1. Haberler
  2. Analiz
  3. Doktor göçü: Türkiye’den Avrupa’ya sessiz beyin akışı

Doktor göçü: Türkiye’den Avrupa’ya sessiz beyin akışı

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Son yıllarda Türkiye’den Avrupa ülkelerine doktor ve hemşire göçü hızla artmıştır. Resmî veriler (örneğin Türk Tabipleri Birliği tarafından verilen “iyi hâl belgesi” sayıları) her yıl yurt dışında çalışmak üzere başvuran doktor sayısının 2020’de 931 iken 2023’te 3000’in üzerine çıktığını ve bu artışın giderek devam ettiğini göstermektedir.

Çeşitli araştırmalar bu olgunun farklı nedenlerini ortaya koymaktadır: düşük maaşlar, uzun ve yorucu çalışma saatleri, olumsuz ve güvensiz çalışma ortamı (özellikle sağlık çalışanlarına yönelik tekrarlayan şiddet olayları), tıp mesleğinin değersizleşmesi ve sağlık sistemindeki yapısal sorunlar (örneğin kariyer basamaklarında ilerlemenin zorluğu ve eğitim sistemindeki verimsizlik) başlıca etkenler arasında sayılmaktadır.

Göç edenlerin genellikle daha genç olduğu (son iki yılda ortalama yaşın 30’un altına düştüğü) ve birçok tıp öğrencisinin Türkiye’deki mesleki gelecekleri konusunda kaygı duyarak göçü bir seçenek olarak gördüğü belirtilmektedir.

Avrupa’daki başlıca hedef ülkeler arasında Almanya (en büyük paya sahip), Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda, Avusturya ve birkaç diğer ülke yer almaktadır. Bu ülkelerin çekiciliği ise daha yüksek maaş ve yan haklar, daha iyi mesleki gelişim fırsatları ve daha güçlü iş güvencesi gibi unsurlara dayanmaktadır.

Göçün kapsamı ve eğilimi

Resmî veriler ve araştırmalara göre Türk doktorların göçü 2018’den itibaren dikkat çekici bir hızla artmıştır. Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre, her yıl yurt dışında çalışmak üzere “iyi hâl belgesi” alan doktor sayısı 2020’de yaklaşık 931 iken, 2021’de 1405’e, 2022’de 2685’e ve 2023’te zirve yaparak 3025’e ulaşmıştır. Ancak 2024 yılında bazı Avrupa ülkelerindeki vize kısıtlamaları nedeniyle bu sayı bir miktar azalarak 2692’ye gerilemiştir.

Genel olarak bu eğilim, Türkiye’den doktor göçünün yeni bir olgu olmadığını, ancak son iki ila üç yılda son derece keskin ve benzeri görülmemiş bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Örneğin 2012 yılında yalnızca 59 uzman doktor ülkeyi terk etmişken, son yıllarda bu sayı yüzlerce kat artış göstermiştir.

«Sağlık ve tedavi alanındaki uzmanların göçü; doktorlar ve hemşireler, daha iyi çalışma şartlarına, daha yüksek gelire ve daha kaliteli bir hayata kavuşmak için bavullarını toplayıp diğer ülkelere yöneliyorlar.»

Ayrıca çalışmalar, bu doktorların önemli bir kısmının Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden geldiğini göstermektedir. Yurt dışına göç başvurusu yapanların üçte ikisinden fazlası bu bölgelerde yaşamaktadır; bu bölgeler hem daha yüksek iş yüküne sahiptir hem de göç eğiliminin daha fazla olduğu yerlerdir.

Hemşireler açısından ise, doktorlara benzer düzeyde ayrıntılı ve resmî istatistikler daha sınırlı olmakla birlikte, araştırmalar ve saha raporları hemşireler arasında da yurt dışına göç etme eğiliminin arttığını göstermektedir. Bu eğilim özellikle COVID-19 pandemisinin ardından, ekonomik koşulların olumsuzluğu, yüksek iş yükü ve elverişsiz çalışma ortamları nedeniyle daha da belirginleşmiştir. Birçok boylamsal çalışma da Türk hemşireler arasında yurt dışında çalışma arayışlarının ve başvuru girişimlerinin arttığını doğrulamaktadır.

