İran’ın batı sınırlarında son dönemde gözlenen askerî hareketlilik, hava saldırılarının yoğunlaşması ve yeni bir kara cephesinin açılabileceğine dair ihtimallerin artmasıyla eş zamanlı olarak bölgesel gözlemcilerin dikkatini çekmiştir. Yayımlanan raporlar; Devrim Muhafızları birliklerinin, özel kuvvetlerin, zırhlı araçların, topçu unsurlarının ve insansız hava araçlarının İran-Irak sınır hattına sevk edildiğini göstermektedir. Bu hareketliliğin özellikle ülkenin batı ve kuzeybatısındaki Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırına yakın alanlarda yoğunlaştığı bildirilmektedir. Bu çerçevede, İran İslam Cumhuriyeti’ne muhalif Kürt gruplar yaklaşık üç bin Saberin özel kuvvet mensubunun bölgeye konuşlandırıldığını ileri sürmüştür. Ancak bu iddia henüz bağımsız ve kapsamlı biçimde doğrulanmamıştır. Critical Threats Project de söz konusu sevkiyatın boyutlarını başka kaynaklar üzerinden teyit edemediğini açıklamıştır. Bununla birlikte, silahlı Kürt gruplarla yaşanan çatışmalar, İHA uçuşlarındaki artış, sınır karakollarının güçlendirilmesi ve Devrim Muhafızları’na ait bazı askerî unsurların bölgeye sevk edilmesine ilişkin haberler, Tahran’ın batı sınırlarına yönelik güvenlik hassasiyetinin belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Bu durum hem silahlı grupların sızma girişimlerine karşı savunma hazırlığı hem de süren hava saldırılarının gölgesinde muhtemel bir kara cephesinin oluşmasını önlemeye yönelik önleyici bir tedbir olarak değerlendirilebilir.
Bu askerî hareketlilik, İran’ın batı sınırlarının tarihî ve güvenlik geçmişi çerçevesinde ele alınmalıdır. Eylül 1980’de Irak’ın kara saldırısı, birden fazla sınır hattından ilerleyerek ve özellikle Huzistan’a yoğunlaşarak başlamıştı. Bu tecrübe, bugün de İran’ın savunma hesaplarında; özellikle Huzistan, Şelemçe, Şattülarap ve Basra’nın karşısındaki bölgeler açısından önemini korumaktadır. Saddam Hüseyin yönetiminin 2003 yılında devrilmesinin ardından Amerikan kuvvetlerinin Irak’taki varlığı ve Basra Körfezi’nin güneyindeki ülkelerde konuşlanması da batı ve güneybatı hattından gelebilecek muhtemel tehditleri Tahran’ın kalıcı güvenlik kaygılarından biri hâline getirmiştir. Kuzey Irak’ta konuşlanan İranlı silahlı Kürt gruplar da uzun yıllardır gerilim kaynağı olmuştur. İran, geçmiş yıllarda bu grupların Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki mevzilerini birçok kez füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almış; 2023 yılında ise Tahran ile Bağdat arasında bu grupların silahsızlandırılması ve sınır bölgelerinden daha iç kesimlere taşınmasını öngören bir anlaşmaya varılmıştır.
Nihai Analiz
Kara kuvvetlerindeki hareketlilik, geniş kapsamlı etkileri ve stratejik sonuçları nedeniyle her zaman dikkatle izlenmelidir. İlk belirtilere aşırı iyimser yaklaşmak veya sınırlı askerî sevkiyatları önemsiz görmek, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir. Batı Asya’daki gelişmeler de bölgenin kademeli olarak daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru ilerlediğine işaret etmektedir. Daha önce ağırlıklı olarak nükleer ve füze programları ekseninde şekillenen bu çatışma, bugün Hürmüz Boğazı meselesiyle de doğrudan bağlantılı hâle gelmiştir. Boğazın kontrolü ve enerji akışının güvence altına alınması, gerilimi tırmandırabilecek en önemli faktörlerden birine dönüşebilir. Böyle bir ortamda kara operasyonları da savaşın kapsamını genişletme veya seyrini değiştirme bakımından belirleyici bir rol oynayabilir.
İran’ın çevresindeki istikrarsız sınır bölgeleri, özellikle Sistan ve Belucistan ile Kürdistan, kısa vadede ciddi bir güvenlik krizi üretme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle şimdiye kadar geniş çaplı ve düzenli bir askerî sevkiyat gözlemlenmemiş olsa da sınırlı hareketlilik dahi göz ardı edilmemelidir. Bu sevkiyatların kapsamının artması ve aynı zamanda ağır silahların taşınması, destek birliklerinin konuşlandırılması ve sınır faaliyetlerinin yoğunlaşması hâlinde, söz konusu gelişmeler bir kara savaşının şekillenmekte olduğuna dair daha ciddi işaretler olarak değerlendirilebilir.
Mevcut koşullarda batı hattındaki başlıca tehdit, İran yönetimine karşı faaliyet gösteren ve ülke içinde yeni bir silahlı cephe açma kapasitesine sahip Kürt grupların hareketliliğidir. Bununla birlikte, bu kez asıl tehlikenin kuzeybatıdan değil, İran’ın güneybatısından ortaya çıkması da mümkündür. Irak sınırına, Basra hattına ve Basra Körfezi sularına yakın olan bu bölge, Hürmüz Boğazı çevresindeki krizin büyümesi durumunda çatışmanın en hassas alanlarından birine dönüşebilir. Bu nedenle Kürdistan sınırındaki gelişmelerin yanı sıra Huzistan, Güney Irak ve Kuveyt’e yakın güzergâhlardaki askerî ve güvenlik hareketliliği de daha dikkatli biçimde takip edilmelidir.


