddin Muhammed b. İbrahim Şirazi), “hikmetü’l-müteâliye” adını verdiği sistemle aklı, tasavvufu ve vahyi aynı çatı altında buluşturdu. “Molla Sadra kimdir?” sorusunun cevabını özetleyecek olursak; Şiraz’da başlayan, İsfahan’ın ilim halkalarında olgunlaşan ve Kum kentinin Kahak köyü inzivasında derinleşen bir entelektüel yolculuğa uzanır. Onun varlık-merkezli metafiziği, asâletü’l-vücud, teşkikü’l-vücud ve hareket-i cevheriyye kavramlarıyla şekillenir; bilgi anlayışında ilm-i huzurî belirleyicidir. Başyapıtı ise el-Esfârü’l-erbaʿa’da, nübüvvet–meâd, âlem–insan, akıl–kalp dengesi gibi düğüm konuları bütüncül bir çerçevede ele alır. Bu yazı, Molla Sadrâ’nın hayatını, felsefesini ve eserlerini güvenilir kaynaklarla derleyerek, arayan okur için kapsamlı ve anlaşılır bir rehber sunar.
Molla Sadra Kimdir?
Molla Sadra (Sadrüddin Muhammed b. İbrahim Şirazi), 1571’de Şiraz’da doğan, 17. yüzyıl İslam düşüncesinin en özgün ve etkili isimlerinden biridir. Çoğu düşünüre göre Molla Sadra İslam felsefesi geleneğinin zirvesi, bu düşünce ağacının meyvesi olarak kabul edilir. “Hikmetü’l-müteâliye” (aşkın hikmet) diye anılan senteziyle tanınır; bu düşünce sistemi, Meşşâî akıl geleneğini, İşrâkî aydınlanmayı ve tasavvufu aynı çatıda bir araya getirmiştir. (Stanford Encyclopedia) Güncel arayışlarda “Molla Sadra kimdir” sorusunun cevabı, onu yalnızca bir filozof değil; müfessir, kelamcı ve irfan sahibi çığır açıcı bir isim olarak konumlandırır.
Gençlik yıllarında Safevî dönemi İran’ının ilim merkezlerinden İsfahan’da eğitim gördü; Mir Dâmâd ve Şeyh Bahâî gibi dönemin otoritelerinden felsefe, kelam ve dinî ilimler okudu. Kısa sürede özgün görüşleriyle diğer düşünürlerden farkını gösterse de, resmî çevrelerdeki itirazlar onu İran’da bulunan Kum yakınlarındaki Kahak’ta uzun bir inzivaya taşıdı. Bu içe çekilme dönemi, onun için İslam felsefesinin zirve noktası olarak nitelendirilen düşünce disiplinin doğum yeri oldu; başyapıt eseri el-Esfârü’l-erba‘a’nın (Dört ‘akli’ yolculuk) iskeletini burada kurdu.
Daha sonra Şiraz valisinin davetiyle memleketine dönüp Khan Medresesi’nde eğitime başladı. Burada yetiştirdiği talebeler ve kaleme aldığı eserlerle, “Molla Sadra felsefesi”nin bir düşünce ekolü ve felsefe geleneği haline gelmesi yönündeki ilk adımları atılmış oldu: varlığın asâleti, vücudun teşkiki (dereceli-aşamalı oluşu), cevherî hareket ve nübüvvet–meâd bahislerine getirdiği özgün yorumlar, sisteminin omurgasını oluşturdu. Söz konusu düşünceler Molla Sadra’nın çığır açıcı bir filozof olduğunun sağlam kanıtlarıdır. Özellikle cevherî hareket teorisi kendinden önceki felsefe geleneğindeki birçok problemi çözmekle birlikte İslam felsefesinin tarihi için de yeni ufuklar açtı. Molla Sadra, Modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen Rene Descartes’in çağdaşıydı. Francis Bacon ve Rene Descartes ile başlayan modern batı felsefesinde belki de 18. yüzyılda Alman İdealizminin ana düşünürleri arasında yer alan Johann Fichte, Friedrich Schelling ve Georg W. F. Hegel’e kadar hiçbir düşünür bu denli açık bir şekilde cevhere (töz) hareketin yüklenmesini düşünmemişti. Aristo felsefesine daha öncesinde de yapılan tüm eleştirilerde dahi her daim sabit olarak kabul edilen bir şeyin olduğu, hareketler ve değişmelerin ise ancak o cevherin arazlarıyla ilgili olduğu görüşü hep kabul görmüştür. Fakat Molla Sadra Alman İdealizminin çok öncesinde Hareket-i Cevheriyye olarak adlandırılan düşüncesiyle adeta felsefe tarihinde büyük bir devrim yapmıştır.
