1. Haberler
  2. Analiz
  3. Lübnan Analizi
  4. Sınırların Ötesinde Bir Savaş: Hizbullah’ın Orta Doğu’nun Yeni Jeopolitik Dengelerindeki Rolü

Sınırların Ötesinde Bir Savaş: Hizbullah’ın Orta Doğu’nun Yeni Jeopolitik Dengelerindeki Rolü

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasındaki askerî gerilimi simgeleyen temsili bir görsel. Lübnan, Hizbullah ve İsrail bayraklarının çatışma ve askerî operasyon sahneleriyle birlikte yer aldığı bu kompozisyon, Güney Lübnan ile Kuzey İsrail hattında süregelen güvenlik krizini, jeopolitik rekabeti ve bölgesel gerilimi yansıtmaktadır.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İsrail’in Lübnan’a yönelik savaşları ve askerî operasyonları onlarca yıllık bir geçmişe sahiptir ve 1970’li yıllardan bu yana Orta Doğu’daki en önemli çatışma başlıklarından biri olmayı sürdürmektedir. İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik ilk büyük çaplı askerî harekâtı, Mart 1978’de ,”Sahil Yolu Saldırısı”na karşılık olarak gerçekleştirildi. Bu olayda 35 İsrail vatandaşı hayatını kaybetmiş, bunun üzerine İsrail ordusu yaklaşık 25 bin askerle “Litani Harekâtı”nı başlatarak Litani Nehri’ne kadar ilerlemiştir. Söz konusu operasyon, Lübnan’da ağır insani kayıplara ve büyük çaplı yıkıma neden olmuş; yaklaşık iki bin Lübnanlı ve Filistinli yaşamını yitirmiştir. Operasyonun ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek amacıyla Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nü (UNIFIL) bölgeye konuşlandırmış, ancak bu güç iki ülke sınırında kalıcı güvenliği sağlamayı başaramamıştır.

Dört yıl sonra, Haziran 1982’de (Hordad 1361), İsrail bu kez “Celile İçin Barış Harekâtı”  adı altında çok daha kapsamlı bir askerî operasyon başlattı. Yaklaşık 40 bin askerin katıldığı harekât Beyrut’a kadar genişletildi. İsrail, operasyonun temel amacının Filistin Kurtuluş Örgütü’nün askerî altyapısını ortadan kaldırmak ve ülkenin kuzey bölgelerinin güvenliğini sağlamak olduğunu açıkladı. Ancak 1982 savaşı son derece ağır insani sonuçlar doğurdu; çoğunluğu Lübnanlı, Filistinli ve Suriyeli sivillerden oluşan yaklaşık 19 bin kişi hayatını kaybetti. Bu savaş sırasında Beyrut’un kuşatılması, Lübnan’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel’in suikasta uğraması ve ardından Lübnanlı Falanjist milisler tarafından gerçekleştirilen Sabra ve Şatila Katliamı, dönemin en önemli ve en trajik gelişmeleri arasında yer aldı.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasındaki gerilimi simgeleyen temsili bir görsel. Sol tarafta İsrail askerleri ve çatışma alanını yansıtan patlamalar yer alırken, sağ tarafta Hizbullah bayrağı örgütün sembolü olarak gösterilmektedir. Görsel, son yıllarda taraflar arasında yaşanan askerî ve güvenlik temelli çatışmaları sembolik olarak yansıtmaktadır.

Savaşın sona ermesinin ardından İsrail, Güney Lübnan’ın bazı bölgelerini “güvenlik bölgesi” adı altında işgal altında tutmaya devam etti. Yaklaşık 18 yıl süren bu askerî varlık, Hizbullah’ın yürüttüğü silahlı direniş ve artan baskılar sonucunda sona erdi. Nihayet 2000 yılında, Başbakan Ehud Barak liderliğindeki İsrail hükümeti Güney Lübnan’dan tek taraflı olarak çekilme kararı aldı. Bu gelişme, Hizbullah tarafından önemli bir zafer olarak değerlendirildi ve örgütün Lübnan’ın siyasi ve güvenlik yapısı içindeki konumunu belirgin ölçüde güçlendirdi.

İki taraf arasındaki yeni çatışma dönemi, Temmuz 2006’da Hizbullah’ın iki İsrail askerini esir almasının ardından başladı. Hizbullah ise bu eylemin, İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik uzun süredir devam eden ihlalleri ve askerî operasyonlarına verilen bir karşılık olduğunu savundu. İsrail, buna geniş çaplı bir askerî harekâtla karşılık verdi ve böylece 33 Gün Savaşı olarak bilinen çatışmalar başladı. Savaş, her iki taraf için de ağır insani kayıplara ve büyük altyapı tahribatına yol açtı. Çatışmalar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı ile sona erdi. Söz konusu karar; ateşkesin sağlanmasını, Lübnan ordusu ile UNIFIL güçlerinin ülkenin güneyine konuşlandırılmasını ve sınır bölgesinde silahlı grupların faaliyetlerinin engellenmesini öngörüyordu. Ancak kararın birçok hükmü uygulamada tam anlamıyla hayata geçirilemedi.

