2024 Kasım ayının sonlarında, özellikle Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve onunla müttefik olan gruplar başta olmak üzere, Suriye’deki en önemli muhalif gruplardan oluşan bir koalisyon, yıllar süren yıpratıcı savaşın ve bölgesel dengelerdeki değişimlerin ardından Halep, Hama ve İdlib cephelerinden geniş çaplı bir askerî operasyon başlattı. Muhaliflerin ilerleme hızı o kadar yüksekti ki, iki haftadan kısa bir süre içinde ülkenin geniş bölgeleri hükümetin kontrolünden çıktı ve Esad rejiminin askerî yapısı fiilen çökmeye başladı.
8 Aralık 2024’te muhalif güçler Şam’a girdi ve komuta merkezlerinin hızla dağılması ve ordunun etkili bir direniş gösterememesi sonucunda yönetim tamamen çöktü. Beşşar Esad ve ailesi ülkeyi terk ederek Rusya’ya sığındı. Aynı gün, HTŞ’nin eski lideri ve “Ebu Muhammed el-Colani” olarak bilinen Ahmed eş-Şara, devlet medyası üzerinden Esad rejiminin sona erdiğini ve Suriye’nin siyasi tarihinde yeni bir dönemin başladığını ilan etti.
Geçici hükümetin oluşumu
Suriye’deki bu büyük gelişmenin ardından Ahmed eş-Şara’nın başkanlığında geçiş hükümeti kuruldu ve Şam’da yeni bir güç yapısı oluştu. Bu hükümet, yönetim yapısının yeniden inşasını, yeni devlet kurumlarının kurulmasını ve muhalif silahlı grupların tek bir ulusal ordu çatısı altında birleştirilmesini öncelik olarak belirledi.
Ancak Esad’ın devrilmesinden sonra Suriye istikrara girmek yerine, iç rekabetlerin ve bölgesel ile uluslararası müdahalelerin arttığı bir alana dönüştü. Bölgesel düzeyde İsrail, güvenlik gerekçeleri ve Dürzi azınlığı koruma iddialarını öne sürerek güney Suriye’deki askerî operasyonlarını genişletti; hava saldırıları ve sınırlı kara ilerlemeleriyle sınır bölgelerindeki etkisini artırdı.
Aynı zamanda eski rejim yapılarının kalıntıları—önceki ordudan unsurlar, Alevi milisler ve yerel mobilizasyon ağları—ülkenin batı bölgelerinde silahlı direnişe yöneldi. Bu durum, mezhepsel çatışmaları derinleştirirken geçiş hükümetinin sert güvenlik operasyonlarına zemin hazırladı.
“Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’de siyasi, güvenlik ve ekonomik yeniden yapılanma”
Esad yönetiminin çökmesinin ardından, Ahmed eş-Şara (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğindeki geçiş hükümeti, iç ve uluslararası meşruiyetini sağlamlaştırmak için geniş kapsamlı bir çaba başlattı. Ülke içinde, eski muhalif siyasi yapılar ve önceki geçici hükümet de dâhil olmak üzere muhalefet gruplarının önemli bir kısmı bu geçiş sürecini destekledi ve devlet kurumlarının yeniden inşası ile ülke bütünlüğünün korunmasının önemini vurguladı. Bölgesel ve uluslararası düzeyde ise İran ve Hizbullah hariç, çoğu dış aktör yeni yönetime temkinli ancak genel olarak olumlu bir yaklaşım sergiledi.
Türkiye, Şam’daki yeni siyasi yapıyla hızla temas kuran ilk ülkelerden biri oldu. Ankara, Aralık 2024’te İbrahim Kalın ve Hakan Fidan’ın başkanlık ettiği üst düzey diplomatik ve güvenlik heyetlerini göndererek geçiş hükümetiyle resmî ilişkilerini yeniden başlattı ve Şam’daki büyükelçiliğini tekrar açtı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de 2025’in ilk aylarında Şam ile ilişkileri normalleştirme sürecine girdi. Bu süreçte ABD, Birleşik Krallık ve Rusya ise yeni yönetimin niteliğine ilişkin bazı endişelere rağmen, Suriye’de istikrarın sağlanması, devlet kurumlarının yeniden inşası ve bölgesel gerilimlerin artmasının önlenmesi gerektiğini vurguladı.
