1. Haberler
  2. Analiz
  3. İsrail Analizi
  4. İran Savaşının ABD ve İsrail Seçimleri Üzerindeki Gölges

İran Savaşının ABD ve İsrail Seçimleri Üzerindeki Gölges

Donald Trump ve Binyamin Netanyahu’yu seçim sandıklarının önünde; İran bayrağı ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerle birlikte gösteren, İran savaşının ve enerji krizinin ABD ile İsrail seçimlerine etkisini simgeleyen birleşik görsel.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2026 seçimleri bir başkanlık seçimi değildir; Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamının ve Senato’daki sandalyelerin bir bölümünün belirleneceği ara seçimlerdir. Bu seçimlerin sonucu, Donald Trump yönetiminin kalan iki yılında kendisiyle uyumlu bir Kongre ile mi, yoksa Demokratların kontrolündeki bir Kongre ile mi karşı karşıya kalacağını belirleyecektir.

Reuters/Ipsos tarafından 11-14 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen ulusal ankette Demokratlar, kayıtlı seçmenler arasında yüzde 44’e ulaşırken Cumhuriyetçiler yüzde 37’de kaldı. Anket, ülke genelini temsil eden olasılıklı bir örneklem temelinde gerçekleştirildi. Cook Political Report’un seçim değerlendirmesi de Temsilciler Meclisi’nin Demokratlara doğru yöneldiğini ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğu kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Senato’nun kontrolü için yürütülen yarış son derece çekişmeli olmaya devam ediyor ve yedi Senato yarışı “başa baş ve sonucu öngörülemeyen” kategorisinde bulunuyor. Demokratların Senato’da çoğunluğu elde edebilmesi için net olarak en az dört yeni sandalye kazanması gerekiyor. Bu nedenle mevcut koşullarda Demokratların Temsilciler Meclisi’ni ele geçirme ihtimalinin, Senato’yu ele geçirme ihtimalinden daha yüksek olduğu değerlendiriliyor.

Ekonomi ve akaryakıt fiyatları: Trump’ın en kırılgan noktası

AP-NORC’nin en son anketi, Amerikalıların yalnızca yüzde 17’sinin Donald Trump’ın yaşam maliyetlerini kontrol altına alma konusundaki performansını onayladığını, ekonomi yönetimini olumlu değerlendirenlerin oranının ise yalnızca yüzde 26 olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 65’i, devam eden hayat pahalılığından dış etkenlerden çok Trump’ın politikalarını sorumlu tutuyor. Halkın yaklaşık yarısı da benzin ve gıda masraflarını karşılayabilme konusunda ciddi endişe duyuyor. Bu veriler, Amerikalı seçmenlerin akaryakıt fiyatlarındaki artışı yalnızca savaşın veya İran’ın aldığı kararların sonucu olarak görmediğini ve sorumluluğun önemli bir bölümünü doğrudan Beyaz Saray’a yüklediğini ortaya koyuyor. Bu nedenle yönetimin, hayat pahalılığının başlıca nedenlerinin İran ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar olduğu yönündeki söylemi, fiyat artışlarının siyasi sorumluluğunu şimdiye kadar Trump’ın üzerinden uzaklaştırmayı başaramadı.

Donald Trump bir seçim mitinginde sahneden destekçi kalabalığına işaret ediyor; ABD ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi seçmenleri harekete geçirme çabasını yansıtan bir görüntü.

AP-NORC’nin temmuz ayında gerçekleştirdiği ankette Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi, İran’la yürütülen savaşın insani, askerî ve ekonomik maliyetlere değmediğini belirtti. Bu görüş yalnızca Demokratlar ve bağımsız seçmenlerle sınırlı kalmadı; Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 37’si de savaşın sürdürülmesine karşı çıktı. Aynı ankette katılımcıların yüzde 72’si petrol ve benzin fiyatlarının yükselmesini önlemenin son derece önemli olduğunu ifade ederken, her on kişiden yaklaşık yedisi İran’la kalıcı bir ateşkese varılmasını istedi. Buna karşılık, İsrail’e yönelik tehdidin önlenmesi her on Amerikalıdan yalnızca dördü için en yüksek önceliğe sahipti. Bu tablo, Amerikan toplumunun önemli bir bölümünün savaşın ülke içindeki sonuçlarını, özellikle de yaşam maliyetlerindeki artışı, yönetimin bölgesel hedeflerinden daha önemli gördüğünü ortaya koyuyor.