Molla Sadra ömrünün sonuna dek yazmayı ve öğretmeyi sürdürdü; yedinci hac yolculuğu esnasında 1640’ta Basra civarında vefat etti, Necef’te defnedildi. Bugün Molla Sadra, hem klasik mirası yeni bir zirveye taşıması hem de akıl ile vahiy arasında kurduğu dengeli köprü sayesinde, İslam felsefesinin modern tartışmalarında başvurulan en önemli kaynak isimlerden biri olarak yaşamaya devam ediyor. Bu konum, onu yalnız “geçmişin düşünürü” olmaktan çıkarır; çağdaş metafizik tartışmaların da canlı bir muhatabına dönüştürür.
Molla Sadra’nın Hayatı
Erken Dönem: Şiraz’dan İsfahan’a (1571–1590’lar)
1571’de Şiraz’da dünyaya gelen Sadrüddin Muhammed b. İbrahim (Molla Sadra), ilme hürmetkâr bir aile ortamında yetişti. Çocukluk eğitiminde Kur’an-i Kerim, Arapça-Farsça dilbilgisi ve edebiyatla birlikte mantık temellerini edindi. Safevi sarayının kültür politikaları sayesinde genç yaşta ülkenin en parlak ilim merkezi haline gelen İsfahan’a geçti. Burada üç büyük isim onun zihnini yoğurdu: Mir Dâmâd (metafizik ve kelam), Şeyh Bahâeddin Âmilî/Şeyh Bahâî (tefsir, hadis, fıkıh, matematik, astronomi) ve Mir Fendereskî (felsefe–tabiat ilimleri). Bu üç sütun, ileride “hikmetü’l-müteâliye”yi kuracak sentezin altyapısını sağladı: aklî ispat, irfanî sezgi ve doğa araştırmaları tek çatı altında birleşecekti.
Molla Sadra’nın İlmî Olgunlaşma Süreci
İsfahan yıllarında Molla Sadra, Meşşâî mirası (Farabi ve İbn-i Sina çizgisi), İşrâkî gelenek (Sühreverdî) ve tasavvuf (İbn-i Arabi ekolü) arasında dinamik bir diyalog kurdu. Ders halkalarında parlak bir müderris olarak tanınsa da, metafiziğe mistik sezgiyi dâhil eden üslubu ve bazı kelamî meselelerdeki cesur yorumları, zahirci ulemâ ile gerilim doğurdu. Bu entelektüel baskı, onu şehir merkezindeki resmî kürsülerden uzaklaştırdı.
Kahak İnzivası: Filozofun Yalnızlık Yılları (1600’ler başı)
Tepkilerin artması üzerine Molla Sadra, Kum yakınlarındaki Kahak köyüne çekilerek yıllar süren bir inziva hayatı yaşadı. Bu dönem, onun için bir kırılma değildi; Aksine felsefe metodunun kemale erdiği bir süreç oldu. Riyazet, murakabe ve gece dersleriyle örülü bu yalnızlıkta, ileride sisteminin omurgasını oluşturacak üç ana ilke billurlaştı:
- Asâletü’l-vücud (varlığın önceliği): Dış gerçekliğin taşıyıcısı mahiyet değil, bizzat varlıktır.