Güvenlik alanında geçiş hükümeti, Kürt meselesini de yeni devlet inşası projesi çerçevesinde yönetmeye çalıştı. Bu kapsamda Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre, kuzeydoğu Suriye’deki sınır kapılarının, petrol tesislerinin ve stratejik altyapının yönetimi kademeli olarak merkezi hükümetin denetimine bırakılacaktı. Ancak bu anlaşmanın askerî ve idarî boyutlarının tam olarak uygulanması, 2025 yılı sonuna kadar çeşitli engeller ve anlaşmazlıklarla karşılaştı. Buna rağmen bu anlaşma siyasi açıdan büyük önem taşıyordu; çünkü Batılı güçlerin, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin, birleşik bir Suriye’nin korunması ve ülkenin bölünmesinin önlenmesi fikrini desteklemeye devam ettiğini gösteriyordu.
Dağınık güvenlik sorunları
Bu kazanımlara rağmen yeni hükümet ciddi güvenlik sorunlarıyla da karşı karşıya kaldı. Suriye’nin batı ve kıyı bölgelerinde, özellikle Alevi nüfusun yoğun olduğu Tartus ve Lazkiye vilayetlerinde, eski rejime bağlı unsurlar; önceki askerî yapının bazı üyeleri, “Şebbiha” olarak bilinen ağlar ve Alevi milis grupları, zaman zaman saldırılar ve intikam eylemleri gerçekleştirdi. Geçiş hükümeti buna karşılık olarak bu bölgelerde kontrolü yeniden sağlamak ve isyan odaklarını bastırmak amacıyla geniş kapsamlı askerî ve güvenlik operasyonları başlattı.
Mart 2025 sonuna kadar bu huzursuzlukların büyük bölümü kontrol altına alınmış olsa da, bazı bölgelerde dağınık saldırılar ve güvenlik tehditleri devam etti.
Aynı zamanda Suriye’nin güneyi de yeni zorluklarla karşılaştı. Süveyda vilayetinde, Bedevi aşiretleri ile Dürzi gruplar arasındaki gerilimler 2025 yazında silahlı çatışmalara dönüştü ve geçiş hükümetini yeni bir krizle karşı karşıya bıraktı. Ahmed eş-Şara hükümeti, siyasi arabuluculuklara dayanarak ve Amerika Birleşik Devletleri ile bazı Arap ülkelerinin diplomatik desteğini kullanarak, çatışmaların yayılmasını ve kapsamlı bir mezhepsel krize dönüşmesini engellemeye çalıştı.
Ekonomik alanda yeni Suriye hükümeti, yıllar süren savaş nedeniyle altyapısı ciddi şekilde tahrip olmuş, finansal kaynak sıkıntısı çeken, yüksek işsizlik ve enerji krizi yaşayan bir ülkeyle karşı karşıya kaldı. Uluslararası yaptırımların kısmen azaltılması veya askıya alınması, yeniden yapılanma sürecinin başlaması için sınırlı bir fırsat sağladı ve geçiş hükümeti, yabancı yatırımları çekerek ekonomik toparlanmayı başlatmaya çalıştı.
Bu süreçte Türkiye, yeni yönetimin en önemli ekonomik ortağı hâline geldi. Ankara, Suriye’de otoyollar, limanlar, elektrik şebekesi ve gaz tesisleri gibi kritik altyapıların yeniden inşasını destekleyerek Şam ile bir dizi ekonomik ve ticari anlaşma imzaladı. Ancak Türkiye’nin Suriye’ye ihracat ve ithalatındaki belirgin artış ile Türk şirketlerinin ülkedeki hızlı ekonomik varlığı, bazı Suriyeli ekonomik aktörler arasında ülkenin Türkiye’ye ekonomik bağımlılığının artacağı ve dış ticaret açığının derinleşeceği yönünde endişelere yol açtı. Genel olarak, finansal kaynak eksikliği, devam eden yerel güvensizlikler ve siyasi ile idari yapının kırılganlığı, Suriye’nin yeniden inşası ve ekonomik toparlanmasının önündeki en önemli engeller olmaya devam etmektedir.