Başlıca hedef ülkeler ve göç yolları

Türk doktor ve hemşirelerin Avrupa’daki başlıca göç destinasyonları Almanya, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda, Avusturya ve bazı diğer ülkelerdir. Bu ülkelerin her birinin farklı yasal süreçleri ve kabul sistemleri bulunmaktadır.

Bu ülkeler arasında Almanya en önemli destinasyon olarak öne çıkmaktadır; çünkü ciddi bir sağlık personeli açığı bulunmaktadır ve yabancı doktorları çekmeye yönelik aktif politikalar uygulamaktadır. Türk doktorlar genellikle diploma denklik süreci (Approbation) üzerinden yeterliliklerini onaylatmak zorundadır. Ayrıca B2 veya C1 düzeyinde Almanca dil sınavlarına ve bazı durumlarda mesleki yeterlilik sınavlarına girmeleri gerekmektedir. Bunun yanında bazıları Avrupa Birliği Mavi Kartı (EU Blue Card) üzerinden iş piyasasına giriş yapmaktadır. Almanya son yıllarda sağlık sisteminin önemli bir bölümünün göçmen iş gücüne bağımlı olduğunu resmen vurgulamış ve 2020 yılı sonu itibarıyla ülkede 56 binden fazla yabancı doktorun çalıştığını, bunun toplam doktorların yaklaşık %14’ünü oluşturduğunu belirtmiştir; Türk doktorların payı da giderek artmaktadır.

Birleşik Krallık da önemli bir diğer destinasyondur. Türk doktorların bu ülkeye girişi genellikle Genel Tıp Konseyi’ne (GMC) kayıt, PLAB sınavlarının geçilmesi ve İngilizce dil sınavı (IELTS veya OET) ile sağlanır. Bu süreçten sonra NHS bünyesinde çalışma imkânı ve Skilled Worker Visa (Nitelikli Çalışan Vizesi) elde edilebilir.

İsveç, Hollanda ve Avusturya da benzer ancak yerel dile dayalı sistemlerle Türk sağlık çalışanlarını kabul etmektedir. İsveç’te İsveççe yeterliliği ve tıbbi lisanslama süreçleri, Hollanda’da BIG kayıt sistemi ve denklik sınavı ile Felemenkçe yeterliliği, Avusturya’da ise diploma denkliği ve Almanca dil yeterliliği temel koşullardır.

Bu ülkelerin dışında İsviçre, Norveç, Danimarka gibi bazı Avrupa ülkeleri de sağlık personeli açığı nedeniyle, dil ve mesleki yeterlilik şartlarını karşılayan Türk doktor ve hemşireleri kabul etmektedir.

Türk doktor ve hemşirelerin ana göç destinasyonları; Almanya’dan İngiltere’ye. Yasal yollar, diploma denkliği, dil sınavları ve Avrupa sağlık sistemlerindeki iş fırsatları.

Türkiye içindeki “itici (push)” faktörler

Türkiye’de doktor ve hemşirelerin göç etme eğilimini artıran çeşitli iç faktörler bulunmaktadır. Bunların başında zor çalışma koşulları ve yetersiz ücretlendirme sistemi gelmektedir.

Doktorlar ve hemşireler genellikle uzun çalışma saatleri, yoğun nöbetler ve yüksek hasta yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Öyle ki, yapılan istatistiklere göre Türkiye’de her 1000 kişiye düşen doktor sayısı yaklaşık 2,2 civarındadır; bu oran OECD ülkelerinin ortalamasının altındadır ve bu durum iş yükünü daha da artırmaktadır.

Bunun yanında gelir düzeyi, yaşam maliyetleriyle yeterince uyumlu değildir ve birçok sağlık çalışanı geçimlerini sağlamakta zorlandıklarını ifade etmektedir. Bu durum özellikle dezavantajlı bölgelerde ve zorunlu hizmet dönemlerinde daha da belirgin hale gelmekte ve mesleki motivasyonun azalmasına yol açmaktadır.