- Teşkikü’l-vücud (varlığın dereceli oluşu): Tüm var olanlar, tek hakikatin farklı yoğunluk ve mertebelerdeki tezahürleridir.
- Hareket-i Cevheriyye (cevherî hareket): Değişim yalnız arazlarda değil, özde de süreklidir; kâinat anbean yeniden “oluş” halindedir.
Bu iç olgunlaşma sırasında Molla Sadra, başyapıtı el-Esfârü’l-erba‘a’nın ana kurgusunu kaleme almaya başladı. Eserin “dört yolculuk” şeması –kuldan Hakk’a, Hakk ile Hakk’ta, Hakk ile halka dönüş ve halk içinde Hakk ile yolculuk– onun düşüncesinin hem kozmik hem manevi haritası oldu. (AR. Wikipedia) Ayrıca Molla Sadra söz konusu dönemde de Kahak’ta, civardan gelen az sayıda talebeye özel dersler vererek talebelerini yetiştirmeye de devam etti.
Şiraz’a Dönüş ve Ekolleşme Sürecinin Başlangıcı (1610’lar–1630’lar)
Molla Sadra’nın şöhreti, inzivada olmasına rağmen büyümeye devam etti. Nihayet Şiraz Valisi Allahverdi Han’ın himayesiyle memleketine geri çağrıldı; onun için inşa edilen Khan Medresesi’nde baş müderrisliği üstlendi. Burada yalnız felsefe ve kelamı değil, matematik, astronomi, tıp ve doğa bilgilerini de müfredata katarak disiplinler arası bir öğretim modeli kurdu. Bu yaklaşım, öğrencilerinin hem aklî burhanı hem irfanî sezgiyi hem de gözleme dayalı bilgiyi birlikte işlemesine imkân verdi.
Sadra’nın Talebeleri ve Mirasın Yayılması: En seçkin talebeleri arasında damadı Molla Muhsin Feyz-i Kaşânî ve Molla Abdürrezzak Lahîcî öne çıkar. Onlar, hocanın metinlerini şerh edip düşünce disiplinini yaygınlaştırarak “Molla Sadra felsefesi”ni fikrî bir geleneğe dönüştürdüler. Bu süreç, İran medreselerinde hikmet öğretiminin yeniden canlanmasına ve sonraki yüzyıllarda Kum–Necef hattında kalıcı bir etkilenmeye kapı araladı.
Molla Sadra’nın Yolculukları, Son Yılları ve Vefatı
Molla Sadra, ömrünün son çeyreğinde birden fazla kez Hac yolculuğuna çıktı. Son seferinde Basra civarında hastalandı ve yaygın kabule göre 1640 yılında vefat etti; cenazesi Necef’te, Hz. Ali türbesi civarına defnedildi. Kaynaklarda vefat yılına dair farklı rivayetler bulunsa da, fikir mirası konusunda ittifak vardır: Sadra, klasik İslam felsefesini yeni bir zirvede birleştiren ve akıl–vahiy dengesini felsefenin merkezine yerleştiren bir yeni bir düşünce sistemi kurarak İslam felsefesi geleneğini zirve noktasına ulaştırdı.
Hayat Çizgisinin Düşünceye Yansıması
Molla Sadra’nın biyografisi, düşüncesinin temalarını doğrudan besler:
- Şiraz–İsfahan hattı, onu hem saray himayesine hem de yüksek ilmi geleneğe bağladı; sistematik akıl yürütmenin disiplini burada yerleşti.
- Kahak inzivası, sezgi ve tecrübe boyutunu derinleştirerek metafiziğini “yaşantısal” bir zemine oturttu; cevherî hareket fikri bu iç tecrübeyle felsefi forma kavuştu.
- Khan Medresesi yılları, sistemin eğitim yoluyla kurumsallaşmasını sağladı; metin üretimi hızlandı, şerh geleneği başladı.