İsrail’in Esad’ın devrilmesinden sonraki askerî saldırıları
Aralık 2024’te Beşşar Esad rejiminin çökmesi, Suriye’de önemli bir güvenlik ve siyasi boşluk yarattı ve İsrail bu durumu hızla değerlendirdi. Şam’daki hükümetin çöküşünden yalnızca birkaç gün sonra İsrail güçleri, Golan’daki tampon bölgenin bazı kısımlarına ve Suriye’nin güneyindeki alanlara giriş yaptı. Tel Aviv, bu adımın İsrail’in kuzey sınırlarında yeni güvenlik tehditlerinin oluşmasını önlemek amacıyla atıldığını açıkladı. İsrail, Suriye’deki güç geçişinin yarattığı istikrarsızlığın silahlı grupların faaliyet göstermesi için uygun bir zemin oluşturabileceğini savundu.
Aynı zamanda İsrail ordusu, “Bashan Oku” (Arrow of Bashan) adı altında geniş kapsamlı bir askerî operasyon başlattı. Bu operasyonun ilan edilen amacı, Suriye ordusundan geriye kalan askerî altyapının, komuta merkezlerinin ve silah depolarının imha edilmesiydi; böylece bu ekipmanların silahlı grupların eline geçmesi ve İsrail’e yönelik yeni tehditlerin oluşması engellenmek istendi.
Bu strateji çerçevesinde Ocak 2025’ten itibaren İsrail’in hava saldırılarının kapsamı belirgin şekilde arttı ve Şam başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki birçok askerî ve güvenlik tesisi hedef alındı.
En önemli saldırılardan biri 16 Temmuz 2025’te gerçekleşti; bu saldırıda Şam’daki Suriye Savunma Bakanlığı binasının bazı bölümleri tahrip edildi ve çok sayıda asker ile devlet çalışanı öldü ve yaralandı. İsrailli yetkililer bu operasyonu, Suriye’nin güneyindeki Dürzi nüfusun yaşadığı bölgelerin güvenliğini desteklemek ve İsrail sınırlarına yakın bölgelerde çatışmaların yayılmasını engellemek çerçevesinde gerekçelendirdi. Ancak birçok analist, İsrail’in asıl hedefinin Dürzi azınlığı korumanın ötesinde olduğunu ve Tel Aviv’in yeni Suriye hükümetinin askeri kapasitesini zayıflatmaya çalışarak ülkenin caydırıcılık potansiyelinin yeniden inşa edilmesini engellemek ve Golan cephesinde kendi lehine olan güvenlik dengesini sağlamlaştırmak istediğini düşünmektedir.
İsrail’in saldırıları Şam ile sınırlı kalmadı; 2025 yılı boyunca Halep, Humus, Tedmur (Palmira) ve Lazkiye gibi bölgelerde de çeşitli hava saldırıları düzenlendi. İsrail ordusu bu saldırıların İran ile bağlantılı güçlere ve onlarla ilişkili olduğu iddia edilen silah depolarına ve “direniş gruplarının” mevzilerine yönelik olduğunu ileri sürdü. Oysa Esad’ın devrilmesinden sonra bu tür grupların Suriye’de büyük ölçüde kalmadığı, bu iddianın esasen Suriye’nin savunma kapasitesini zayıflatmak amacıyla kullanıldığı ve İsrail’in gelecekte bundan faydalanmayı hedeflediği belirtilmektedir. Buna karşılık Julani hükümeti bu tür eylemlere ciddi bir karşılık vermemiş, yalnızca sözlü kınamalarla yetinmiştir.