Profesyonel ve psikolojik düzeyde de tükenmişlik sendromu, Türkiye’de sağlık çalışanlarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Yüksek iş yükü, hastalarla sürekli temas ve zorlu çalışma koşulları, özellikle COVID-19 pandemisi döneminde doktorlar ve hemşireler arasında kaygı ve tükenmişliğin artmasına neden olmuştur.

Bunun yanı sıra sağlık çalışanlarına yönelik şiddet de önemli bir memnuniyetsizlik faktörü olarak öne çıkmaktadır. Her yıl binlerce fiziksel ve sözlü şiddet vakasının kaydedildiği bu ortam, mesleki güvensizlik hissini daha da güçlendirmektedir. Öte yandan uzmanlık sınavındaki (TUS) yoğun rekabet, asistanlık kontenjanlarının sınırlılığı ve araştırma olanaklarının yetersizliği gibi kariyer gelişimine ilişkin zorluklar da mesleki ilerleme motivasyonunu azaltmakta ve göç eğilimini artırmaktadır.

Daha makro düzeyde ise yapısal ve ekonomik faktörler bu süreci önemli ölçüde etkilemektedir. Ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve Türk lirasının değer kaybı, doktor ve hemşirelerin satın alma gücünü azaltmış ve Avrupa ülkeleriyle arasındaki gelir farkını daha görünür hale getirmiştir. Ayrıca katı idari ve düzenleyici ortam, sağlık sistemindeki politikaların sık sık değişmesi ve iş güvencesine ilişkin belirsizlik algısı, sağlık çalışanları arasındaki memnuniyetsizliği artırmaktadır.

Genel olarak ekonomik baskılar, mesleki tükenmişlik, iş ortamındaki güvensizlik ve kariyer fırsatlarındaki yetersizliklerin birleşimi, ülkede koşulların iyileşeceğine dair umudu azaltmakta ve Türkiye’deki doktor ve hemşire göç dalgasının temel itici güçlerinden biri olarak işlev görmektedir.

Profesyonel ve psikolojik düzeyde de tükenmişlik sendromu, Türkiye’de sağlık çalışanlarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Yüksek iş yükü, hastalarla sürekli temas ve zorlu çalışma koşulları, özellikle COVID-19 pandemisi döneminde doktorlar ve hemşireler arasında kaygı ve tükenmişliğin artmasına neden olmuştur.

Bunun yanı sıra sağlık çalışanlarına yönelik şiddet de önemli bir memnuniyetsizlik faktörü olarak öne çıkmaktadır. Her yıl binlerce fiziksel ve sözlü şiddet vakasının kaydedildiği bu ortam, mesleki güvensizlik hissini daha da güçlendirmektedir. Öte yandan uzmanlık sınavındaki (TUS) yoğun rekabet, asistanlık kontenjanlarının sınırlılığı ve araştırma olanaklarının yetersizliği gibi kariyer gelişimine ilişkin zorluklar da mesleki ilerleme motivasyonunu azaltmakta ve göç eğilimini artırmaktadır.

Daha makro düzeyde ise yapısal ve ekonomik faktörler bu süreci önemli ölçüde etkilemektedir. Ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve Türk lirasının değer kaybı, doktor ve hemşirelerin satın alma gücünü azaltmış ve Avrupa ülkeleriyle arasındaki gelir farkını daha görünür hale getirmiştir. Ayrıca katı idari ve düzenleyici ortam, sağlık sistemindeki politikaların sık sık değişmesi ve iş güvencesine ilişkin belirsizlik algısı, sağlık çalışanları arasındaki memnuniyetsizliği artırmaktadır.

