Hicri Şemsi takvime göre 1405 yılının Tir ayının ilk günlerinde(Temmuz 2026) ilk günlerinde, NATO üyesi ülkelerin liderleri, ittifakın karşı karşıya bulunduğu en önemli güvenlik sorunlarını değerlendirmek amacıyla iki gün sürecek bir zirve için Ankara’da bir araya geldi. Zirve, dünyanın aynı anda iki kritik krizle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştirildi: Ukrayna savaşının devam etmesi ve Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki askerî gerilimin tırmanması. Bu nedenle Ankara Zirvesi, sıradan bir diplomatik toplantının ötesine geçerek güç gösterisinin, kriz yönetiminin ve küresel güvenlik dengelerinin yeniden tanımlanmasının sahnesi hâline geldi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılması, toplantıya ayrı bir önem kazandırdı. Zira birçok analist, bunu Washington yönetiminin Avrupa, Rusya ve Orta Doğu’ya yönelik yaklaşımını değerlendirmek açısından önemli bir fırsat olarak gördü. Zirvede, Ukrayna’ya Rusya karşısında verilen desteğin sürdürülmesi, NATO üyelerinin savunma harcamalarının artırılması, ittifakın askerî kapasitesinin güçlendirilmesi ve Orta Doğu’daki gelişmelerin muhtemel sonuçları ele alındı. Ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, zirve kapsamında Donald Trump ile bir araya gelerek Batı’nın Kiev’e sağlayacağı desteğin geleceği ve savaşın sona erdirilmesine yönelik olası yollar hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Toplantıya Katılanlar ve Diplomatik Görüşmeler
Ankara Zirvesi’ne NATO’nun 32 üye ülkesinin tamamı katılırken, ittifakın temel üyelerinin yanı sıra çeşitli davetli ülkeler de toplantıda yer aldı. Fas, Filipinler ve Singapur’dan temsilcilerin yanı sıra, Ukrayna heyeti de Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin başkanlığında zirveye iştirak etti. Bu ülkelerin katılımı, NATO’nun güvenlik alanındaki iş birliğini genişletme ve dünyanın farklı bölgelerindeki ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirme çabasının bir göstergesi olarak değerlendirildi.
ABD Başkanı Donald Trump, zirvenin en dikkat çeken isimlerinden biri olarak 11 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret etti ve Amerikan heyetine başkanlık etti. Ankara’ya gelişi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından karşılanması, uluslararası medyada geniş yankı uyandırdı. Trump, Türk yetkililerle yaptığı görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra NATO’nun stratejik güvenlik meseleleri ve Orta Doğu’daki son gelişmeleri de ele aldı.
Zirve kapsamında liderler arasında çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirildi. Bunların en önemlisi, 8 Temmuz akşamı Donald Trump ile Volodimir Zelenskiy arasında yapılan özel görüşmeydi. Görüşmenin ana gündemini, Batı’nın Ukrayna’ya sağlayacağı gelecekteki destek ve Rusya ile devam eden savaşın seyri oluşturdu. Ayrıca Trump’ın temasları kapsamında Suriye Geçici Hükûmeti Başkanı Ahmed eş-Şara ile de Suriye’deki durum ve bölgesel gelişmeler hakkında görüşmesi planlandı.
Erdoğan ile Trump İlişkileri: Dostluk Gösterisinden Çözülemeyen Anlaşmazlıklara
Donald Trump ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara Zirvesi kapsamında gerçekleştirdiği görüşme, toplantının en önemli siyasi gelişmelerinden biri olarak öne çıktı ve medya ile uluslararası ilişkiler uzmanlarının yoğun ilgisini çekti. İki lider, görüşme sırasında Washington ile Ankara arasındaki yakın ilişkileri ve stratejik iş birliğini vurgulayan bir tablo ortaya koymaya çalıştı.
Görüşmelerin en önemli gündem maddelerinden biri askerî ve savunma alanındaki iş birliğiydi. Trump, Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından uygulanan ABD silah kısıtlamalarının kaldırılabileceğini ifade etti ve Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına yeniden dâhil edilmesi ihtimaline de değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Washington’un daha önce F-35 teslimatına ilişkin verdiği taahhütleri hatırlatarak Ankara’nın bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini beklediğini vurguladı. Bu çerçevede görüşmenin genel atmosferi, iki tarafın geçmişte yaşanan gerginlikleri azaltma ve savunma alanındaki ilişkileri yeniden güçlendirme yönündeki iradesini yansıttı.
Bununla birlikte Donald Trump, Erdoğan ile sergilediği yakın diyaloğun yanı sıra, İran’a yönelik bazı askerî operasyonlarda yeterli destek vermedikleri gerekçesiyle NATO’nun bazı Avrupalı müttefiklerini de eleştirdi. İtalya, Almanya ve Fransa’yı askerî iş birliğine yönelik kısıtlamaları nedeniyle hedef alan Trump, ayrıca NATO Zirvesi’nin Türkiye dışında başka bir ülkede düzenlenmiş olması hâlinde muhtemelen toplantıya katılmayacağını söyledi. Bu açıklamalar, Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin bu dönemde daha sıcak bir görünüm sergilemesine rağmen, ABD ile bazı Avrupalı NATO üyeleri arasında bölgesel krizlere yaklaşım konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü ortaya koydu.