Tahminlere göre 2025 yılının sonuna kadar İsrail, Suriye topraklarında yüzlerce hava saldırısı ve onlarca sınırlı kara ve deniz operasyonu gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar, Suriye’nin askerî ve güvenlik altyapısına ağır zararlar vermenin yanı sıra yüzlerce askerî personelin ve çok sayıda sivilin ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştır. Ayrıca Suriye’ye ait devlet tesisleri, silah depoları, komuta merkezleri ve askerî destek altyapısının önemli bölümleri ciddi şekilde hasar görmüştür.
Genel olarak, İsrail’in Suriye’de Esad’ın devrilmesinden sonraki stratejisi dört ana başlıkta özetlenebilir: yeni Suriye hükümetinin askerî kapasitesinin yeniden inşasını engellemek, İran’la bağlantılı grupların ülkedeki varlığını kalıcılaştırmasını önlemek, Suriye’nin güneyinde bir güvenlik kuşağı oluşturmak ve Golan cephesinde İsrail’in stratejik üstünlüğünü korumak. Bu yaklaşım, Esad sonrası Suriye’deki istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden biri olarak görülmekte ve ülkenin devletleşme ve yeniden inşa süreci üzerinde hâlâ gölge oluşturmaktadır.
Nihai analiz
Suriye’nin mevcut durumu, “fırtına öncesi sessizlik” olarak yorumlanabilir. Çünkü ülkenin farklı bölgelerinde çeşitli aktörler, uygun koşullarda öne çıkabilmek için güç toplama ve ağ kurma sürecindedir. Türkiye, Suriye’ye müdahil olarak hem kendi sınırlarında Kürt unsurlara karşı bir güvenlik tamponu oluşturmayı hem de Suriye üzerinden İsrail, İran ve Irak’taki gelişmelerde daha etkili bir rol oynamayı hedeflemiştir.
Esad’ın devrilmesinden sonra Türkiye bu hedefe ulaşmak için tüm kapasitesini seferber etmiş ve büyük ölçüde de ilerleme kaydetmiştir. Ancak bugün gelinen noktada, Suriye’deki gelişmeler Türkiye’ye beklenen stratejik kazanımları tam olarak sağlamamış; bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı önceki politikalarını da sorgulanır hale getirmiştir.
Suriye’deki en temel sorun bugün güvenlik meselesidir. Bu unsur, tüm bölgeyi etkileyebilecek ölçekte bir kırılganlık taşımaktadır. Suriye’nin istikrarsızlaştırılması, ilk etapta Türkiye’nin kendisini doğrudan etkileyebilecek bir yangını tetikleyebilir. Günümüzde Suriye yeterli devlet otoritesinden yoksun olduğu için, farklı ülkeler ve aktörler burada kendi çıkarları doğrultusunda faaliyet göstermektedir. Bu da Türkiye açısından tabloyu daha da karmaşık hale getirmektedir.
Suriye, yüksek gerilimli bir sahaya dönüşmüş durumdadır ve bu durum Türkiye’yi İsrail ile karşı karşıya getirme potansiyeli taşımaktadır. Öte yandan Suriye’deki gelişmeler İran tarafından da yakından takip edilmekte olup, İran’a yakın bazı grupların yeniden güç kazanması ihtimali bulunmaktadır.
Tüm bu gelişmeler tek bir gerçeğe işaret etmektedir: Suriye’de istikrarsızlık devam edecektir. Bu istikrarsızlık, Türkiye’nin güney sınırlarını büyük dönüşümlere açık hale getirmektedir. Kürt gruplarla yaşanan gerilimlerin yoğunluğu da dikkate alındığında, herhangi bir gelişme hızla tüm Türkiye’yi etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir.
Bu nedenle, Suriye’nin Türkiye için bir sıçrama tahtası mı yoksa tehlikeli bir bataklık mı olduğu sorusuna cevap vermek için henüz erken olduğu söylenebilir.
Suriye geçiş sürecinde; kırılgan güvenlik ve çoklu aktörler