- Hac seferleri, varlık–oluş öğretisinin “yolculuk” metaforiğiyle birleşerek Esfâr’ın dört seyrini hem fikirde hem hayatta somutlaştırdı.
Kısa Kronoloji (Özet)
- 1571: Şiraz’da doğum
- 1590’lar: İsfahan’da Mir Dâmâd ve Şeyh Bahâî’den yüksek öğrenim
- 1600’ler başı: Kahak’ta uzun inziva; el-Esfâr’ın taslağı
- 1610’lar: Şiraz’a dönüş; Khan Medresesi baş müderrisliği
- 1630’lar: Telif ve tedrisin zirvesi; talebelerin yetişmesi
- 1640: Basra civarında vefat; Necef’te defnedilme
Molla Sadra’nın Felsefesi (Hikmetü’l-Müteâliye)
Molla Sadra felsefesinin omurgası: Hikmetü’l-müteâliye nedir?
Hikmetü’l-müteâliye (aşkın hikmet), Meşşâî (Aristocu) akıl geleneği, İşrâkî (Sühreverdî) sezgici çizgi ve tasavvufî/irfanî deneyimi tek bir sistemde buluşturan özgün bir düşünce yapısıdır. Molla Sadra’ya göre hakikate ulaşım burhan (katı aklî kanıt), keşf (manevî sezgi) ve vahiy ile teyit edilmiş bir bütüncül yolculuk gerektirir. Bu yüzden Molla Sadra felsefesi salt rasyonalist ya da sadece mistik değildir; ikisini, Kur’an merkezli bir metafizik zeminde bütünler.
Varlık-merkezli metafizik: Asâletü’l-vücud
“Asâletü’l-vücud” (varlığın önceliği) tezi, Molla Sadra felsefesinin temel direğidir. Dış gerçeklik taşıyıcısı mahiyet değil, bizzat varlıktır (vücud). Mahiyetler zihnin tasnifleridir; varlık ise tek ve kuşatıcı hakikattir. Bu bakış:
- Çokluğu, tek hakikatin farklı görünüşleri olarak açıklar
- Tevhid (birlik) fikrini ontolojinin merkezine yerleştirir
- Epistemolojide “şeyi bilmek = onun varlığını huzurda tecrübe etmek” sonucuna bağlanır
Dereceli varlık anlayışı: Teşkikü’l-vücud
Varlık tektir ama derecelidir (teşkik). En yüksek yoğunluk Allah’a aittir; diğer tüm var olanlar, varlığın zayıf-kuvvetli mertebeleridir. Böylece:
- Evren statik değil, süreklilik ve seyruret içinde anlaşılır
- Nitel farklılıklar “başka özler”den çok, aynı hakikatin yoğunluk farkları olarak yorumlanır
- Ontoloji ile kozmoloji “akış” kavramında buluşur
Devrimci yenilik: Hareket-i cevheriyye (cevherî hareket)
Klasik çizginin aksine değişim sadece arazlarda değil, tözde (cevherde) de sürer. Evren “an-be-an yaratılış” halinde yenilenir. Sonuçlar:
- Zaman, varlığın iç akışının boyutu olarak yeniden tanımlanır
- Doğa “oluş”un sahnesi olur; potansiyel → fiil dönüşümü evrenselleşir
- İnsanın nefs/ruh olgunlaşması felsefî temele kavuşur
Bilgi teorisi: İlm-i huzurî ve aklın arındırılması
Molla Sadra, bilginin doruğunu “ilm-i huzurî” (öznenin nesneyle dolaysız karşılaşması) olarak görür. Kavramsal/temsilî bilgi gereklidir, fakat son hakikati vermez; kalbin arınması, ahlâkî/pratik hazırlık ve burhanî düşünme bir arada işlemelidir. Böylece:
- Epistemoloji ahlâkî arınma ile iç içe geçer
- “Görme” (şuhûd) aklî kanıtı iptal etmez, yücelendirir
- Tasavvuf, felsefe ve tefsir metod birliği kazanır
Burhân-ı Sıddîkîn: Varlığın kendisinden Allah’ın Varlığına Dair Argüman
Molla Sadra’nın Burhân-ı sıddîkîn yorumu, Allah’ın varlığını varlığın bizzat kendisinden temellendirir; dışarıdan aracılara (meselâ hareket, değişim, imkân) muhtaç olmaz. Varlık tek ve zorunlu hakikate işaret eder; mümkün olan her şey, o zorunlu kaynaktan pay alır. Bu ispat, tevhid ve teşkik doktriniyle iç tutarlılık kazanır.