2006 ile 2023 yılları arasında taraflar arasında kapsamlı bir savaş yaşanmasa da, Lübnan-İsrail sınırı sürekli olarak karşılıklı topçu atışlarına, hava saldırılarına, sınırlı askerî operasyonlara ve güvenlik gerilimlerine sahne oldu. Bu durum, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından yeni bir boyut kazandı. Hizbullah, Hamas’a destek verdiğini açıklayarak Güney Lübnan’dan İsrail hedeflerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırıları başlattı. İsrail ordusu ise buna, Hizbullah mevzilerine yönelik yoğun hava ve topçu saldırılarıyla karşılık verdi. O tarihten bu yana Lübnan-İsrail sınırı, bölgedeki en aktif çatışma cephelerinden biri hâline gelmiş; zaman zaman ilan edilen geçici ateşkeslere rağmen karşılıklı saldırılar ve askerî gerilimler devam etmiştir.

Çatışmalar sırasında Hamas güçleri tarafından esir alınan İsrail askerlerinin nakledildiğini gösteren bir görüntü. Fotoğraf, Gazze savaşında yaşanan askerî gelişmelerden birini yansıtmakta ve çatışmanın askerî ile insani boyutlarına işaret etmektedir.

7 Ekim 2023 Saldırısı Sonrası Gelişmeler

Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e düzenlediği saldırı, bölgenin güvenlik dengelerinde önemli bir dönüm noktası olmuş ve çatışmaların Lübnan cephesine de yayılmasına yol açmıştır. Gazze Savaşı’nın ilk günlerinden itibaren Hizbullah, Hamas’a destek verdiğini açıklayarak İsrail’in kuzeyindeki askerî hedeflere yönelik roket, insansız hava aracı (İHA) ve topçu saldırıları başlattı. Buna karşılık İsrail ordusu da Güney Lübnan’daki Hizbullah mevzileri ve örgüte ait olduğu belirtilen altyapı tesislerine yoğun hava ve topçu saldırıları düzenledi. Karşılıklı saldırılar zamanla tırmanarak, 2006’daki 33 Gün Savaşı’ndan bu yana taraflar arasında yaşanan en şiddetli askerî çatışmaya dönüştü.

2024 yılı boyunca askerî operasyonların kapsamı daha da genişledi ve her iki taraf da saldırılarının yoğunluğunu artırdı. İsrail, gerçekleştirdiği hedef odaklı operasyonlarla Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından bazılarını etkisiz hâle getirdi. Bu operasyonların en dikkat çekeni, Eylül 2024’te Beyrut’un güney banliyösündeki Hizbullah karargâhına düzenlenen hava saldırısında Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın hayatını kaybetmesi oldu. Buna karşılık Hizbullah da İsrail’in kuzeyindeki askerî hedeflere ve yerleşim birimlerine yönelik roket, füze ve İHA saldırılarını yoğunlaştırarak caydırıcılık kapasitesini korumaya çalıştı.

Haftalar süren yoğun çatışmaların ardından, Kasım 2024’ün sonlarında Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğu ve bazı uluslararası aktörlerin desteğiyle taraflar arasında bir ateşkes anlaşması ilan edildi. Anlaşmaya göre Hizbullah güçlerini Litani Nehri’nin kuzeyine çekecek, Lübnan ordusu ise sınır bölgelerinde konuşlanarak güvenliği sağlayacaktı. Ancak anlaşmanın uygulanması ciddi güçlüklerle karşılaştı. İsrail, güvenlik tehditlerinin tamamen ortadan kalkmasına kadar sınır hattındaki bazı bölgelerde asker bulundurmaya devam edeceğini açıkladı. Hizbullah ise bu durumu ateşkes hükümlerinin ihlali olarak değerlendirdi.

2025 yılının başından itibaren çatışmaların şiddeti, savaşın ilk aylarına kıyasla azalmış olsa da, karşılıklı topçu atışları, hava saldırıları ve sınırlı sınır operasyonları devam etti. Bu gelişmeler, ateşkesin taraflar arasında kalıcı ve sürdürülebilir bir güvenlik düzeni oluşturamadığını ve geniş çaplı bir savaşın yeniden başlaması riskinin hâlen devam ettiğini ortaya koymaktadır.