NATO Zirvesi Sırasında Güney İran’a Yönelik Saldırı Emri
NATO Zirvesi’ni son derece kritik ve belirleyici bir toplantıya dönüştüren en önemli gelişmelerden biri, zirvenin Basra Körfezi’nde yaşanan askerî gelişmelerle aynı döneme denk gelmesiydi. Toplantı sürerken, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilimin tırmanmasının ardından Donald Trump, ABD çıkarlarıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı gemilere Hürmüz Boğazı’nda düzenlenen ve İran’a atfedilen saldırılara karşılık olarak, İran’ın güneyindeki hedeflere hava saldırıları düzenlenmesi talimatını verdi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) açıklamasına göre saldırılarda İran’ın güneyindeki çeşitli noktalar hedef alındı ve bazı tesislerde hasar meydana geldi. Önceki operasyonlarla kıyaslandığında daha kapsamlı ve daha yoğun olduğu belirtilen bu harekât, birçok gözlemci tarafından İran ile ABD arasındaki krizin doğrudan çatışmanın yeni bir aşamasına geçtiğinin işareti olarak değerlendirildi.
Buna karşılık İran da, ülke liderinin cenaze törenleri devam etmesine rağmen, ABD saldırısına kısa sürede karşılık verdi ve Bahreyn ile Kuveyt’teki Amerikan üslerine yönelik saldırılar gerçekleştirdi. Özellikle Bahreyn’de daha yoğun şekilde hissedilen bu saldırılar, İran’ın kendi haklarını savunma konusunda herhangi bir geri adım atmayacağı yönünde yorumlandı. Aynı zamanda, ABD’nin tekrarlanan ihlalleri gerekçesiyle İran’ın önümüzdeki saatlerde Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapatabileceğine ilişkin haberler de gündeme gelmeye başladı.
Bu askerî gelişmelerin NATO Zirvesi ile eş zamanlı yaşanması, toplantının siyasi ve stratejik önemini daha da artırdı. Birçok analiste göre bu gelişmeler, Orta Doğu’da yeni bir istikrarsızlık döneminin başlangıcına işaret edebilir. Böyle bir sürecin yalnızca bölgesel güvenliği değil, aynı zamanda küresel enerji piyasalarını, deniz ticaret yollarını ve uluslararası güç dengelerini de önemli ölçüde etkileyebileceği değerlendiriliyor.
İran: Geniş Katılımlı Cenaze Töreni ve Toplumsal Dayanışma Gösterisi
Bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde İran da en önemli siyasi ve toplumsal gelişmelerinden birine sahne oldu. Resmî medya kuruluşlarının aktardığına göre, İran liderinin cenaze törenleri ülkenin farklı şehirlerinde geniş halk katılımıyla gerçekleştirildi ve son yılların en büyük kitlesel organizasyonlarından biri hâline geldi. İlk resmî tören, 3 Temmuz’da Tahran’da devlet yetkilileri ile yabancı heyetlerin katılımıyla düzenlendi. Ardından 6 Temmuz’da başkentte gerçekleştirilen halk töreninde, Tahran caddeleri milyonlarca yas tutan vatandaşın katılımına sahne oldu.
Tahran’daki törenlerin ardından cenaze merasimleri Kum kentinde devam etti. 7 Temmuz’da İran liderinin naaşı, geniş halk katılımıyla bu şehirde de uğurlandı. Ancak cenaze programı yalnızca İran sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Daha sonra törenler, direniş eksenini destekleyen çevrelerin katılımıyla bölgesel bir nitelik kazandı ve naaş, cenaze merasimlerinin devamı için Irak’a götürüldü.
Şii dünyasının en önemli dinî merkezlerinden olan Necef ve Kerbelâ kentleri de bu törenlere ev sahipliği yaptı. Irak medyasının aktardığına göre, her iki şehirde de geniş katılımlı törenler düzenlendi; kalabalıklar arasında kırmızı bayraklar, dinî semboller ve siyasi bağlılığı simgeleyen işaretler dikkat çekti. Ayrıca bölgenin farklı ülkelerinden gelen gruplar, İran bayrakları ve kendilerine yakın hareketlerin flamalarıyla törenlere katılarak Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’e karşı sloganlar attı.
Bu süreç, dinî ve törensel yönünün yanı sıra siyasi açıdan da önem taşıdı. Törenler, bölgedeki müttefik gruplar arasındaki bağların ve “direniş ekseni” olarak tanımlanan yapıya yönelik toplumsal desteğin devam ettiğini göstermeyi amaçlayan bir mesaj olarak değerlendirildi. Açıklanan programa göre, Irak’taki törenlerin tamamlanmasının ardından İran liderinin naaşının 9 Temmuz’da Meşhed’de defnedilmesi planlandı.