Nefis, meâd ve Cisimsel haşr
Cevherî hareket sayesinde insan nefsi, maddî aşamadan başlayıp manevî kemâle doğru sürekli terakki eder. Ölüm, sürekliliği kesmez; nefis bedenden bağımsız varlığını sürdürür. Molla Sadra’nın bedenî haşr yorumu, ahiret bedenini bu dünyadaki fiillerle yoğrulan suret olarak temellendirir; böylece ibadet-ahlâk ile varoluşsal kader arasındaki bağ felsefî açıklık kazanır. (Encyclopedia of Philosophy)
Tefsir ve nübüvvet: Aklın vahiy ile buluşması
Molla Sadra’nın , Kur’an-i Kerim tefsiri ve nübüvvet anlayışında, vahyin hakikatin en yüksek dili olduğunu savunur. Aklın burhanı ile metnin bâtınî katmanları arasında çelişki yoktur; çelişki görünüyorsa ya akıl eksik işliyordur ya da metin yüzeysel okunuyordur. Bu yaklaşım:
- Felsefeyi peygamberî hikmet geleneğine bağlar
- Tefsiri salt dil biliminden metafizik derinliğe taşır
- Amel-ahlâk ile bilgi arasında kopukluğu giderir
Doğa ve Evren: Süreğen yaratılış ve ilahî tasarruf
Kâinat, süreğen yaratılış (hudûs-i dahrî) içinde anlık yenilenir; sebep-sonuç düzeni ilahî ilmin gölgesi olarak işler. Bu çerçevede:
- Nedensellik, varlığın mertebeli akışında anlam kazanır
- “Tabiat” kör bir mekanizma değil, hikmetli düzendir
- Mucize ve keramet, düzenin yaratıcısına nisbetle anlaşılır
Neden “Molla Sadra felsefesi” hâlâ çağdaştır?
- Varlık-merkezli okumayla din-felsefe çatışmasını yumuşatır,
- Süreklilik/oluş vurgusuyla bilim-kozmos tartışmalarına yeni bir dil sunar,
- Ahlâk-bilgi bağını güçlendirerek modern parçalanmayı giderir,
Molla Sadra’nın Kitapları ve Eserleri
Molla Sadra , aklî (felsefe, metafizik, psikoloji) ve naklî (tefsir, hadis) alanları kapsayan elli küsur eser bırakmıştır. Külliyat; telif kitaplar, risaleler, şerh/haşiyeler ve tefsir çalışmaları olarak dört ana grupta toplanır. Aşağıda, “Molla Sadra kitapları” ve “Molla Sadra eserleri” arayan okuyucular için hem sistematik bir harita hem de pratik okuma yolu sunulmuştur.
Başyapıtlar (Molla Sadra’nın Düşünce Sistemini kuran metinler)
- el-Ḥikmetü’l-müteʿâliye fî’l-esfârı’l-ʿakliyye’l-erbaʿa (Dört Aklî Seyahat’te Yüce Hikmet – “el-Esfârü’l-erba‘a”)
Kapsam: Dokuz ciltlik sistem kurucu eser. Varlık (ontoloji), bilgi, nefis, kozmoloji ve ilahiyat ana başlıklarını “dört yolculuk” şemasıyla işler.