Seyyid Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’ın örgütsel yapısı üzerinde ciddi bir baskı oluştu. Bu baskı, Lübnan’da yeni hükümetin göreve gelmesiyle birlikte daha da arttı. Bu bakış açısına göre, Lübnan hükümeti de Hizbullah üzerindeki baskıyı artıran politikalar izledi ve bu yaklaşımın İsrail’in güvenlik hedefleriyle büyük ölçüde örtüştüğü değerlendirildi.Bu süreç, İran ile İsrail arasındaki çatışmaların daha ciddi bir aşamaya evrilmesiyle yeni bir boyut kazandı. Aynı dönemde Hizbullah da İsrail’e yönelik roket ve füze saldırılarının yoğunluğunu artırdı ve böylece çatışmaların seviyesi belirgin şekilde yükseldi. Her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği bu süreç, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ilan edilen ateşkesin ardından kısmen sakinleşti.

Ateşkes süresince İran, yaptığı açıklamalarda ateşkesin yalnızca İran ile İsrail’i değil, “Direniş Ekseni” olarak adlandırdığı tüm müttefik aktörleri, özellikle de Lübnan’daki Hizbullah’ı da kapsaması gerektiğini defalarca dile getirdi. Bu çerçevede İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir mutabakatın sağlandığı ifade edildi. Ancak bu değerlendirmeye göre İsrail, önceki anlaşmalarda olduğu gibi söz konusu mutabakata da tam olarak uymadı ve Lübnan’a yönelik hedefli operasyonlarını ve askerî saldırılarını sürdürdü.Çatışmaların daha da genişlemesi üzerine İran, İsrail’in saldırılarına karşılık olarak İsrail topraklarındaki hedeflere yönelik birkaç dalga hâlinde füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirdi. Bu gelişme, iki ülke arasındaki askerî gerilimi benzeri görülmemiş bir düzeye taşıdı ve çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırdı.

İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırıları sonrasında isabet alan bölgelerden birinde yükselen alevleri ve yoğun dumanı gösteren bir görüntü. Saldırılar, İran ile İsrail arasındaki doğrudan askerî gerilimin tırmandığı dönemde meydana gelmiş ve bazı bölgelerde önemli hasara yol açmıştır.

Karşılıklı saldırıların ardından, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere çeşitli uluslararası aktörlerin diplomatik girişimleri ve arabuluculuk çabaları sonucunda İran ile İsrail arasında gerilimi azaltmaya yönelik bir ateşkes süreci başlatıldı. Bununla birlikte, sağlanan ateşkes kırılganlığını korumakta; taraflar birbirlerini defalarca ateşkesi ihlal etmekle suçlamaktadır. Sınırlı çaplı saldırılar, hedef odaklı askerî operasyonlar ve güvenlik gerilimleri devam ederken, bölgedeki temel anlaşmazlıkların henüz giderilemediği ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik koşulların oluşmadığı görülmektedir.

Nihai Analiz

Mevcut koşullar altında, çatışmanın taraflarının kapsamlı ve kalıcı bir barış anlaşmasına doğru ilerlediğini gösteren somut işaretler oldukça sınırlıdır. Buna karşılık birçok bölgesel ve uluslararası analist, başlıca aktörlerin askerî kapasitelerini yeniden yapılandırdıkları, savunma imkânlarını güçlendirdikleri ve olası yeni çatışma senaryolarına hazırlık yaptıkları değerlendirmesinde bulunmaktadır. Bu nedenle, çatışmaların yeniden tırmanarak daha geniş kapsamlı bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali, stratejik çevrelerde üzerinde en fazla durulan senaryolardan biri olmayı sürdürmektedir.

Diplomatik girişimlerin tamamen başarısız olması hâlinde, çatışmaların Lübnan ve Gazze cephelerinin ötesine taşarak daha geniş bir coğrafyaya yayılması ihtimali bulunmaktadır. Böyle bir senaryoda İran, Lübnan Hizbullahı, Irak’taki direniş grupları, Yemen’deki Ensarullah Hareketi ve Filistinli silahlı gruplar çatışmalara daha doğrudan dâhil olabilir. Bununla birlikte, bu senaryonun gerçekleşmesi kesin değildir ve mevcut aşamada yalnızca olası ihtimallerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, bölgede devam eden yüksek düzeydeki gerilim, kapsamlı bir siyasi çözümün henüz ortaya konulamamış olması ve bölgesel güçler arasındaki stratejik rekabetin sürmesi, önümüzdeki hafta ve ayların Orta Doğu’nun güvenlik dengeleri açısından belirleyici bir dönem olacağını göstermektedir.

Sınırların Ötesinde Bir Savaş: Hizbullah’ın Orta Doğu’nun Yeni Jeopolitik Dengelerindeki Rolü
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

HABER AFAK ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!