Genel olarak ekonomik baskılar, mesleki tükenmişlik, iş ortamındaki güvensizlik ve kariyer fırsatlarındaki yetersizliklerin birleşimi, ülkede koşulların iyileşeceğine dair umudu azaltmakta ve Türkiye’deki doktor ve hemşire göç dalgasının temel itici güçlerinden biri olarak işlev görmektedir.

Demografik yapı ve göçmenlerin motivasyonları

Türkiye’den göç eden doktor ve hemşirelerin çoğu genç yaş gruplarındandır, ancak farklı yaş aralıklarını da kapsamaktadır. Güncel veriler, Türkiye’de yurt dışı başvurusu yapan doktorların ortalama yaşının 2020 öncesinde yaklaşık 35 iken, son yıllarda 30’un altına düştüğünü göstermektedir. Bu durum, çok sayıda yeni mezun ya da genç asistan hekimin de yurt dışına çıkış planı yaptığını ortaya koymaktadır.

Özellikle bir saha araştırmasına göre tıp eğitimi sürecindeki adaylar arasında asistanların ve öğrencilerin oranı 2020’de %12 iken 2023’te %65’in üzerine çıkmıştır. Buna karşılık, uzun yıllara sahip uzman doktorların oranında belirgin bir azalma gözlemlenmektedir. Ulusal bir çalışmada ise son sınıf tıp öğrencilerinin yaklaşık %70,7’si mezuniyet sonrası yurt dışında çalışmak istediklerini belirtmiş, bunların %60’ı ise kalıcı olarak yerleşmeyi planladıklarını ifade etmiştir.

Göçmenlerin mesleki deneyimleri oldukça çeşitlidir. Raporlara göre birçok göçmen doktor, yeni mezunlar ve 5 yıllık deneyime sahip asistanların yanı sıra, 15–20 yıllık deneyime sahip cerrahlar dahil olmak üzere, uzun yıllar hizmet verdikten sonra yurt dışında yeniden başlama kararı alan uzman hekimleri de kapsamaktadır.

Cinsiyet açısından bakıldığında, göç eden doktorların çoğunluğunu erkekler oluşturmaktadır (genel hekim nüfusuna benzer şekilde), ancak önemli sayıda kadın doktor da bu gruba dahildir. Hemşireler arasında ise genellikle ekonomik ve mesleki belirsizlikler nedeniyle yurt dışına yönelen, çoğu genç ve aile sahibi kadın çalışanlar öne çıkmaktadır.

Türkiye sağlık sistemi için sonuçlar

Türkiye’den doktor ve hemşirelerin kitlesel göçü, sağlık sisteminde nitelikli insan gücünün azalmasına ve sağlık personeli eksikliğinin artmasına yol açmıştır. Bu durum, geride kalan sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü artırmış, hasta başına ayrılan süreyi uzatmış ve bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimi zorlaştırmıştır. Hasta-doktor oranının yükselmesi ise teşhis ve tedavi kalitesini olumsuz etkilemiş ve genel olarak sağlık sisteminin verimliliğinde düşüşe neden olmuştur.

Öte yandan bu süreç, yapısal ve ekonomik açıdan da önemli sonuçlar doğurmaktadır; uzun yıllar süren eğitimle yetiştirilen sağlık çalışanlarının kaybı önemli bir insan sermayesi kaybı anlamına gelmektedir. Ayrıca deneyimli uzmanların azalması tıp eğitim sistemini de zayıflatmakta, uzun vadede ise bölgesel eşitsizlikleri artırarak sağlık göstergelerinin kötüleşmesine ve sağlık sisteminin ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmasına yol açabilmektedir.