Enerji Piyasaları ve Ekonomik Etkiler
Orta Doğu’daki çatışmalar, küresel enerji piyasalarını kısa sürede etkisi altına aldı. Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ile enerji altyapısına yönelik ilk saldırıların ardından Brent petrolünün varil fiyatı 76 doların üzerine çıkarak haziran ayı sonundan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bu yükselişin temel nedeni, ABD’nin İran’a yönelik askerî operasyon başlatması ve dünyanın en önemli petrol taşıma güzergâhında deniz trafiğinin aksayabileceğine yönelik endişelerin artmasıydı.
Analistler, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü daha da artırması (örneğin askerî deniz unsurlarının kullanılması veya mayın döşenmesi yoluyla) hâlinde petrol sevkiyatının aylar boyunca önceki kapasitesinin yüzde 50’sinin altına düşebileceği ve bunun da fiyatların yüksek seviyelerde kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Buna karşılık, çatışmaların yeniden tırmanmasından önce, haziran ayının son günlerinde gerilimin azalması ve gemilerin normal rotalarına dönmesiyle birlikte petrol fiyatlarında düşüş yaşanmıştı. Nitekim 25 Haziran’da Brent petrolü, ilk füze saldırılarından sonraki en düşük seviyesine gerilerken, gemiler Hürmüz Boğazı’ndan yeniden normal güvenlik koşullarında geçmeye başlamıştı.
Gerilimin yeniden yükselmesi üzerine bazı petrol üreticisi ülkeler acil üretim artışı kararı alırken, Amerika Birleşik Devletleri de stratejik petrol rezervlerini piyasaya sunacağını açıkladı. Bununla birlikte uzmanlara göre savaşın uzaması veya daha da genişlemesi hâlinde en büyük risk, küresel arzın daralması ve yeni bir petrol şokunun yaşanmasıdır. Hürmüz Boğazı’nda güvenlik tam anlamıyla sağlanabilmiş değil ve zaman zaman deniz ulaşım yollarının kapatılabileceğine ilişkin tehditler gündeme gelmeye devam ediyor.
Petrol ithalatçısı ülkelerin liderleri, özellikle Çin ve Hindistan, ile büyük rafineri şirketleri, bu gelişmelerin akaryakıt fiyatları ve enflasyon üzerindeki doğrudan etkilerinden endişe duyuyor. Örneğin Alman Haber Ajansı’nın aktardığına göre, petrol fiyatlarında yaşanan son gerileme Avrupa’da benzin fiyatlarının düşmesine katkı sağladı. Ancak uzmanlar, bölgedeki gerilimin yeniden tırmanması hâlinde fiyatların kısa süre içinde yeniden sert şekilde yükselebileceği uyarısında bulunuyor. Genel olarak değerlendirildiğinde, NATO Zirvesi süresince ve hemen sonrasında Brent petrol fiyatları yüksek dalgalanma sergiledi.
Nihai Analiz
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, benzeri görülmemiş bölgesel bir kriz atmosferinde gerçekleştirildi. Zirve, aynı zamanda Trump yönetiminin aylardır NATO üyesi ülkeleri İran’a karşı yürütülen savaşa destek vermeye ikna etmeye yönelik çabalarının somut sonuçlarının ortaya çıkacağı bir platform olarak değerlendirildi. Gelişmelerin seyri incelendiğinde, Donald Trump’ın NATO içinde ortak bir destek zemini oluşturabilmek için yoğun diplomatik girişimlerde bulunduğu görülmektedir.
Bu süreçte ise bir ülke diğerlerinden daha farklı ve belirleyici bir ağırlığa sahip görünmektedir: Türkiye. İran’a komşu olması nedeniyle Türkiye ve ülke topraklarında bulunan NATO altyapısı, olası gelişmelerde çok daha kritik bir rol üstlenme potansiyeline sahiptir. Trump, Mart ve Nisan aylarında yaşanan çatışmalar sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan birçok kez övgüyle söz etmiş ve Erdoğan’ın kendi talebi doğrultusunda o aşamada sürece doğrudan müdahil olmadığını ifade etmişti. Bu yaklaşımın, bugün izlenen politikanın hazırlık sürecinin bir parçası olduğu yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.
Türkiye’nin özellikle Azerbaycan ve Suriye’deki etkisi, İran’a ilişkin bölgesel gelişmeler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Azerbaycan ve Türkiye’nin İran ile paylaştığı kara sınırları, ABD ve İsrail açısından İran’a yönelik olası operasyonel faaliyetlerde stratejik avantaj sağlayabilecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Önümüzdeki dönemde dikkatler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu riskli jeopolitik süreçte nasıl bir tutum sergileyeceğine çevrilmiş durumdadır. Türkiye’nin bu denklemde daha aktif bir rol üstlenip üstlenmeyeceği ya da stratejik özerkliğini koruyarak Washington’un taleplerine karşı daha temkinli bir politika izleyip izlemeyeceği, bölgesel gelişmelerin seyrini etkileyebilecek temel unsurlardan biri olacaktır.