Önem: Asâletü’l-vücud, teşkikü’l-vücud ve hareket-i cevheriyye doktrinlerinin omurgasıdır; Sadra metafiziğinin ana kapısıdır. - eş-Şevâhidü’r-rubûbiyye fi’l-menâhici’s-sülûkiyye (Rabbanî Tezahürler ve Sülûk Yolları)
Kapsam: Esfâr’daki ana kavramları daha derli toplu bir dille özetler.
Önem: Sistemi öğrenme/öğretme amaçlı “kısa yol” metnidir. - el-Mebdeʾ ve’l-Meʿâd (Başlangıç ve Dönüş)
Kapsam: Yaratılış (mabdeʾ), kozmik düzen ve dönüş (meʿâd) sorunlarını bir arada ele alır.
Önem: Kozmoloji–psikoloji–ilahiyat eksenini tek çatı altında birleştirir.
Metafizik ve varlık risaleleri
- Kitâbü’l-Meşâʿir (Risâletü’l-Meşâʿir) (Metafizik Algı/Rasatlar Kitabı)
Konu: Varlık–mahiyet ayrımı, asâletü’l-vücudun sistematik sunumu.
Not: Kısa; fakat kavramsal yoğunluğu yüksektir. - el-Ḥikmetü’l-ʿArşiyye (Arşî Hikmet)
Konu: İlahî ilimler, varlığın mertebeleri, tevhid ve nübüvvet bahislerine derli toplu bir yaklaşım.
Nefs, bilgi ve meâd
- el-Ḥaşrü’l-cismî el-rûhânî / (Bedenî Haşr Üzerine Risale)
Konu: Hareket-i cevheriyye zemininde nefsin tekâmülü, ölüm sonrası varoluş, haşrın felsefî temellendirilmesi.
Önem: Ahlâk–amel ile eskatoloji arasındaki bağı rasyonel zemine taşır. - (Çeşitli risaleler: ittihâdü’l-ʿâkıl ve’l-maʿkûl vb.)
Konu: Bilgi teorisinde ilm-i huzurî (huzur bilgisi), idrak ve akıl–ma‘kûl ilişkisi.
Tefsir ve hadis çalışmaları
- Tefsîrü’l-Kur’ân (seçme sûre tefsiri)
Konu: Fâtiha, Bakara, Yâsîn, Nûr, Hadîd vb. sûrelerden bölümlerin tasavvufî–felsefî tefsiri.
Önem: Vahiy, burhan ve keşfi aynı metodda birleştiren “nebevî hikmet” yaklaşımının metin üzerindeki uygulaması. - Şerḥu Uṣûli’l-Kâfî (yarım kalmış şerh)
Konu: Şiî hadis külliyatının temel metinlerinden Uṣûl el-Kâfî üzerine derinlikli fakat tamamlanmamış bir şerh.
Önem: Naklî ilimlerle felsefî/irfanî okumanın iç içe örneklenmesi.
Şerhler ve haşiyeler (geleneğe müdahil okumalar)
- Ḥâşiye ʿalâ İlâhiyyâti’ş-Şifâ (İbn Sînâ’nın eş-Şifâsının “İlâhiyyât” kısmına haşiye)
Konu: İbn Sînâ metafiziğine tenkit ve tamamlama; Sadra metafiziğinin köprü taşları.
Edebi metinler ve mektuplar
- Dîvân (şiirler)
Konu: Hikmet, aşk, seyr u sülûk temaları; arif-feylesofun iç dünyası. - Münşeât (mektuplar)
Konu: Talebelerine ve çağdaşlarına ilmî–manevî rehberlik.