Türkiye’de ve hedef ülkelerde politikalar ve tepkiler

Türkiye’deki uygulamalar

Göçmen doktor ve hemşirelerin hedef ülkeleri, özellikle Almanya, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Avusturya, sağlık sektöründeki insan gücü açığının artmasıyla eş zamanlı olarak yabancı sağlık personelini çekmeye yönelik aktif ve kolaylaştırıcı politikalar benimsemiştir. Bu politikalar; diploma denkliği süreçlerinin basitleştirilmesi, Mavi Kart (Blue Card) ve çalışma vizesi gibi göçmenlik düzenlemelerinin kolaylaştırılması, uluslararası işe alım programlarının uygulanması, dil kurslarının sunulması ve mali teşviklerin sağlanmasını içermektedir. Sonuç olarak, bu ülkeler mesleki standartları korumakla birlikte, sağlık sistemlerinde yapısal olarak göçmen iş gücüne bağımlı hale gelmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) binasının yanında hastane koridorunda yürüyen doktor ve hemşireler. Hükümet politikaları ile sağlık çalışanlarının zorlu gerçekliği arasındaki uçurumu simgeleyen güçlü bir görüntü.

Nihai analiz

Belki de temel soru şudur: Türkiye’de hekimlerin refah düzeyi toplumun diğer kesimleriyle kıyaslandığında gerçekte hangi noktada tanımlanmaktadır? Kuşkusuz, doktorların toplumun görece daha ayrıcalıklı ve refah sahibi kesimlerinden biri olduğu söylenebilir. Ancak buna rağmen aralarındaki memnuniyetsizlik neden bu kadar belirgindir? Tıp mesleği yalnızca gelir elde etme ve sermaye biriktirme aracı mı olmalıydı? Hekim, gelirinin ötesinde ülkesinin ve toplumunun ihtiyaçlarını da düşünmek zorunda değil midir?

Ne yazık ki Türkiye’deki neoliberal eğitim sistemi ve düşünsel yapı, doktorların da bu mesleği giderek daha çok fayda ve kazanç ekseninde değerlendirmesine yol açmıştır. Bu yaklaşım, tıp mesleğinin etik temelini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmektedir. Böyle bir ortamda tıp, adeta daha iyi alıcıyı bulduğu yere yönlendirilmesi gereken bir meta haline gelmektedir; daha yüksek ödeme gücü olan yerde sunulan, olmayan yerde ise sunulmaması gereken bir hizmete dönüşmektedir. Bu düşünce biçimi, ekonomik imkânı olmayan ailelerin kendi ülkelerinde en temel sağlık hizmetlerinden bile yeterince yararlanamamasına yol açmakta; oysa bu hizmetler onların en temel ve doğal hakkıdır.

Önemli nokta şudur: Türkiye’de sağlık çalışanlarının göçü artık istisnai bir karar değil, yeni nesil sağlık personeli için standart bir kariyer stratejisine dönüşmektedir. Geçmişte “nitelikli göç” olarak değerlendirilen bu olgu, bugün genç doktorlar arasında baştan itibaren yapılan bir “çıkış planlaması” hâlini almıştır. Bu zihniyet değişimi oldukça kritiktir; çünkü iç politikaların artık yalnızca maaş artışlarıyla davranışı değiştiremeyeceğini göstermektedir. Zira “göç kararı”, bireylerin iş gücü piyasasına girmesinden önce şekillenmektedir.

Başka bir açıdan bakıldığında, Türkiye sağlık sistemi bir eğitim paradoksu ile karşı karşıyadır: Daha fazla doktor yetiştirildikçe, ülkeyi terk edenlerin sayısı da artmaktadır. Bu nedenle tıp eğitimi kapasitesinin artırılması, yapısal motivasyon reformları yapılmadıkça krizi çözmek yerine derinleştirmektedir. Bu durum politika literatüründe “insan sermayesi sızıntı etkisi (Human Capital Leakage Effect)” kavramına yaklaşmaktadır; yani ülke içindeki yatırım fiilen dış sistemleri güçlendiren bir sürece dönüşmektedir.

Tüm bu tartışmalar, neoliberal düşünce yapısı toplumda hâkim olduğu sürece bu sorunların giderek daha yaygın ve daha derin bir şekilde ortaya çıkacağını göstermektedir. Kurtuluş yolu, bu yıkıcı ve insanı değersizleştiren düşünce biçiminin ortadan kaldırılmasından geçmektedir.

Doktor göçü: Türkiye’den Avrupa’ya sessiz beyin akışı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!