CBS/YouGov anketinin sonuçları da bu ekonomik kaygıyı doğruluyor. Amerikalıların yaklaşık yarısı yükselen benzin fiyatlarını ciddi bir güçlük veya ekonomik yük olarak tanımlarken, akaryakıt pahalılığından daha fazla etkilenen kişiler arasında askerî operasyonlara karşı çıkma oranının da daha yüksek olduğu görülüyor. Katılımcıların çoğu ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki günlük gelişmeler, savaşın hedefleri ve çatışmaların muhtemel sona erme tarihi hakkında açık ve güvenilir bilgiye sahip olmadıklarını belirtiyor. Sonuç olarak akaryakıt fiyatlarındaki artış, savaşın sona ermesine ilişkin belirgin bir perspektifin bulunmaması ve Hürmüz Boğazı’nın geleceğine yönelik belirsizlik, ekonomik hoşnutsuzluğu Trump yönetimine karşı siyasi bir tepkiye dönüştürebilir ve ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi adayların aleyhine sonuçlar doğurabilir.

İsrail seçimleri

İran savaşının devam etmesi, akaryakıt fiyatlarının yükselmesi ve Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasına ilişkin açık bir perspektifin bulunmaması nedeniyle Amerikalılar arasında büyüyen hoşnutsuzluk, bu krizi ABD ara seçimlerini etkileyen başlıca unsurlardan biri hâline getirmiştir. Ancak savaşın siyasi sonuçları Washington ile sınırlı değildir; İsrail’de de Binyamin Netanyahu’nun ve iktidar koalisyonunun geleceğini doğrudan etkilemektedir. Amerikalı seçmenler Trump yönetiminin performansını savaşın ekonomik maliyetleri üzerinden değerlendirirken, İsrailli seçmenler daha çok askerî operasyonların güvenlik açısından doğurduğu sonuçlara, ilan edilen hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirildiğine ve hükümetin İran tehdidini kontrol altına alma kapasitesine odaklanmaktadır. Bu nedenle Cumhuriyetçileri enflasyon ve benzin fiyatları karşısında kırılgan hâle getiren aynı savaş, İsrail seçimlerinde Netanyahu’nun stratejik güvenilirliğinin ve ülkenin güvenliğini sağladığı yönündeki iddiasının sınandığı temel bir meseleye dönüşmüştür.

Sandalye dağılımına ilişkin anketlerin durumu

İsrail’de Knesset seçimleri 27 Ekim’de yapılacak ve herhangi bir parti ya da koalisyonun hükümet kurabilmesi için 120 sandalyenin en az 61’ini elde etmesi gerekecek. Her araştırma kuruluşunun 14 günlük dönem içerisinde yayımladığı en son veriler temel alınarak hesaplanan güncel anket ortalaması, Binyamin Netanyahu’yu destekleyen blokun yaklaşık 53, muhalefet partilerinin 55 ve Arap partilerinin 12 sandalye kazanacağını gösteriyor. Partiler arasında Gadi Eisenkot liderliğindeki “Yashar” yaklaşık 24 sandalyeyle ilk sırada yer alırken, Netanyahu liderliğindeki Likud 23 sandalyeyle onu takip ediyor. Naftali Bennett liderliğindeki “Birlikte” partisinin yaklaşık 13 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Bu partiyi, Yair Golan liderliğindeki Demokratlar ile Avigdor Liberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu dokuzar sandalye ve Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Yahudi Gücü sekiz sandalyeyle izliyor.

Binyamin Netanyahu, büyük portresinin ve Likud logosunun önünde düzenlenen seçim mitinginde kalabalığa hitap ederek eliyle işaret ediyor.

Bu dağılım, Netanyahu blokunun gerekli çoğunluğun yaklaşık sekiz sandalye gerisinde kaldığını, ancak Arap olmayan muhalefet partilerinin de tek başlarına hükümet kurabilecek 61 sandalyeye ulaşamadıklarını gösteriyor. Dolayısıyla seçimin nihai sonucu yalnızca Likud’un sandalye sayısı veya Netanyahu’nun kişisel konumuyla belirlenmeyecek; partilerin seçim sonrasında müzakere edebilme, siyasi anlaşmazlıklarını aşabilme ve istikrarlı bir koalisyon kurabilme kapasiteleri de belirleyici olacak. Tahminen 12 sandalye kazanacak Arap partileri de hükümetin oluşumunda kilit bir aktöre dönüşebilir. Ancak bazı muhalefet partilerinin Arap partileriyle resmî iş birliği yapmasının önünde hâlâ ciddi siyasi ve ideolojik engeller bulunuyor.