Hızlı referans listesi (başlık – konu – tür)
- el-Esfârü’l-erbaʿa – Sistematik metafizik, kozmoloji, psikoloji – Başyapıt / telif
- eş-Şevâhidü’r-rubûbiyye – Esfâr’ın derli toplu özeti – Telif
- el-Mebdeʾ ve’l-Meʿâd – Yaratılış ve dönüş öğretisi – Telif
- Kitâbü’l-Meşâʿir – Asâletü’l-vücudun çekirdeği – Risale
- el-Ḥikmetü’l-ʿArşiyye – İlâhî ilimler, mertebeler – Risale
- el-Ḥaşrü’l-cismî el-rûhânî – Bedenî haşrın felsefesi – Risale
- Tefsîrü’l-Kur’ân – Seçme sûrelerin tefsiri – Tefsir
- Şerḥu Uṣûli’l-Kâfî – Hadis-tefsir-felsefe ilişkisi – Şerh (eksik)
- Ḥâşiye ʿalâ İlâhiyyâti’ş-Şifâ – İbn Sînâ metafiziğine müdahale – Haşiye
- Dîvân – Tasavvufî şiirler – Edebi metin
Türkiye’de Molla Sadrâ Çalışmaları
Türkiye’de Molla Sadrâ çalışmaları son on beş–yirmi yılda belirgin biçimde ivme kazandı. Akademik monografiler, hakemli dergi makaleleri ve kapsamlı çeviri–tahkik serileri aynı anda büyüyerek hem Türkçe literatürü derinleştirdi hem de araştırmacıların birincil kaynaklara erişimini kolaylaştırdı. Aşağıda, alanın omurgasını oluşturan isimler ve eğilimler; ayrıca okur ve araştırmacılar için pratik bir okuma/çalışma rotası yer alıyor.
İbrahim Kalın: Varlık–bilgi ekseninde Molla Sadra epistemolojisi
- Kalın’ın Sadra yorumları, “asâletü’l-vücud” zemininde bilginin mahiyeti, ilm-i huzurî, akıl–sezgi–vahiy üçlüsünün metodik birlikteliğe odaklanır.
- Çalışmaları, Sadrâ’yı yalnız “İran felsefesinin son büyük halkası” olarak değil, geç dönem İslam felsefesinin kurucu aktörü olarak konumlandırır; böylece Türkiye’de Sadra epistemolojisi üzerine yapılan tartışmaları kavramsal bir düşünce ekseni etrafında toplar.
Sedat Baran: İrade, ilâhî fâillik ve nedensellik düğümleri
- Sedat Baran, Sadra metafiziğinde en çok zorlanan düğümlere—insan iradesi, ilâhî fâiliyet, fail-erek illetleri—eleştirel ve metin içi çözümlemelerle yaklaşır.
Sadi Yılmaz: İdrak teorisi ve zihnin ontolojisi
- Sadi Yılmaz’ın odağı, “idrak eşittir idrak edilenin idrak edende hazır bulunması” ilkesinin Sadra sistemindeki yeri ve sonuçlarıdır: temsilî bilgi ile huzurî bilginin sınırları, zihin–varlık kesişimi ve nefsin tekâmülü.
Fevzi Yiğit: Çeviri–tahkik omurgası ve nedensellik yorumu
- Yiğit’in Sadrâ üzerindeki iki temel katkısı öne çıkar:
- Çeviri–tahkik: el-Hikmetü’l-Arşiyye gibi yoğun metinlerin Türkçeye kazandırılması, yerli araştırmanın kaynak bağımlılığını azaltır.
- Nedensellik: “Hikmet ve İllet” ekseninde Sadrâ’da neden–sonuç düzeninin varlık dereceleriyle nasıl yeniden okunduğunu ortaya koyar.
Söz konusu çalışmaların yanı sıra geçtiğimiz günlerde Molla Sadra’nın en önemli felsefi eseri sayılan el-Esfârü’l-erbaʿa’nın Türkçeye kazandırılması da bu bağlamdaki önemli gelişmeler arasında yer alıyor. Söz konusu eser ”Dört Aklî Yolculukta Aşkın Hikmet” adı altında Litera Yayınları tarafından yayınlandı.