Böylesine kırılgan bir ortamda kamuoyunun İran savaşının sonuçlarına ilişkin değerlendirmesi, seçim dengelerini ve koalisyon görüşmelerini doğrudan etkileyebilir. Kudüs İbrani Üniversitesi ile Agam Enstitüsü tarafından 3.644 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket, İsrail toplumundaki son derece olumsuz algıyı ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 92,1’i İran’ın savaştan ve ardından yapılan anlaşmadan galip çıktığını düşünürken, yüzde 82,9’u savaşın İsrail’in uzun vadeli güvenliğini zayıflattığını belirtiyor. Yüzde 87,8’lik bir kesim ise savaşın ilan edilen hedeflerine ulaşılamadığına veya bu hedeflerin yalnızca bir bölümünün gerçekleştirildiğine inanıyor. Ayrıca katılımcıların yüzde 56,4’ü Netanyahu’nun savaş yönetimini zayıf ya da başarısız olarak değerlendiriyor. Netanyahu’nun başbakanlığına verilen destek de mart ayının başındaki yüzde 40,5 seviyesinden haziran ayında yüzde 29,4’e gerilemiş durumda.

Bu bulgular, İsrail kamuoyundaki önemli bir çelişkiyi gözler önüne seriyor: Toplumun büyük bir bölümü İran’a karşı askerî mücadeleyi ve Tahran’ın nükleer ve füze kapasitesinin genişlemesinin engellenmesini gerekli görebilir; ancak aynı zamanda Netanyahu’nun savaşın ağır maliyetlerini açık ve kalıcı bir güvenlik kazanımına dönüştüremediğini düşünebilir. Bu nedenle seçim kampanyasının temel konusu artık yalnızca savaşı desteklemek veya savaşa karşı çıkmak değildir. Seçmenler savaşın nasıl yönetildiğini, açıklanan hedeflere ne ölçüde ulaşıldığını, can kayıplarını ve ekonomik maliyetleri, ABD ile ilişkileri ve hükümetin çatışmaların yeniden başlamasını engelleme kapasitesini de değerlendirecektir. Netanyahu seçimlerden önce somut ve savunulabilir bir sonuç ortaya koyamazsa, onun güvenlik lideri konumunu güçlendirmesi beklenen savaş, Netanyahu’yu zayıflatan ve Likud liderliğinde yeniden hükümet kurulmasını engelleyen başlıca etkene dönüşebilir.

Güvertesinde savaş uçakları bulunan ve üzerinde iki helikopterin uçtuğu Amerikan uçak gemisi; İran çevresindeki artan ABD askerî varlığını yansıtan bir görüntü.

Nihai değerlendirme

İsrail seçimlerine yaklaşık 20, ABD ara seçimlerine ise 27 gün kala gelen haberler, İran’ın çevresindeki askerî konuşlanmanın yoğunlaştırıldığını gösteriyor. Bu hareketliliğin Binyamin Netanyahu koalisyonunun seçimlerdeki zayıf konumu ve ABD’de Cumhuriyetçiler üzerindeki baskının arttığı bir döneme denk gelmesi, İran’la çatışan taraflardan birinin veya her ikisinin seçimlerden önce sınırlı bir askerî operasyon, güç gösterisi ya da kontrollü bir gerilim artışı yoluyla mevcut siyasi atmosferi değiştirmeye çalışabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir gelişme ekonomik sorunları, savaşta yaşanan başarısızlıkları ve ülke içindeki hoşnutsuzlukları geçici olarak geri plana iterek ulusal güvenliği seçim kampanyalarının temel konusu hâline getirebilir. Ancak bunun iktidardaki yönetimlere mutlaka fayda sağlayacağı söylenemez. Can kayıplarının artması, enerji fiyatlarının sıçraması veya İran’ın geniş kapsamlı bir karşılık vermesi, seçimler üzerinde tam tersine bir etki yaratabilir.

Buna karşılık bazı analistler, mevcut askerî konuşlanmanın seçimleri kısa vadede etkilemekten çok seçim sonrası döneme hazırlık amacı taşıdığını düşünüyor. Bu görüşe göre Washington ve Tel Aviv, sonuçların belli olması ve siyasi kısıtlamaların azalmasının ardından İran’a yönelik saldırıların kapsamını genişletmeyi planlıyor olabilir. Sonuç olarak İsrail ve ABD seçimleri arasındaki kısa zaman aralığı son derece hassas bir dönem yaratıyor. Bu süreçte yaşanabilecek herhangi bir askerî olay, Amerikan güçlerine yönelik saldırı, Hürmüz Boğazı’nda meydana gelecek bir aksama veya İran’ın karşı hamlesi, tarafların siyasi ve güvenlik hesaplarını hızla değiştirebilir. Bu nedenle asıl soru askerî hareketliliğin var olup olmadığı değil, bu hareketliliğin amacının seçimler tamamlanıncaya kadar krizi kontrol altında tutmak mı, yoksa sandıkların kapanmasından sonra başlayabilecek daha şiddetli bir aşamaya hazırlanmak mı olduğudur.

İran Savaşının ABD ve İsrail Seçimleri Üzerindeki Gölges
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!